Otobülten.com Güncel Otomobil Haberleri

Etiket: elektirikli otomobil

  • TikTak sürücüleri puanlayacak

    TikTak sürücüleri puanlayacak

    Mobilite platformu TikTak, bugüne kadar yaptığı 40 milyondan fazla kiralamanın verisiyle “Sürüş Skoru” algoritma modelini geliştirdi ve hayata geçirdi.

    Riskli sürüş davranışlarını kaza yaşanmadan görünür kılan TikTak, kullanıcılarının ani fren, hız ve ani dönüş gibi sürüş davranışlarını analiz ederek bir sürücü skoru oluşturuyor.

    Uygulama, trafikteki herkes için daha dikkatli ve güvenli sürüş davranışlarını teşvik ediyor.

    Sürüş Skoru’nun arkasındaki algoritma, TikTak’ın bugüne kadar gerçekleştirdiği 40 milyonu aşkın kiralamadan elde edilen veri analitiğine dayanıyor.

    Araçlara entegre telematik sistemler sürüş boyunca şu parametreleri takip ediyor:

    ● Hız ihlali

    ● Ani yavaşlama

    ● Ani dönme ve sert viraj alma

    ● Ani hızlanma.

    Her yolculuğun ardından kullanıcı, sürüşünü 0–100 arası bir ölçekte görüyor.

    Skor, kullanıcının son kiralamalarındaki sürüş alışkanlıklarını yansıtan dinamik bir yapıya sahip. Böylece tek bir kötü sürüş kalıcı bir etiket haline gelmiyor, düzenli güvenli sürüşle puan yeniden yükseliyor.

    Artık her TikTak kullanıcısının yaptığı sürüşleri baz alan bir ortalama panel sürüş skoru var.

    RİSK KAZADAN ÖNCE GÖRÜNÜR HALE GELİYOR

    Trafikte kazaların önemli bir kısmı, fark edilmeden tekrarlanan riskli alışkanlıklardan kaynaklanıyor.

    Sürüş Skoru, bu alışkanlıkları henüz bir kazaya dönüşmeden görünür kılarak, önleyici bir güvenlik katmanı oluşturuyor.

    Aldığı uyarılara rağmen başkalarının güvenliğini tehlikeye atacak şekilde sürüş yapmaya devam eden kullanıcılar pasife alınıyor.

    “TRAFİĞİ GÜVENLİ HALE GETİRMEK İSTİYORUZ”

    Hem araçların hem de sürücülerin teknoloji sayesinde denetlendiğini kaydeden TikTak CEO’su Neyran Arslantürk, “40 milyon kiralamadan öğrendiğimiz verileri bir algoritmada birleştirerek kullanıcılarımıza nasıl sürdüklerini şeffaf ve objektif biçimde gösteren bir sistem kurduk. Sürüş Skoru’nu bir denetim aracı olarak değil, toplumsal bir sorumluluk projesi olarak görüyoruz. Şehirlerde ulaşım çözümü sunarken şehir trafiğini de herkes için daha güvenli hale getirmek istiyoruz” dedi.

  • Dünya şampiyonu Ali Türkkan OtoSpor’a konuk oldu

    Dünya şampiyonu Ali Türkkan OtoSpor’a konuk oldu

    HT Spor’un otomotiv sektörü ve motor sporlarındaki gelişmeleri ekrana taşıyan programı OtoSpor, 100’üncü bölümüyle izleyicilerle buluştu.

    Yiğitcan Yıldız’ın sunduğu programın bu haftaki konukları, 2026 Dünya Gençler Ralli Şampiyonası’nı (JWRC) kazanan ilk Türk pilot Ali Türkkan ve Castrol Ford Team Türkiye Takım Koçu Murat Bostancı oldu.

    Programda Ali Türkkan’ın dünya şampiyonluğuna uzanan kariyeri, sezon boyunca karşılaştığı zorluklar ve şampiyonluğun kesinleştiği Şili Rallisi ele alındı.

    Son iki sezonu üçüncü sırada tamamladıktan sonra dünya şampiyonluğuna ulaşan Türkkan’ın başarısında takım çalışmasının ve yarış stratejisinin önemi de gündeme geldi.

    Murat Bostancı’nın takım koçu olarak üstlendiği rol ve Castrol Ford Team Türkiye’nin uluslararası yarışlardaki çalışmaları da programın öne çıkan konuları arasında yer aldı.

    OtoSpor’un 100’üncü bölümünde Türkkan’ın dünya şampiyonluğunun ardından kariyerinde atabileceği yeni adımlar da ele alındı.

    Dünya Ralli Şampiyonası’nın (WRC) üst kategorilerine geçiş, 2027 sezonu için olası yarış programı ve Türk pilotların uluslararası arenadaki geleceği konuşulan başlıklar arasında yer aldı.

    Programda ayrıca ralli sporunun Türkiye’deki gelişimi, genç pilotların yetiştirilmesi ve uluslararası yarışlarda mücadele etmenin maliyetleri de gündeme geldi.

    OtoSpor, her çarşamba saat 10.00’da HT Spor ekranlarında otomotiv dünyası ve motor sporlarındaki gelişmeleri izleyicilerle buluşturmaya devam ediyor.

  • Honda, EICMA 2026’da Gövde Gösterisi Yasptı

    Honda, EICMA 2026’da Gövde Gösterisi Yasptı

    Honda, 3–8 Kasım 2026 tarihleri arasında Milano’da düzenlenen EICMA 2026’da motosiklet, otomobil ve yeni mobilite alanlarındaki ürün ve teknolojilerini tanıtıyor. Salon 7’deki 3 bin metrekareyi aşan motosiklet standında yenilenen Africa Twin ve Fireblade modelleri, V3R900 E-Compressor’ün seri üretimi planlanan modelini ve yeni ADV125’i sergiliyor. Honda’nın resmi otomobil partnerliği kapsamında Prelude HRC Concept de fuarda öne çıkıyor. Fastport Honda eQuad ile yeni mobilite çözümlerini de tanıtan marka, sürdürülebilir stant yaklaşımını ve sosyal fayda odaklı etkinliklere katılımını bu yıl da sürdürüyor. Honda’nın EICMA’daki kapsamlı katılımı, İtalya’nın marka açısından taşıdığı önemin yanı sıra ülkedeki üretim, tasarım ve Ar-Ge faaliyetlerinin de altını çiziyor.

    EICMA 2026, 3–8 Kasım 2026 tarihleri arasında İtalya’daki Fiera Milano fuar alanında düzenleniyor. Honda, fuardaki farklı sergi alanlarında motosikletlerden otomobillere, yeni nesil şehir içi aracından kişisel mobilite çözümlerine uzanan geniş ürün gamını sergiliyor. Honda’nın bu kapsamlı katılımı, mühendislik ve teknoloji alanındaki yetkinliğini ortaya koyarken; İtalya’nın markanın Avrupa operasyonları açısından taşıdığı önemi de vurguluyor. 

    Honda Motor Europe Başkanı Hans de Jaeger fuar katılımına yönelik olarak “İtalya, Honda için Avrupa’nın en önemli pazarlarından biri. Özellikle motosiklet alanında en güçlü pazarlarımız arasında yer alıyor. Ancak İtalya ile bağımız, otomobil faaliyetlerimizin yanı sıra ülkede uzun yıllardır sürdürdüğümüz üretim, tasarım ve geliştirme çalışmalarıyla çok daha kapsamlı bir nitelik taşıyor. EICMA, Honda’nın mühendislik anlayışını, yenilikçi yaklaşımını ve müşterilerimize fayda sağlayan ürünlerini tanıtmak için eşsiz bir fırsat sunuyor” dedi. 

    EICMA’da Honda’nın beklenen yeni Africa Twin ve Fireblade modelleri ilk kez sergileniyor

    Honda’nın EICMA 2026’da Salon 7’de yer alan ve 3 bin metrekareyi aşan Honda motosiklet standında, 2027 model yılı için yenilenen iki model ailesi öne çıkıyor. Kapsamlı geliştirmelerden geçen Africa Twin ailesi daha yüksek performans, gelişmiş teknolojiler ve farklı sürüş ihtiyaçlarına yönelik seçenekler sunarken; yeni CBR1000RR-R Fireblade SP, Honda’nın 30 yılı aşkın yarış deneyiminden beslenen motor, şasi ve aerodinamik yenilikleriyle dikkat çekiyor. Honda ayrıca, V3R900 E-Compressor modelinin seri üretime yönelik halini ilk kez bu yıl EICMA’da sergiliyor. Bu üç modelin yanı sıra, markanın İtalya’daki Atessa fabrikasında üretilen yeni ADV125 modeli de ilk kez ziyaretçilerle buluşuyor. Honda, fuarda motosikletlere yönelik yeni nesil sürüş destek sistemi Honda SENSING RIDE’ı da tanıtıyor. İlk olarak 2027 yılı Africa Twin Adventure Sports modelinde kullanılacak sistem, Honda’nın motosiklet güvenliğini geliştirmeye yönelik çalışmalarında yeni bir aşamayı temsil ediyor.

    EICMA 2026’nın resmi otomobil partneri: Honda Otomobil

    Honda Otomobil, EICMA 2026’nın resmi otomobil partneri olarak fuarda yer alıyor. Organizasyon tarihinde bu unvanı taşıyan ikinci otomobil markası olan Honda, fuar alanının farklı noktalarında Prelude modelini merkeze alan özel deneyimler sunuyor. Bu yıl Goodwood Hız Festivali’nde ilk kez sergilenen Honda Prelude HRC Concept de EICMA’da ziyaretçilerle buluşuyor. Doğu Girişi, 14. Salonun önündeki Ana Cadde, 18. Salonun yakınındaki MotoLive alanı ve 9. Salonun önündeki Corso Italia’da gerçekleştirilecek etkinliklerde ziyaretçiler, Prelude’un elektrik destekli performansını, ileri teknolojilerini ve sportif mirasını yakından keşfedebilecek. Geçtiğimiz yıl tanıtılan e:HEV hibrit spor coupe Prelude temel alınarak geliştirilen konsept, Honda Racing Corporation (HRC) ve Honda Access Corporation tarafından geliştirilen yarış teknolojilerinden türetilen parçalarla donatılıyor. 

    Honda’nın amiral gemisi SUV modeli CR-V de fuarda özel bir versiyonuyla sergileniyor. Sınırlı sayıda üretilecek ve yalnızca İtalya pazarında satışa sunulacak olan CR-V Urban Edition, kendine özgü tasarım detayları ve özel donanımlarıyla ziyaretçilerin karşısına çıkıyor. Honda, ikonik kompakt hatchback modeli Jazz’ın 25 yıllık geçmişini de özel bir yıl dönümü versiyonuyla kutluyor. Istituto Europeo di Design (IED) iş birliğiyle yalnızca sergilenmek üzere hazırlanan tasarım, otomotiv tasarımını yaratıcılık ve inovasyonla buluşturuyor. 5 Kasım 2026 Perşembe günü ise ziyaretçiler, Honda Automobile Italy elçisi ve Olimpiyat madalyalı üç adım atlama sporcusu Andy Díaz Hernández ile tanışma fırsatı bulacak.

    Mobiliteye yeni yaklaşım: Fastport eQuand

    Fastport Honda, EICMA’daki ana etkinlik alanında İtalya’daki ilk tanıtımını gerçekleştirecek. Tamamen elektrikli bir mikro mobilite aracı olan eQuad, şehir merkezlerinde gerçekleştirilen dağıtım ve teslimat faaliyetleri için özel olarak geliştirildi. Bisiklet yollarında ve dar şehir sokaklarında kullanıma uygun şekilde tasarlanan araç; kompakt boyutları, otomotiv standartlarında dayanıklılığı, pedal destekli elektrikli güç sistemi, değiştirilebilir bataryaları ve farklı ihtiyaçlara göre uyarlanabilen modüler yük taşıma yapısıyla öne çıkıyor. Fastport Honda, Honda’nın mühendislik ve teknoloji birikimini yeni mobilite çözümlerine taşıyan yaklaşımını temsil ediyor. eQuad şehir içi ulaşım ve lojistik alanındaki değişen ihtiyaçlara yönelik geliştirilen bu yaklaşımın örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.

    Sürdürülebilirlik ve sosyal fayda odağında EICMA 2026

    Honda, 2025 yılında motosiklet standında hayata geçirdiği sürdürülebilir uygulamalarla EICMA Sürdürülebilir Katılımcı Ödülü’nü kazanmıştı. Etkinliğin en büyük stantlarından biri olmasına rağmen modüler bir yapı üzerine kurulan stantta dayanıklı, yeniden kullanılabilir ve kolayca sökülebilir paneller tercih edilmişti. Kullanılan malzemeler de dayanıklılık, hafiflik, nakliye verimliliği ve kolay kurulum kriterleri doğrultusunda seçilmişti. 2026 yılında da motosiklet standı aynı sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda hazırlandı.

    Honda, fuar kapsamındaki sosyal sorumluluk çalışmalarına da EICMA Charity Races’e katılarak destek veriyor. 5-6 Kasım 2026 tarihlerinde düzenlenecek yardım yarışlarında Honda’nın macera sürücüsü Kirian Mirabet, iki silindirli kategoride Transalp modeliyle mücadele edecek. Mirabet, 2025 yılında düzenlenen yarışlarda iki yarışın toplamında en iyi sonucu elde etmişti. Honda, bu katılımla fuar programına sosyal fayda boyutunu da taşıyor.

  • OSS Derneği, 2026’nın Üçüncü Çeyreğini Değerlendirdi

    Otomotiv satış sonrası pazarı, 2026 yılının üçüncü çeyreğinde artan finansal baskılar ve zayıflayan talep koşullarının etkisiyle temkinli seyrini sürdürdü. Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneğinin (OSS) 2026 Yılı Üçüncü Çeyrek Sektörel Değerlendirme Anketi’ne göre; yılın üçüncü çeyreğinde yurt içi satışlar, 2025’in aynı dönemine göre dolar bazında ortalama yüzde 0,03 artış göstererek yatay seyretti. Sektörün en önemli sorunu yüzde 80,9 ile nakit akışında yaşanan problemler olurken, maliyetlerdeki aşırı artış yüzde 70,6 ile ikinci sırada yer aldı. Önümüzdeki üç ayda yeni yatırım yapmayı planlayan üyelerin oranı ise yüzde 14,7’ye geriledi. Ankete katılan üyelerin yüzde 41,2’si satış sonrası pazarının önümüzdeki dönemde daha kötüye gideceğini öngörürken, yılın son çeyreğinde yurt içi satışlarda dolar bazında yüzde 1,30 daralma bekleniyor. OSS Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özçete, sektörün karşı karşıya olduğu finansman ve nakit akışı sorunlarının sürdürülebilir büyüme açısından önemine dikkat çekerek, maliyet baskılarının hafifletilmesi, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve ekonomik öngörülebilirliğin güçlendirilmesinin sektörün öncelikli ihtiyaçları arasında yer aldığını vurguladı.  

    Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneği (OSS), otomotiv satış sonrası pazarının 2026 yılı üçüncü çeyrek performansını, üyelerinin katılımıyla düzenlediği sektörel değerlendirme anketiyle ortaya koydu. Anket sonuçlarına göre, otomotiv satış sonrası pazarında yılın üçüncü çeyreğinde yurt içi satışlar 2025 yılının aynı dönemine kıyasla dolar bazında ortalama yüzde 0,03 artış gösterdi. Dağıtıcı üyelerin satışlarında dolar bazında yüzde 2,61 düşüş yaşanırken, üretici üyelerin satışlarında dolar bazında yüzde 3,18 artış gerçekleşti. Yurt içi satışlarda önceki dönemde öngörülen yüzde 1,33’lük büyüme beklentisinin altında kalınması, sektördeki zayıf talep koşullarının devam ettiğine işaret etti.

    Tahsilat süreçlerinde olumsuz seyir güçlendi!

    Ankete göre, yılın üçüncü çeyreğinde üyelerin stokları bir önceki çeyreğe göre ortalama yüzde 0,23 azaldı. Dağıtıcı üyelerin stoklarında yüzde 1,14 gerileme yaşanırken, üretici üyelerin stokları yüzde 0,85 arttı. Sektörün en önemli gündem maddelerinden biri olan tahsilat süreçlerinde ise olumsuz görünüm belirginleşti. Ankete katılan üyelerin yüzde 48,5’i tahsilat süreçlerinin bir önceki çeyreğe göre kötüleştiğini, yüzde 5,9’u ise çok daha kötü hale geldiğini belirtti. Böylece tahsilat süreçlerini olumsuz değerlendiren üyelerin toplam oranı yüzde 54,4’e yükseldi. Üyelerin yüzde 35,3’ü tahsilat süreçlerinde herhangi bir değişiklik olmadığını ifade ederken, yalnızca yüzde 10,3’ü tahsilat süreçlerinde iyileşme yaşandığını bildirdi. Bir önceki ankette 39,9 seviyesinde olan tahsilat süreçlerine ilişkin ortalama değerlendirme puanı, üçüncü çeyrekte 37,5’e geriledi. Bu sonuçlar, sektör genelinde finansal koşulların işletmeler üzerindeki baskısının arttığını ortaya koydu.

    Sektörün en büyük sorunu nakit akışı oldu!

    OSS Derneği’nin üçüncü çeyrek anketinde sektörün karşı karşıya kaldığı sorunlar da ayrıntılı biçimde değerlendirildi. Yılın ilk çeyreğinde maliyet artışları sektörün en önemli sorunu olarak öne çıkarken, üçüncü çeyrekte nakit akışında yaşanan problemler ilk sıraya yükseldi. Ankete katılan üyelerin yüzde 80,9’u nakit akışında yaşanan problemleri sektörün en önemli sorunları arasında gösterdi. Maliyetlerdeki aşırı artış yüzde 70,6 ile ikinci sırada yer alırken, iş ve ciro kaybı yüzde 52,9 ile üçüncü sıraya yerleşti. Üyelerin yüzde 47,1’i kargo maliyetlerindeki artış ve teslimatlarda yaşanan gecikmeleri önemli sorunlar arasında değerlendirirken, yüzde 26,5’i gümrüklerde yaşanan problemleri, yüzde 25’i ise tedarik sorunlarını işaret etti. Mevzuat değişiklikleri ve istihdamda yaşanan problemler yüzde 17,6’şar oranla öne çıkarken, döviz kurlarındaki hareketliliği sorun olarak belirten üyelerin oranı yüzde 10,3 oldu. Sonuçlar, otomotiv satış sonrası pazarında maliyet artışlarının önemini koruduğunu, ancak işletmelerin finansal dengelerini yönetmekte yaşadığı güçlüklerin giderek daha belirleyici hale geldiğini gösterdi.

    Yatırım yapmayı planlayan şirketlerin oranı yüzde 14,7’ye geriledi!

    Sektörün yatırım planlarına ilişkin sonuçlar da temkinli görünümü destekledi. Ankete göre, önümüzdeki üç ay içerisinde yeni yatırım yapmayı planlayan üyelerin oranı bir önceki çeyrekteki yüzde 20,3 seviyesinden yüzde 14,7’ye geriledi. Üretici üyelerde yeni yatırım yapmayı düşünenlerin oranı yüzde 28,6’dan yüzde 22,6’ya düşerken, dağıtıcı üyelerde bu oran yüzde 13,9’dan yüzde 8,1’e indi. Böylece her iki grupta da yatırım eğiliminin zayıfladığı görüldü. Özellikle dağıtıcı üyelerin yüzde 91,9’unun önümüzdeki üç ayda yeni yatırım planlamaması, sektördeki finansal koşulların ve geleceğe yönelik beklentilerin yatırım kararları üzerindeki etkisini ortaya koydu.

    Her 100 şirketten 53’ü istihdamını korudu!

    Ankete katılan üyelerin yüzde 52,9’u 2026 yılının üçüncü çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre istihdamını koruduğunu belirtirken, yüzde 22,1’i çalışan sayısını artırdığını, yüzde 25’i ise istihdamında azalma yaşandığını ifade etti. Üretici üyelerin yüzde 25,8’i, dağıtıcı üyelerin ise yüzde 24,3’ü istihdamında azalma olduğunu bildirdi. Buna karşılık istihdam artışı üretici üyelerde yüzde 22,6, dağıtıcı üyelerde yüzde 21,6 seviyesinde gerçekleşti. Her iki grupta da istihdamını koruyan şirketler çoğunluğu oluştururken, istihdamını azaltan şirketlerin oranının artıranların üzerinde gerçekleşmesi dikkat çekti.

    Yılın son çeyreğinde satışlarda yüzde 1,30 daralma bekleniyor!

    OSS Derneği anketi, yılın son çeyreğine ilişkin beklentilerde de temkinli bir görünüm ortaya koydu. Üyeler, 2026 yılının son çeyreğinde yurt içi satışların 2025’in aynı dönemine göre dolar bazında ortalama yüzde 1,30 azalacağını öngördü. Dağıtıcı üyelerin satışlarında dolar bazında yüzde 2,81 düşüş beklenirken, üretici üyelerde dolar bazında yüzde 0,50 oranında sınırlı artış öngörüldü. Sektörün genel gidişatına ilişkin beklentiler de zayıfladı. Ankete katılan üyelerin yüzde 44,1’i önümüzdeki üç ayda otomotiv satış sonrası pazarında önemli bir değişiklik beklemezken, yüzde 41,2’si sektörün daha kötüye gideceğini belirtti. Daha iyiye gidiş bekleyen üyelerin oranı ise yüzde 11,8’de kaldı. Bir önceki çeyrekte yüzde 21,9 olan kötüleşme beklentisinin yüzde 41,2’ye yükselmesi, buna karşılık iyileşme beklentisinin yüzde 20,3’ten yüzde 11,8’e gerilemesi dikkat çekti. Genel ekonomik görünüme ilişkin beklentilerde de benzer bir tablo ortaya çıktı. Üyelerin yüzde 58,8’i önümüzdeki üç ayda ekonomik koşulların kötüleşmesini beklerken, yüzde 33,8’i mevcut koşulların devam edeceğini, yüzde 7,4’ü ise iyileşme yaşanacağını öngördü. Öte yandan ankete katılan üyelerin 2026 yıl sonuna ilişkin ortalama dolar kuru beklentisi, bir önceki anketteki 49,31 TL seviyesinden 52,26 TL’ye yükseldi.

    Üretimde sınırlı gerileme, kapasite kullanımında belirgin düşüş!

    Anketin üretici üyelere yönelik bölümünde de sektörün üretim performansı değerlendirildi. Buna göre 2026 yılının üçüncü çeyreğinde üretici üyelerin ortalama kapasite kullanım oranı yüzde 68,06 seviyesinde gerçekleşti. Bir önceki ankette yüzde 73,93 olan kapasite kullanım oranı, üçüncü çeyrekte 5,87 puan geriledi. Üretici üyelerin üretimi, 2025 yılının üçüncü çeyreğine göre ortalama yüzde 0,68 azaldı. Aynı dönemde ihracatta da dolar bazında yüzde 0,16 oranında sınırlı gerileme yaşandı. Üretim ve ihracat verilerindeki yatay seyir ile kapasite kullanım oranındaki düşüş, sektörün mevcut koşullarda büyüme ivmesi kazanmakta zorlandığını gösterdi.

    “Nakit akışındaki bozulma sektörün sürdürülebilir büyümesini tehdit ediyor!”

    2026 yılının üçüncü çeyreğine ilişkin değerlendirme yapan OSS Yönetim Kurulu Başkanı Ali Özçete, otomotiv satış sonrası pazarının zorlu ekonomik koşullara rağmen faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi. Ali Özçete, “Yılın üçüncü çeyreğine ilişkin sonuçlar, sektörümüz açısından özellikle finansal koşulların ve nakit akışı yönetiminin ne kadar kritik hale geldiğini ortaya koyuyor. Önceki dönemlerde maliyet artışları en önemli gündem maddemizken, bugün üyelerimizin yüzde 80,9’u nakit akışında sorun yaşadığını ifade ediyor. Tahsilat süreçlerindeki bozulma, işletmelerin finansal planlamasını ve operasyonel kabiliyetlerini doğrudan etkiliyor. Maliyetler yüksek seviyelerini korurken, talepteki zayıf seyir ve finansmana erişimde yaşanan güçlükler şirketlerimizin hareket alanını daraltıyor. Otomotiv satış sonrası pazarı, sahip olduğu üretim gücü, dağıtım altyapısı ve geniş hizmet ağıyla ekonomimiz açısından stratejik bir öneme sahip. Bu nedenle sektörümüzün finansal sürdürülebilirliğini destekleyecek koşulların oluşturulması büyük önem taşıyor” dedi. Artan maliyetlerin ve ekonomik belirsizliklerin yatırım kararları üzerindeki etkisine dikkat çeken Ali Özçete, “Anketimizin en dikkat çekici sonuçlarından biri de yatırım eğilimindeki gerileme oldu. Önümüzdeki üç ay içerisinde yeni yatırım yapmayı planlayan üyelerimizin oranı yüzde 14,7’ye kadar düştü. Üretici üyelerimizde yatırım planlayanların oranı yüzde 22,6 seviyesindeyken, dağıtıcı üyelerimizde bu oran yüzde 8,1’e geriledi. Bu tabloyu yalnızca kısa vadeli bir yatırım ertelemesi olarak değerlendirmemek gerekiyor. Şirketlerimizin yeni kapasite oluşturabilmesi, teknolojik dönüşüme ayak uydurabilmesi ve uluslararası pazarlardaki rekabet gücünü koruyabilmesi için yatırımlarını sürdürebilmesi gerekiyor. Mevcut koşullarda işletmeler öncelikle finansal dengelerini korumaya odaklanıyor. Ancak uzun vadeli büyüme açısından yatırım iştahının yeniden güçlendirilmesini son derece önemli buluyoruz” diye konuştu.

    Maliyetlerin kontrol altında tutulması kritik öneme sahip!

    Sektörün mevcut koşullara rağmen sahip olduğu güçlü yönlere de dikkat çeken Özçete, “Otomotiv satış sonrası pazarı, değişen ekonomik koşullara uyum sağlama kabiliyeti ve güçlü sektörel birikimiyle Türkiye ekonomisi açısından stratejik önemini koruyor. Üçüncü çeyrekte üretici üyelerimizin dolar bazında yurt içi satışlarında yüzde 3,18 oranında artış yaşanması ve üyelerimizin yüzde 75’inin istihdam seviyelerini koruması veya artırması, mevcut koşullarda önemli göstergeler olarak öne çıkıyor.

    Bununla birlikte son çeyreğe yönelik beklentiler, sektörümüzde temkinli görünümün devam edeceğini gösteriyor. Üyelerimizin yüzde 41,2’si önümüzdeki dönemde pazar koşullarının daha da zorlaşacağını düşünüyor. Ekonominin genel gidişatına ilişkin olumsuz beklentilerin de yükseldiğini görüyoruz. Bu dönemde maliyetlerin kontrol altında tutulması, finansmana erişimin kolaylaştırılması ve ekonomik öngörülebilirliğin güçlendirilmesi, sektörümüzün geleceği açısından kritik önem taşıyor” ifadelerini kullandı. Sektörün üretim ve ihracat kapasitesinin korunmasına yönelik değerlendirmelerde de bulunan Ali Özçete, şöyle devam etti: “Üretici üyelerimizin kapasite kullanım oranının yüzde 68,06 seviyesine gerilemesi dikkatle ele alınması gereken bir gelişme. Üretim ve ihracatımızda sınırlı daralma yaşansa da otomotiv satış sonrası sanayimiz güçlü bir bilgi birikimine, üretim altyapısına ve uluslararası rekabet deneyimine sahip. Türkiye, otomotiv satış sonrası ürünlerinde önemli bir üretim ve tedarik merkezi konumunda. Bu avantajımızı koruyabilmek için şirketlerimizin verimliliklerini artırmalarını, katma değerli üretime odaklanmalarını ve ihracat pazarlarında güçlenmelerini destekleyecek bir ekonomik zemine ihtiyaç var. Sektörümüzün uzun vadeli büyüme potansiyeline inanıyoruz. Ancak bu potansiyelin sürdürülebilir bir büyümeye dönüşebilmesi için finansal istikrarın güçlendirilmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesi gerekiyor.”  

  • Koyuncu Otomotiv Yeni Yatırımıyla Konya’daki Gücünü Artırıyor

    Koyuncu Otomotiv Yeni Yatırımıyla Konya’daki Gücünü Artırıyor

    Otomotiv sektöründeki deneyimini müşteri odaklı hizmet anlayışı ve sürekli yatırımlarla güçlendiren Koyuncu Otomotiv, Konya’daki yeni tesisiyle çok markalı yetkili satıcılık yapısını daha da ileri taşıyor. Uzun yıllardır Fiat, Alfa Romeo ve Jeep markalarıyla müşterilerine hizmet veren şirket, yeni yatırımı kapsamında Citroën, Opel, Peugeot ve DS Automobiles markalarını da bünyesine katarak Tofaş çatısı altında temsil ettiği marka sayısını yediye yükseltti. Genişleyen marka portföyüyle farklı segmentlerdeki bireysel ve ticari müşterilerin ihtiyaçlarına daha kapsamlı çözümler sunmaya hazırlanan Koyuncu Otomotiv, modern showroom alanları, satış ve satış sonrası hizmet altyapısı ve deneyimli kadrosuyla bölgedeki varlığını güçlendiriyor. Şirket, yeni tesisinin yanı sıra tüm markalara hizmet verecek boya ve kaporta merkezi ile Eurorepar servis yapılanmasıyla Tofaş markalarına toplam üç ayrı lokasyonda hizmet sunacak. Böylece müşterilerine yalnızca yeni araç satın alma sürecinde değil, araç sahipliğinin tüm aşamalarında yüksek standartlarda hizmet vermeyi amaçlıyor.

    Tofaş ile 26 yıllık güçlü iş ortaklığı yeni markalarla büyüyor

    2000 yılında başlayan Koyuncu Otomotiv ve Tofaş iş birliği, yeni yatırımla birlikte önemli bir gelişim sürecine giriyor. Uzun yıllara dayanan karşılıklı güven, müşteri memnuniyeti ve sürdürülebilir büyüme anlayışıyla şekillenen bu iş ortaklığı, dört yeni markanın Koyuncu Otomotiv bünyesine katılmasıyla daha kapsamlı bir yapıya kavuşuyor. Türkiye otomotiv sektörünün en köklü kuruluşlarından Tofaş, güçlü bayi ve servis ağıyla müşterilerine ulaşırken Koyuncu Otomotiv de Konya’daki yatırımlarıyla bu yapının gelişmesine katkı sağlıyor. Fiat, Alfa Romeo, Jeep, Citroën, Opel, Peugeot ve DS Automobiles markalarının oluşturduğu geniş ürün yelpazesi, farklı müşteri beklentilerine uygun mobilite çözümlerinin tek bir kurumsal yapı altında sunulmasına olanak tanıyor.

    Yeni tesis yatırımı, Koyuncu Otomotiv’in yalnızca marka portföyünü genişletmesi açısından değil, bölgedeki otomotiv hizmet kapasitesini artırması bakımından da önem taşıyor. Türkiye’nin önemli üretim, sanayi ve ticaret merkezlerinden biri olan Konya’da gerçekleştirilen yatırım hem bireysel hem de kurumsal müşterilerin satış ve satış sonrası hizmetlere erişimini kolaylaştırmayı hedefliyor. Farklı segmentlerdeki otomobil ve ticari araç seçeneklerinin yanı sıra servis, yedek parça, sigorta ve finansman çözümlerini de bir araya getiren şirket, güçlü altyapısıyla müşteri deneyimini geliştirmeye odaklanıyor.

    “Güçlü bayi ağımız sürdürülebilir büyümemizin en önemli unsurlarından biri” 

    Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu, Koyuncu Otomotiv’in yeni yatırımının, şirketin güçlü bayi ağı ve müşteri odaklı büyüme stratejisi açısından önemli bir adım olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Tofaş olarak 58 yıllık deneyimimizle Türkiye otomotiv sektörüne değer katmaya ve güçlü bayi ağımızla müşterilerimize en yüksek standartlarda hizmet sunmaya devam ediyoruz. Koyuncu Otomotiv ile 2000 yılından bu yana sürdürdüğümüz başarılı iş ortaklığımızın bugün yeni bir yatırımla daha güçlenmesinden büyük memnuniyet duyuyoruz. Fiat, Alfa Romeo ve Jeep markalarımıza Citroën, Opel, Peugeot ve DS Automobiles’ın da eklenmesiyle Konya’daki hizmet ağımızı daha da genişletiyoruz. Koyuncu Otomotiv’i deneyimi, güçlü altyapısı   ve müşteri memnuniyetini esas alan yaklaşımıyla markalarımızı 

    başarıyla temsil edeceğine inanıyoruz. Bu önemli yatırımın hem müşterilerimize hem de Konya ekonomisine değer katmasını diliyor, Koyuncu Otomotiv ailesini kutluyorum.”

    “Yeni markalarla müşterilerimize sunduğumuz hizmeti daha da ileri taşıyoruz”

    Koyuncu Otomotiv Grup Başkanı Kerim Oflaz, yeni yatırımın şirketin uzun vadeli büyüme stratejisindeki önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: “Koyuncu Otomotiv olarak otomotiv sektöründe büyürken temel önceliğimiz, müşterilerimize doğru seçenekleri, modern mobilite çözümlerini ve yüksek standartlarda bir hizmet deneyimini sunabilmek. Tofaş ile 2000 yılından bu yana sürdürdüğümüz güçlü iş ortaklığımızı bugün yeni markalar ve yeni yatırımlarla daha da ileri taşımanın mutluluğunu yaşıyoruz. Mevcut markalarımız Fiat, Alfa Romeo ve Jeep’in yanına Citroën, Opel, Peugeot ve DS Automobiles markalarını da ekleyerek çok daha geniş bir müşteri kitlesine ulaşma imkânı elde ediyoruz. Bu gelişmeyi yalnızca temsil ettiğimiz marka sayısının artması olarak değerlendirmiyoruz. Her yeni marka, beraberinde yeni müşteri beklentileri, yeni sorumluluklar ve hizmet kalitemizi daha da geliştirme fırsatları getiriyor. Yeni tesisimiz, modern satış ve satış sonrası hizmet altyapımız ve deneyimli çalışma arkadaşlarımızla müşterilerimizin değişen ihtiyaçlarına en iyi şekilde yanıt vermeyi hedefliyoruz. Önümüzdeki dönemde de altyapımıza ve insan kaynağımıza yatırım yaparak büyümeyi, Konya ekonomisine ve istihdamına değer katmayı sürdüreceğiz.”

    Satıştan satış sonrasına kapsamlı hizmet ağı

    Koyuncu Otomotiv, yeni yatırımıyla birlikte çok markalı yetkili satış ve servis hizmetlerini daha kapsamlı bir yapıda sunuyor. Modern showroomlarında geniş bir ürün gamını müşterileriyle buluşturan şirket, satış sonrası hizmetlerde de erişilebilirlik, kalite ve müşteri memnuniyetini ön plana çıkarıyor. Citroën, Opel, Peugeot ve DS Automobiles markalarının katılımıyla ürün ve hizmet çeşitliliğini artıran Koyuncu Otomotiv, farklı müşteri gruplarının beklentilerine uygun çözümler geliştiriyor. Yeni tesisin yanı sıra tüm markalara hizmet verecek boya ve kaporta tesisi ile Eurorepar 

    servisinin de oluşturduğu yapılanma sayesinde şirket, Tofaş markalarına üç ayrı lokasyonda hizmet verecek. Bu kapsamlı hizmet ağı, yetkili satış ve servis hizmetlerinin yanı sıra yedek parça, sigorta ve finansman çözümlerini de kapsayarak müşterilerin otomobille ilgili ihtiyaçlarını bütünsel bir yaklaşımla karşılamayı amaçlıyor. Spoticar markasının da portföye eklenmesiyle ikinci el araç alanındaki hizmet seçeneklerini genişleten Koyuncu Otomotiv, yeni ve ikinci el otomobil müşterilerine daha fazla alternatif sunmayı hedefliyor.

    Konya’dan otomotiv ekosistemine yeni katkı

    Otomotivin yanı sıra enerji, akaryakıt, kimya, tuz üretimi, seracılık, araç muayene işletmeciliği, ikinci el araç alım satımı ve sigortacılık gibi farklı alanlarda da faaliyet gösteren Koyuncu Grubu, yeni otomotiv yatırımıyla Konya’daki ekonomik varlığını güçlendirmeyi sürdürüyor. Köklü ticari geçmişini yenilikçi yatırım anlayışıyla birleştiren grup, otomotiv sektöründeki büyümesini uzun vadeli ve sürdürülebilir bir strateji doğrultusunda şekillendiriyor. Koyuncu Otomotiv, hayata geçirdiği yeni tesis ve genişleyen marka portföyüyle Konya’nın otomotiv sektöründeki konumuna katkı sağlamayı, müşterilerine daha erişilebilir ve yüksek standartlarda hizmet sunmayı ve bölgedeki otomotiv ekosisteminde güçlü bir merkez olarak faaliyetlerini sürdürmeyi hedefliyor.

  • ‘Luce’ kapış kapış satılıyor

    ‘Luce’ kapış kapış satılıyor

    Ferrari‘nin üçüncü çeyrek finansal sonuçlarını açıkladığı toplantıda konuşan Ferrari Üst Yöneticisi (CEO) Benedetto Vigna, şirketin ilk tam elektrikli modeli Luce’nin gördüğü ilgiden “çok memnun” olduklarını belirtti.

    Modelin ilk teslimatlarının bu yılın sonunda yapılması planlanıyor.

    Vigna, basına yaptığı açıklamada, “Gelecek yıl satmayı planladığımız her şey şimdiden tamamen tahsis edildi” dedi.

    BloombergHT’nin aktardığına göre, gelecek yıl düzenlenecek müşteri test sürüşlerine olan talebin daha da artacağını beklediklerini ifade eden Vigna, Luce’nin 2027 yılına ilişkin satış hedefleri konusunda ise herhangi bir rakam paylaşmadı.

    Ferrari’nin ilk elektrikli modeli Luce, Mayıs ayında gerçekleştirilen tanıtımında alışılmışın dışındaki tasarımı nedeniyle yoğun eleştirilere maruz kalmıştı.

    FERRARİ’NİN ELEKTRİKLİ ARAÇ HEDEFİ YÜZDE 20

    Vigna, elektrikli modelin üretim ve talep süreçlerine ilişkin değerlendirmesinde, “Ne üretim ne de talep tarafında kritik bir sorunumuz var” diyerek şöyle devam etti: “Elbette araç biraz karmaşık, çünkü pek çok yeni parça ve yeni teknoloji içeriyor.”

    Yeni elektrikli modeller üzerinde çalışıp çalışmadıklarına ilişkin soruyu da yanıtlayan Vigna, şirketin bu alandaki çalışmalarını sürdürdüğünü belirtti.

    Ferrari, 2030 yılına kadar ürün gamının yüzde 20’sini tamamen elektrikli modellerden oluşturmayı hedefliyor.

  • Bakan Bolat’tan Volkswagen açıklaması

    Bakan Bolat’tan Volkswagen açıklaması

    Doğuş Otomotiv, 30 Ekim’de Volkswagen Binek Marka otomobillerinin Türkiye’de üretilebilmesi seçeneklerinin değerlendirilmesine ilişkin Volkswagen Grup şirketleriyle niyet mektubu imzalandığını açıklamıştı.

    Ticaret Bakanı Ömer Bolat, konuya ilişkin bir açıklama yaptı. Bakan Bolat, “Volkswagen yatırımı konusunda ümitliyiz, şirketin yetkilileri gelirse görüşürüz” dedi.

    DOĞUŞ OTOMOTİV’İN KAP AÇIKLAMASI

    Doğuş Otomotiv, Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) yaptığı açıklamada, Volkswagen Binek Marka otomobillerinin Türkiye’de üretilebilmesi seçeneklerinin değerlendirilmesine ilişkin Volkswagen Grup şirketleriyle niyet mektubu imzalandığını bildirdi.

    Açıklamada, iki taraf arasında gerçekleştirilecek yeni iş birliğiyle Türkiye pazarına katma değerli ve yeni teknolojilere uygun ürünler sunulmasının, Türkiye otomotiv sektörünün gelişimine katkı sağlanmasının öngörüldüğü belirtildi.

    KAP açıklamasında, olası üretimin ne zaman başlayacağına veya üretim planının kapsamına ilişkin bir bilgiye yer verilmedi.

  • CHERY, Yeni TIGGO7 ve TIGGOX7 Modellerini Dünyaya Tanıttı

    CHERY, Yeni TIGGO7 ve TIGGOX7 Modellerini Dünyaya Tanıttı

    CHERY, Çin’in Wuhu kentinde düzenlenen CHERY International User Summit 2026 kapsamında gerçekleştirdiği CHERY Brand Night etkinliğinde, tamamen yeni TIGGO7 ve TIGGOX7 modellerinin dünya prömiyerini yaptı. “Together. For Family” (Aile İçin Birlikte) temasıyla gerçekleştirilen etkinlikte, dünyanın farklı ülkelerinden ailelerin gerçek yaşam hikâyeleri üzerinden tanıtılan yeni modeller, markanın aile odaklı mobilite vizyonunu bir adım ileri taşıyor. Günlük şehir yaşamında konfor, güvenlik ve pratikliği ön planda tutan yeni TIGGO7, ailelerin değişen ihtiyaçlarına yanıt verirken, TIGGOX serisinin ilk seri üretim modeli olan TIGGOX7 ise güçlü arazi karakteri ve gelişmiş teknolojileriyle keşif tutkusunu aile yaşamının bir parçası haline getiriyor. Yüzde 80’in üzerinde yüksek dayanımlı çelik kullanılan gövde yapısı ve 20’den fazla aktif güvenlik ve sürüş destek fonksiyonuyla dikkat çeken yeni TIGGO7’ye, 200 mm’nin üzerinde yerden yüksekliği, 700 mm’ye kadar sudan geçiş kapasitesi ve 540 derece kamera sistemiyle öne çıkan TIGGOX7 eşlik ediyor.

    Küresel otomotiv pazarının önde gelen oyuncularından CHERY, kullanıcı odaklı ürün geliştirme yaklaşımı doğrultusunda SUV ürün gamını genişletmeye devam ediyor. Çin’in Wuhu kentindeki Grand Theatre’da düzenlenen CHERY Brand Night etkinliğinde, markanın tamamen yeni TIGGO7 ve TIGGOX7 modelleri ilk kez dünyaya tanıtıldı. CHERY International User Summit 2026’nın önemli buluşmalarından biri olan etkinlikte, Ekvador, Polonya, İngiltere, Romanya, Güney Afrika ve Brezilya’dan katılan altı ailenin yaşam hikâyeleri paylaşıldı. Ailelerin günlük yaşamdan uzun yolculuklara uzanan farklı beklentilerinden ilham alan CHERY, yeni modelleriyle konfor, güvenlik, teknoloji ve keşif özgürlüğünü bir arada sunan mobilite yaklaşımını ortaya koydu. CHERY’nin “Space. For Family”, “Safety. For Family” ve “Technology. For Family” değerleri etrafında şekillenen etkinlik, markanın kullanıcıların gerçek ihtiyaçlarını ürün geliştirme süreçlerinin merkezine yerleştirdiğini bir kez daha gösterdi. Organizasyonda CHERY’nin yanı sıra OMODA & JAECOO, iCAUR ve AiMOGA markaları da farklı mobilite, robotik ve akıllı yaşam çözümleriyle grubun yenilikçi teknoloji vizyonunu yansıttı.

    Yeni TIGGO7, aile yaşamında konfor ve güvenliği yeniden yorumluyor!

    Ailelerin günlük yaşamlarındaki farklı ihtiyaçlarına odaklanılarak geliştirilen tamamen yeni TIGGO7, modern tasarımı, ferah yaşam alanı ve gelişmiş güvenlik teknolojileriyle öne çıkıyor. TIGGO ailesinin kaplandan ilham alan karakteristik tasarım anlayışını sürdüren model, güçlü dış görünümünü yat tasarımından esinlenen, yolcuları çevreleyen modern bir kabinle tamamlıyor. Yeni TIGGO7’nin esnek iç mekân tasarımı, yüksekliği ayarlanabilen ön koltukları ve sırtlık açıları ayarlanabilen arka koltukları, farklı yaş gruplarındaki aile bireylerinin konforlu yolculuk yapmasına olanak tanıyor. Hızlı tepki veren ısıtma ve soğutma sistemleri ise değişen hava koşullarında kabin içi konforun korunmasına katkı sağlıyor. Güvenliği ürün geliştirme yaklaşımının merkezine yerleştiren CHERY, yeni TIGGO7’de gelişmiş gövde yapısını akıllı sürüş destek teknolojileriyle bir araya getiriyor. Modelin dünya prömiyerinde tanıtılan versiyonunda, yüzde 80’in üzerinde yüksek dayanımlı çelik kullanılan kafes tipi gövde yapısı ve 20’den fazla aktif güvenlik ve sürüş destek fonksiyonu bulunuyor. TIGGO7 serisinin farklı pazarlarda sunulan versiyonları, C-NCAP, Euro NCAP, ANCAP ve ASEAN NCAP değerlendirmelerinde elde ettikleri 5 yıldızlı sonuçlarla markanın güvenlik alanındaki yaklaşımını destekliyor. Bugüne kadar 75’in üzerinde uluslararası pazarda kullanıcılarla buluşan TIGGO7 serisi, tamamen yeni nesliyle ailelerin günlük şehir içi yolculuklarından hafta sonu gezilerine kadar farklı kullanım ihtiyaçlarına yanıt vermeyi hedefliyor.

    TIGGOX7 ile ailece keşif özgürlüğünde yeni dönem!

    CHERY’nin etkinlik kapsamında dünya prömiyerini gerçekleştirdiği bir diğer model olan TIGGOX7, markanın SUV ürün gamına macera ve keşif odaklı yeni bir karakter kazandırıyor. TIGGOX serisinin ilk seri üretim modeli olarak tanıtılan TIGGOX7, “Explore Together, Enjoy Anywhere” (Birlikte Keşfet, Her Yerin Tadını Çıkar) yaklaşımıyla aileleri alışılmış rotaların dışına çıkmaya davet ediyor. Güçlü ve dayanıklı tasarım çizgileriyle öne çıkan model, şehir içi kullanım konforunu farklı yol ve arazi koşullarına uyum sağlayabilen teknolojilerle birleştiriyor. Küresel tanıtımda sergilenen TIGGOX7, seçilebilir sürüş modları, farklı zemin koşullarına uygun şasi yapısı ve arazi sürüşlerinde düşük hızda kontrollü ilerlemeyi destekleyen sürünme kontrol sistemiyle dikkat çekiyor. 200 mm’nin üzerindeki yerden yüksekliği ve belirli koşullarda 700 mm’ye kadar sudan geçiş kapasitesi, TIGGOX7’nin farklı coğrafi koşullarda kullanım yeteneklerini güçlendiriyor. Modelde yer alan 540 derece kamera sistemi ise sürücünün aracın çevresini ve alt bölgesini daha kapsamlı biçimde görüntülemesine yardımcı olarak zorlu sürüş koşullarında farkındalığı artırıyor. TIGGOX7, yalnızca arazi yetenekleriyle değil, ailelerin uzun yolculuklarda ihtiyaç duyduğu yaşam alanı ve konfor çözümleriyle de öne çıkıyor. Modelin kabini; sıcaklık, nem, hava tazeliği, temizlik, sessizlik ve kişiselleştirme olmak üzere altı farklı konfor unsuruna odaklanılarak tasarlandı. Tek dokunuşla katlanabilen ikinci sıra koltuklar, kamp ekipmanlarından valizlere kadar farklı eşyalar için ilave alan oluşturarak ailelerin yolculuklarını daha esnek şekilde planlamalarına olanak sağlıyor.

    Dünyanın altı farklı ülkesinden ailelerin hikâyeleri yeni modellere ilham verdi!

    CHERY Brand Night etkinliği, geleneksel bir otomobil tanıtımının ötesine geçerek farklı ülkelerden ailelerin gerçek yaşam deneyimlerini sahneye taşıdı. Ekvador’dan katılan beş kişilik bir aile, otomobilde birlikte müzik dinleyerek geçirdikleri zamanın önemini paylaşırken, Polonya’dan üç çocuk babası bir katılımcı, kendi babasıyla yaptığı yolculukların anılarını çocuklarıyla yeniden yaşama isteğini anlattı. İngiltere’den katılan bir aile ise yoğun okul ve günlük yaşam programlarının arasında üç kız çocuklarıyla otomobilde paylaştıkları keyifli anları aktardı. Romanya, Güney Afrika ve Brezilya’dan katılan ailelerin hikâyelerinde ise keşif ve macera tutkusu öne çıktı. Romanyalı müzisyen ve fotoğrafçı çift, yolculuklardan aldıkları ilhamı paylaşırken, Güney Afrikalı oyuncu ve tasarımcı eşi, iş seyahatlerini çocuklarıyla doğayı keşfetme fırsatına dönüştürdüklerini anlattı. Brezilyalı geniş bir aile ise açık hava etkinlikleri ve dağ yolculukları aracılığıyla birlikte yeni anılar oluşturmanın önemini vurguladı. Bu deneyimlerden hareketle CHERY, yeni TIGGO7 ile günlük aile yaşamındaki konfor ve güvenlik beklentilerine, TIGGOX7 ile de daha uzun yolculuklara ve keşif odaklı yaşam tarzına yanıt veren iki farklı SUV karakterini bir araya getirdi.

    CHERY, kullanıcı odaklı mobilite vizyonunu güçlendiriyor!

    Etkinlikte CHERY’nin farklı aile yapıları ve yaşam tarzlarına uygun mobilite çözümleri geliştirme yaklaşımına dikkat çeken CHERY Auto İcra Başkan Yardımcısı Guibing Zhang, yeni TIGGO7 ve TIGGOX7’nin markanın ailelerin değişen beklentilerine yanıt verme hedefinin iki önemli temsilcisi olduğunu vurguladı. CHERY, yeni modelleriyle yalnızca ürün çeşitliliğini artırmayı değil, aynı zamanda kullanıcı deneyimini araç sahipliği sürecinin tamamına yaymayı hedefliyor. Markanın “In Somewhere, For Somewhere, Be Somewhere” küresel yaklaşımı doğrultusunda yerel hizmet kapasitesinin geliştirilmesi, bakım desteğinin güçlendirilmesi ve yedek parça tedarikinin sürekliliği öncelikli alanlar arasında bulunuyor. Tamamen yeni TIGGO7 ve TIGGOX7 modellerinin dünya prömiyeriyle birlikte CHERY, aile odaklı mobilite vizyonunu konfor, güvenlik, akıllı teknolojiler ve keşif özgürlüğü ekseninde genişletmeye devam ediyor. 

  • Menzilin Arkasındaki Mühendislik: Audi e-tron Ailesi

    Elektrikli otomobil kullanıcılarının öncelik verdiği konuların başında menzil geliyor. Audi, menzil ve verimlilik performansı beklentisini aerodinamik tasarımdan elektrik motorlarına, batarya yönetiminden enerji geri kazanımına uzanan bütüncül bir mühendislik yaklaşımıyla ele alıyor. A6 e-tron, Q6 e-tron ve Q4 e-tron modellerinin farklı testlerde elde ettiği sonuçlar da bu yaklaşımı ortaya koyuyor.

    Tek şarjla daha uzun mesafeler kat edebilmek, elektrikli otomobillerin günlük kullanıma ve uzun yolculuklara uyumunda belirleyici unsurlardan biri. Ancak menzil performansını geliştirmek, bataryada depolanan enerjinin mümkün olduğunca verimli kullanılmasını gerektiriyor. Aerodinamik yapıdan elektrik motorunun verimliliğine, güç elektroniğinden bataryanın sıcaklık yönetimine ve yavaşlama sırasında enerjinin geri kazanılmasına kadar birçok unsur, aracın tek şarjla kat edebileceği mesafeyi birlikte belirliyor. Audi, e-tron ailesindeki farklı modellerde bu unsurları araçların karakterine ve kullanım amacına göre geliştirerek menzil ile sürüş performansı arasında denge kuruyor.

    Bu yaklaşımın önemli parçalarından biri, aracın hava direncini azaltan tasarım. Örneğin Audi A6 Sportback e-tron’un 0,21’lik hava sürtünme katsayısı, yüksek hızlarda enerji tüketimini etkileyen aerodinamik verimliliğin önemini ortaya koyuyor. Hava direnci A6 Sportback e-tron’un WLTP çevrimindeki enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor.

    Verimlilik, sürüş sırasında enerjinin yeniden kullanılmasını sağlayan sistemlerle de destekleniyor. A6 e-tron’un enerji geri kazanım sistemi, günlük sürüşte gerçekleşen frenleme işlemlerinin yaklaşık yüzde 95’ini karşılayabiliyor ve uygun koşullar altında 220 kW’a kadar geri kazanım gücü sunuyor. Böylece yavaşlama sırasında açığa çıkan enerjinin bir bölümü bataryaya aktarılıyor.

    Audi’nin elektrikli araçlar için geliştirdiği Premium Platform Electric (PPE), A6 e-tron ve Q6 e-tron modellerinde batarya, elektrik motorları ve güç elektroniğinin birlikte çalışmasını sağlayan altyapıyı oluşturuyor. Türkiye’de satışta olan Q6 SUV e-tron quattro ve Q6 Sportback e-tron quattro, 100 kWh brüt kapasiteli bataryalarıyla bu yaklaşımın örnekleri arasında yer alıyor. WLTP standardına göre her iki modelin menzil değerleri sırasıyla 543-644 km ve 570-661 km.

    PPE’nin yeniden geliştirilen batarya yapısı da verimliliğe katkı sağlıyor. Daha az sayıda modül ve bağlantı elemanıyla oluşturulan kompakt tasarım, bataryanın içinde daha az yer kaplamasına ve ağırlığının azaltılmasına yardımcı oluyor. Yeni fiber kompozit alt kaplama ise batarya ile dış ortam arasındaki ısı yalıtımını iyileştirerek bataryanın daha verimli biçimde ısıtılıp soğutulmasını sağlıyor. 

    Uzun yolculukları destekleyen hızlı şarj teknolojisi

    Audi e-tron ailesi, menzilin yanı sıra yüksek hızlı şarj kapasitesiyle de elektrikli mobilitenin günlük kullanımına uyumunu güçlendiriyor. Audi’nin 2021 yılında dünya prömiyerini gerçekleştirdiği ve 2022’de Türkiye’de satışa sunduğu e-tron GT ile kullanmaya başladığı 800 volt mimarisi, bugün farklı platformlar üzerindeki modellerinde yer alıyor. Güncel e-tron GT ailesinde 320 kW’a kadar DC hızlı şarj desteği sunulurken, PPE üzerinde geliştirilen A6 ve Q6 e-tron ailelerinde bu değer veriyona bağlı olarak 270 kW’a kadar ulaşıyor.

    Bu teknoloji, uzun yolculuklarda kısa bir molasını yüzlerce kilometrelik ek menzile dönüştürebiliyor. Uygun yüksek güçlü DC şarj istasyonunda ve ideal koşullarda 10 dakikalık şarjla e-tron GT için WLTP’ye göre 285 kilometreye, A6 Sportback e-tron Performance için 315 kilometreye ve A6 Avant e-tron Performance için 300 kilometreye kadar ek menzil elde edilebiliyor. Aynı sürede Q6 SUV e-tron quattro 260 kilometreye, Q6 Sportback e-tron quattro ise 265 kilometreye kadar ek menzil kazanabiliyor.

    Q4 e-tron’daki güncellemeler ise verimlilik kazanımının tek bir parçadaki değişiklikle sınırlı olmadığını gösteriyor. Yeni APP350 elektrik motoru, güç elektroniğindeki silikon karbür yarı iletkenler, yazılım iyileştirmeleri ve aktarma organlarındaki sürtünmeyi azaltan düzenlemeler birlikte çalışıyor. Audi, bu geliştirmelerle önceki modele kıyasla yaklaşık yüzde 10 verimlilik artışı sağlandığını belirtiyor. 

    Bu örnekler, Audi’nin elektrikli araç geliştirme yaklaşımında menzil performanısın tek bir teknik değere indirgemediğini; aerodinamiği, güç aktarımını, enerji yönetimini ve geri kazanım sistemlerini birlikte değerlendirdiğini ortaya koyuyor. Bu yaklaşımın farklı modellerdeki karşılığı ise menzil ve verimlilik testlerinde elde edilen sonuçlarda görülüyor.

    Farklı modellerden menzil ve verimlilik sonuçları

    A6 Sportback e-tron performance, Miko Marczyk’in Polonya’da gerçekleştirdiği özel sürüşte tek şarjla 1.338 kilometre yol katederek Guinness Dünya Rekoru kırdı. 

    Edmunds’un ABD’de 2027 model yılı Audi Q6 e-tron ile gerçekleştirdiği testte araç, tek şarjla 337 mil, yaklaşık 542 kilometre yol aldı. Bu sonuç, aracın 301 millik EPA menzil tahminini 36 mil aştı. Türkiye’de satışa sunulan modellerin menzil standardı olan WLTP’den farklı bir ölçüm standartı olsa da EPA’nın tahminini yaklaşık yüzde 12 aşan bu sonuç, Q6 e-tron’un menzil ve verimlilik performanısını bağımsız bir testte de ortaya koydu.

    Q4 Sportback 45 e-tron, 2024 yılında AUTOBEST’in ECOBEST Challenge değerlendirmesinde gerçek kullanım menziliyle WLTP değerine en çok yaklaşan modeller arasında yer aldı. Test edilen araç, EcoC1 endeksinde yüzde 98,95’e ulaştı. Güncellenen Q4 e-tron’da ise motor, güç elektroniği, yazılım ve aktarma organlarında yapılan geliştirmelerle önceki modele kıyasla yaklaşık yüzde 10 verimlilik artışı sağlandı. Q4 Sportback e-tron performance, WLTP standardına göre Türkiye’de satışta olan versiyonunda 525-565 kilometre menzil sunuyor. 

  • Hyundai IONIQ 3, 2027 Avrupa’da Yılın Otomobili Finalisti Seçildi

    Hyundai’nin tamamen elektrikli modeli IONIQ 3, 2027 Avrupa’da Yılın Otomobili (European Car of the Year 2027) ödülünde yedi finalistten biri oldu. Avrupa’nın farklı ülkelerinden otomotiv gazetecilerinin oluşturduğu bağımsız jüri tarafından seçilen IONIQ 3, bu adaylıkla Avrupa’nın en köklü otomotiv ödüllerinden biri için yarışacak. Kazanan, 8 Ocak’ta Brüksel Otomobil Fuarı’nda açıklanacak. Yarışmanın Türk jüri üyeliğini ise otomotiv gazeteciliğinde 35 yıldan fazla tecrübeye sahip Ufuk Sandık yapıyor.

    Avrupa’da tasarlanan ve Hyundai Motor Türkiye’nin İzmit fabrikasında üretilen IONIQ 3, özellikle Avrupalı müşterilerin ihtiyaçları gözetilerek geliştirildi. Tamamen elektrikli kompakt hatchback model, Hyundai’nin özgün “Art of Steel” tasarım dilini, geniş iç mekânı ve sezgisel teknolojileriyle bir araya getirirken, uzun menzilli versiyonunda 482 km’ye varan WLTP menzili sunuyor. IONIQ 3, elektrikli mobiliteyi daha geniş bir müşteri kitlesi için erişilebilir kılmayı hedefliyor.

    Hyundai Motor Avrupa Başkan Yardımcısı, Avrupa Ürün ve Ürün Direktörlüğü Başkanı Christopher McKinnon, şunları söyledi: “Avrupa’da Yılın Otomobili finalistleri arasında yer almak, IONIQ 3 ve üretimde gösterilen emeğin takdir edilmesi açısından büyük önem taşıyor. Avrupalı müşterilerin ihtiyaçlarına göre şekillenen; özgün tasarımı, sınıfının öncüsü aerodinamik özellikleri, yüksek menzili ve olağanüstü iç mekân genişliğini, gelişmiş teknoloji ve erişilebilir bir fiyatla birleştiren bir elektrikli otomobil geliştirmek üzere yola çıktık. Siparişlerin şimdiden beklentilerimizi aşmasıyla birlikte müşterilerden aldığımız geri dönüşler de bizim için son derece cesaret verici oldu. Bu adaylık, modelimizin tüm bu özellikleri bir arada sunan güçlü yapısını ve elektrikli mobiliteyi daha fazla kişi için hem cazip hem de pratik hâle getirme hedefimizi yansıtıyor”.

    Özellikle Avrupalı müşteriler için Avrupa’da tasarlanıp geliştirilen IONIQ 3, sınıfının lideri 0,263 hava sürtünme katsayısına sahip özgün bir Aero Hatch tasarımı sunuyor. Uzun menzilli versiyonunda 482 km’ye varan WLTP menziliyle sınıfının en yüksek menzil değerine ulaşıyor. Ayrıca, beş yetişkinin rahatça oturabileceği koltukları ve 441 litrelik bagaj hacmiyle sınıfının öncüsü iç mekân genişliği sunuyor. Segmentinin en büyüğü olan 14,6 inçlik merkezi dokunmatik ekranında, Hyundai’nin Android Automotive OS tabanlı yeni nesil bilgi-eğlence platformu Pleos Connect yer alıyor.

    IONIQ 3’ü 2027 Avrupa’da Yılın Otomobili Ödülünün İddialı Adaylarından Biri Yapan Nedir?

    IONIQ 3, Avrupalı müşterilerin temel ihtiyaçlarına yanıt veren, sınıfının öncüsü birçok özelliği bir araya getiriyor. Aerodinamik tasarımı sürüş verimliliğine katkı sağlarken, geniş iç mekânı kompakt dış boyutlarına rağmen daha büyük bir aracın kullanışlılığını sunuyor. Sezgisel teknolojileri günlük kullanım kolaylığını desteklerken, erişilebilir fiyatı elektrikli mobiliteyi daha geniş bir müşteri kitlesine ulaştırıyor.

  • Yeni Caddy Türkiye’de Satışa Sunuldu

    Yeni Caddy Türkiye’de Satışa Sunuldu

    Volkswagen Ticari Araç’ın yaklaşık yarım asırlık geçmişe sahip başarılı modeli Caddy, yenilenen ön tasarımı, yeni gövde rengi seçenekleri, 12,9 inç bilgi-eğlence sistemi başta olmak üzere güncellenen donanımları ve modernleşen iç mekanıyla Türkiye’de satışa sunuldu. Yeni Caddy’nin Cargo versiyonu 1.765.000 TL’den; Impression donanımlı versiyonu ise 2.100.000 TL’den başlayan tavsiye edilen anahtar teslim fiyatlarıyla Volkswagen Ticari Araç Yetkili Satıcılarında yerini aldı.

    Volkswagen Ticari Araç, dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de dayanıklılığı, fonksiyonelliği ve çok yönlülüğüyle hafif ticari araç pazarının önemli modelleri arasında yer alan Caddy’nin beşinci neslinin yenilenen versiyonunu satışa sundu. Tasarım, teknoloji, konfor ve sürüş destek sistemleri açısından geliştirilen Yeni Caddy, hem profesyonel kullanıcıların hem de ailelerin günlük yaşamına uyum sağlayan çok yönlü yapısını daha ileri taşıyor. Yenilenen ön tasarımı ve yeni gövde renkleriyle modern bir görünüme kavuşan model, özellikle iç mekanda gerçekleştirilen kapsamlı dijital dönüşüm ve güncellenen standart donanımlarıyla öne çıkıyor.

    İlk kez 2021 yılında Türkiye pazarına sunulan beşinci nesil Caddy, bugüne kadar dünya genelinde 500 bin adedin, Türkiye’de ise 50 bin adedin üzerinde satış adedine ulaştı. 2025 yılında dünya genelinde gerçekleştirilen 110 bini aşkın teslimatla Volkswagen Ticari Araç’ın en çok satılan modeli olan Caddy, yenilenen versiyonuyla bu başarısını sürdürmeyi hedefliyor.

    Eylül ayında Hannover’de düzenlenen IAA Transportation 2026’da ilk kez sergilenen Yeni Caddy, Türkiye’de Impression, Style, Cargo ve Cargo Maxi olmak üzere dört farklı versiyonla sunuluyor. Tüm versiyonlarda 122 PS güç üreten 2.0 TDI dizel motor ve DSG otomatik şanzıman kombinasyonu yer alıyor.

    Yeni Caddy’nin tüm versiyonlarında standart olarak sunulan 12,9 inçlik Ready to Discover multimedya sistemi, 10,25 inçlik Digital Cockpit Pro dijital gösterge paneli ve MagSafe özellikli kablosuz şarj ünitesiyle (25 Watt) kullanıcı deneyimini geliştiriyor. 

    Yeni Caddy’nin Panel Van versiyonu Cargo 1.765.000 TL’den; Kombi versiyonları ise 2.100.000 TL’den başlayan tavsiye edilen anahtar teslim fiyatlarıyla Volkswagen Ticari Araç Yetkili Satıcılarında yerini aldı.

    Yenilenen tasarımıyla daha modern ve dinamik

    Yeni Caddy’nin dış tasarımında gerçekleştirilen güncellemelerin merkezinde yeniden tasarlanan ön tampon yer alıyor. Caddy’nin karakteristik çizgilerini koruyan yeni ön tasarım, modele daha modern ve dinamik bir görünüm kazandırırken, tamponun sağ ve sol bölümlerine entegre edilen radar sensörleri gelişmiş sürüş destek sistemlerinin teknik altyapısını oluşturuyor.

    Yenilenen tasarım, Açık Kahverengi, Gün Batımı Kırmızısı, Grenadilla Siyahı ve Okaliptüs Yeşili olmak üzere dört yeni gövde rengi seçeneğiyle tamamlanıyor. Modelin farklı kullanım ihtiyaçlarına hitap eden gövde yapısı, sürgülü yan kapıları ve geniş iç mekanı ise Caddy’nin işlevsel karakterini koruyor.

    İç mekanda dijital dönüşüm ve gelişmiş sürüş destek teknolojileri

    Yeni Caddy’deki en kapsamlı yeniliklerden biri iç mekanda dikkat çekiyor. Yeniden düzenlenen ön konsolun merkezinde, tüm versiyonlarda standart olarak sunulan 12,9 inçlik Ready to Discover multimedya sistemi yer alıyor. Bağımsız ekran tasarımı ve kişiselleştirilebilen kullanıcı arayüzü, sık kullanılan fonksiyonlara erişimi kolaylaştırıyor. Multimedya ekranının altında konumlandırılan aydınlatmalı dokunmatik sıcaklık ayarları da yenilenen kokpit tasarımını tamamlıyor.

    Tüm versiyonlarda standart hale gelen 10,25 inçlik Digital Cockpit Pro dijital gösterge paneli, sürüş bilgilerinin sürücünün tercihlerine göre düzenlenebilen dijital bir ekrandan takip edilmesini sağlıyor. MagSafe özelliğine sahip, 25 Watt’a kadar şarj gücü sunan kablosuz telefon şarj ünitesi ve kablosuz App-Connect özelliği de günlük kullanımda bağlantı ve kullanım kolaylığı sunuyor.

    Yeni Caddy, dijital teknolojilerini günlük kullanımı kolaylaştıran konfor ve sürüş destek sistemleriyle tamamlıyor. Kombi versiyonlarında sunulan manevra desteği ve dönüş sırasında karşıdan gelen araçlar için frenleme fonksiyonu sürücüyü farklı trafik koşullarında desteklerken; Voice Enhancer sistemi ile sürücünün kabin içindeki sesi artırılarak, sesin arka yolculara daha rahat ulaşması sağlanıyor. 

    Yeni Caddy’nin tüm versiyonlarında bulunan uzun far asistanı, 230 V priz ve USB-C bağlantısı gibi donanımlar ise yolculuklarda kullanım kolaylığı sağlıyor. Veri alışverişi de yapabilen USB-C bağlantısının gücü 60 Watt’a yükseltilerek laptop ve tablet gibi cihazlara şarj imkanı sağlıyor.

    Farklı ihtiyaçlara yönelik dört versiyon

    Yeni Caddy, Türkiye’de bireysel ve profesyonel kullanıcıların farklı beklentilerine yönelik Impression, Style, Cargo ve Cargo Maxi versiyonlarıyla satışa sunuluyor.

    Yeni Caddy Impression, önceki Life donanım seviyesinin yerini alırken zenginleştirilen konfor ve teknoloji özellikleriyle öne çıkıyor. Elektrik destekli bagaj kapağı, sağ ve sol vakumlu sürgülü kapılar, uzun far asistanı ve Voice Enhancer kabin içi ses artırma sistemi, günlük kullanım kolaylığını artırıyor. Manevra desteği ve dönüş sırasında karşıdan gelen araçlar için frenleme fonksiyonu da sürüş destek sistemlerini tamamlıyor.

    Yeni Caddy Style, daha kapsamlı konfor ve ergonomi donanımlarıyla model ailesinin üst donanım seviyesini oluşturuyor. AGR sertifikalı ergoComfort sürücü ve ön yolcu koltukları; dört yönlü elektrikli bel desteği, koltuk derinliği ve eğim ayarları ile uzun yolculuklarda konforu destekliyor. SAFELOCK özellikli anahtarsız giriş ve çalıştırma sistemi, krom iç mekan detayları ve Colombo 17 inç alüminyum alaşımlı jantlar da Style versiyonunun öne çıkan özellikleri arasında yer alıyor.

    Yeni Caddy Cargo ve Cargo Maxi ise ticari işletmelerin ve filo kullanıcılarının ihtiyaçlarına yönelik işlevsel çözümler sunuyor. Cargo Maxi, uzun dingil mesafeli gövdesiyle daha fazla yükleme alanı sağlarken, her iki versiyonda sunulan geri görüş kamerası, ön ve arka park sensörleri, anahtarsız çalıştırma sistemi ve uzun far asistanı günlük operasyonları kolaylaştırıyor. Alerjen filtreli çift bölgeli Air Care Climatronic klima sistemi, bel destekli ön koltuklar ve 230 V priz de profesyonel kullanıcıların konforunu artırıyor.

    Yaklaşık yarım asırlık deneyim, güçlü üretim altyapısı

    İlk nesli yaklaşık yarım asır önce yollara çıkan Volkswagen Caddy, zaman içerisinde farklı kullanım ihtiyaçlarına uyum sağlayan çok yönlü bir model ailesine dönüştü. 2003 yılından bu yana Polonya’daki Poznań fabrikasında üretilen Caddy’nin bu tesisteki toplam üretimi yaklaşık 2,9 milyon adede ulaştı.

  • Pazar daraldı, lüks yükseldi

    Pazar daraldı, lüks yükseldi

    Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD), 2026 yılının ilk 10 ayına ilişkin otomobil ve hafif ticari araç satış verilerini açıkladı.

    Buna göre, ocak-ekim döneminde otomobil satışları geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 16,85 azalarak 692 bin 916 adet oldu. Hafif ticari araç pazarı ise yüzde 9,28 daralarak 190 bin 883 adet seviyesinde gerçekleşti.

    Böylece otomobil ve hafif ticari araç satışlarının toplamı, yılın ilk 10 ayında 883 bin 779 adet olarak kayıtlara geçti.

    EKİM’DE YÜZDE 30’DAN FAZLA KAYIP

    Otomobil ve hafif ticari araç pazarı, ekim ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 30,84 daralarak 80 bin 334 adette kaldı.

    Aynı dönemde otomobil satışları yüzde 28,4 düşüşle 64 bin 939 adede gerilerken, hafif ticari araç satışları yüzde 39,5 azalarak 15 bin 395 adet oldu.

    Ekim ayındaki toplam satışlar, son beş yılın aynı ay ortalamasının yüzde 8 altında kalırken, son 10 yılın ekim ayı ortalamasının ise yüzde 3,4 üzerinde gerçekleşti.

    ODMD verilerine göre ekim ayındaki pazar büyüklüğü, 2023’ten bu yana aynı ayda kaydedilen en düşük seviyeye geriledi.

    Son olarak 2016 yılının ekim ayında pazar 83 bin adet seviyesinde gerçekleşmişti. Takip eden yıllarda satışlar dalgalı bir seyir izlerken, 2018’de yaşanan sert daralmanın ardından 2019’dan itibaren toparlanma başlamıştı.

    Pandemi sonrasında ise özellikle 2023 yılından itibaren otomobil ve hafif ticari araç pazarında rekor satış rakamlarına ulaşılmıştı.

    SUV’LARIN PAYI YÜZDE 70’YE DAYANDI

    Yılın ilk 10 ayında otomobil satışlarının gövde tiplerine göre dağılımında SUV modellerin ağırlığı devam etti.

    SUV otomobiller yüzde 66,6 pazar payıyla ilk sırada yer alırken, sedan modeller yüzde 19,6, hatchback otomobiller ise yüzde 13,2 pay aldı.

    Motor tiplerine göre bakıldığında ise benzinli otomobiller 281 bin 753 adetlik satış ve yüzde 40,7’lik pazar payıyla liderliğini korudu.

    Hibrit otomobiller 229 bin 247 adetlik satışla pazarın yüzde 33,1’ini oluştururken, elektrikli otomobil satışları 135 bin 979 adede ulaştı. Böylece elektrikli modellerin toplam otomobil pazarındaki payı yüzde 19,6 olarak gerçekleşti.

    Dizel otomobillerin payı ise yüzde 5,1 seviyesinde kaldı.

    ELEKTRİKLİLERİN PAYI ARTIYOR

    Otomobil pazarındaki daralmaya rağmen elektrikli modellerin toplam satışlar içindeki payı yükselmeye devam etti.

    ODMD verilerine göre, ocak-ekim döneminde 160 kW altındaki elektrikli otomobillerin satışları yüzde 6 artarken, bu modellerin pazar payı yüzde 17,3’e ulaştı.

    160 kW üzerindeki elektrikli otomobillerin satışları ise yüzde 54,2 geriledi. Bu araçların toplam pazardaki payı yüzde 2,3 olarak gerçekleşti.

    Ekim ayında ise toplam 14 bin 467 elektrikli otomobil satıldı. Böylece elektrikli modellerin aylık pazar payı yüzde 22,3’e yükseldi.

    Geçen yılın aynı ayında elektrikli otomobillerin pazar payı yüzde 16 seviyesindeydi.

    Bu tablo, toplam otomobil satışlarındaki düşüşe rağmen elektrikli modellerin pazardaki ağırlığının artmaya devam ettiğini gösteriyor.

    LÜKS OTOMOBİLDE YÜKSELİŞ

    Ekim ayında otomobil pazarının genelinde daralma yaşanırken, lüks otomobil satışlarında farklı bir tablo ortaya çıktı.

    Mercedes-Benz S Serisi, BMW 7 Serisi ve Bentley Flying Spur gibi modellerin yer aldığı F segmentinde satışlar, geçen yılın ekim ayındaki 417 adetten 471 adede yükseldi.

    Böylece en lüks segmentte satışlar yıllık bazda yaklaşık yüzde 13 arttı.

    Bu segmentte elektrikli otomobillere uygulanan ÖTV oranının yüzde 75, benzinli ve hibrit modellerde ise motor hacmi ve fiyata bağlı olarak yüzde 150 veya yüzde 220 seviyesinde olması, elektrikli lüks otomobiller açısından önemli bir fiyat avantajı oluşturuyor.

    Önümüzdeki dönemde pazara sunulacak yeni elektrikli modellerin de bu segmentteki satışları desteklemesi mümkün görünüyor.

    Yılın son iki ayında artması beklenen indirim ve finansman kampanyaları, otomobil pazarında satışları hareketlendirebilir.

    Ancak yıl genelinde yaşanan daralmanın ne ölçüde telafi edilebileceğini, tüketicilerin kampanyalara göstereceği ilgi belirleyecek.

  • TOGG’da yeni dönem

    TOGG’da yeni dönem

    Söz konusu şirketler tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformuna (KAP) yapılan açıklamalara göre, AG Anadolu Grubu Holding, TOGG‘daki yüzde 23’lük payının, TOGG sermayesinin yüzde 11’ine karşılık gelen bölümünü Turkcell‘e, yüzde 12’sine karşılık gelen bölümünü Türkiye Varlık Fonu‘na (TVF) toplam 184 milyon Euro bedelle devretmek üzere sözleşme imzaladı.

    Vestel de TOGG’daki yüzde 23’lük payının tamamını 184 milyon Euro karşılığında Türkiye Varlık Fonu’na satma kararı aldı. İşlemlerin tamamlanmasıyla TOGG’un ortaklık yapısında değişiklik gerçekleşecek.

    TURKCELL TOGG’DAKİ PAYINI YÜZDE 34’E ÇIKARACAK

    Turkcell’den KAP’a yapılan açıklamada, şirketin AG Anadolu Grubu Holding AŞ’ye ait 796 milyon 567 bin 640 adet TOGG payının devralınmasına ilişkin pay alım sözleşmesinin imzalandığı bildirildi.

  • Masadaki Niyet Ne? Sahadaki Gerçek Ne? VW’ nin Türkiye Niyeti

    Masadaki Niyet Ne? Sahadaki Gerçek Ne? VW’ nin Türkiye Niyeti

    Merhabalar,

    Otomotiv dünyasında bazı gelişmeler olur ki bir anda sadece bir şirketin hisse değerlerini değil, koca bir ülkenin sanayi projeksiyonunu hareketlendirir. Doğuş Otomotiv ile Volkswagen Group arasında imzalanan ve binek araçların Türkiye’de üretilmesine yönelik seçenekleri kapsayan Niyet Mektubu (MOU) tam olarak böyle bir etki yarattı.

    ​Hemen altını çizelim: İmzalanan metin kesinleşmiş bir fabrika yatırımı ya da üretim sözü değil. Sanayide MOU, tarafların “Aynı masa etrafında, aynı hedef için fizibilite çalışmaya hazırız” demesi aslında. Yani bir niyet beyanı. Ancak bu adımın sembolik değeri, hukuki sınırlarının oldukça ötesinde.

    ​Hafızalarımızı tazelersek: Temmuz 2024 içinde Çinli BYD markasının Manisa’da kurulması planlanan, yaklaşık 1 milyar avroluk mega yatırım için hükümetimizle bir anlaşma imzalanmıştı. Değişen küresel pazar dinamikleri nedeniyle son anda bu yatırım raf ömrünü tamamladı ve ortadan kalktı. O günden bu yana küresel otomotiv mimarisi kökten değişti. Elektriklileşme yarışı, Çinli üreticilerin agresif küresel genişlemesi ve Avrupa Birliği içindeki yatırımları, tedarik zincirlerinin yeniden haritalandırılması ve son dönemde Avrupa Birliği’nin çeperinde şekillenen “Made in Europe” korumacı yaklaşımları, Avrupalı dev markaları ezber bozmaya zorluyor.

    ​İşte tam bu noktada Türkiye’nin, Doğu Avrupa ile Asya arasındaki stratejik ve kopmaz halka olarak yeniden öne çıkması söz konusu. Ülkemizin tedarikçi ağı, yüksek kalitedeki iş gücü, üretim disiplini ve Avrupa pazarının dibindeki lojistik konumuyla eşsiz bir otomotiv üssü olduğu mutlak. VW’nin bu adımı, Avrupa dışındaki üretim kanallarını (örneğin kısmi montaj / SKD modellerini) optimize etme çabası olduğu gibi, iç pazardaki yerli üretim avantajından faydalanma arayışından başka bir şey değil bence.

    ​Ancak bu niyet mektubunu sadece bir araç montaj arayışı olarak okumak sığ bir yaklaşım olur. Sürecin geleceğini belirleyecek asıl unsur, Türkiye otomotiv sanayisinin geçirmekte olduğu yeşil dönüşüm ve AB ile olan sınai entegrasyon olacak. Volkswagen gibi bir üretici için yerelleşme kararı alırken bakılacak ana kıstaslar artık sadece işçilik maliyetleri veya pazar büyüklüğü değil elbette. Ek olarak üretimin karbon ayak izi, sanayinin yenilenebilir enerji entegrasyonu ve tedarik zincirinin sürdürülebilirlik normlarına uyumu önemli konular olacak.

    ​Türkiye olarak bu potansiyeli gerçeğe dönüştürmek istiyorsak karbondan arındırılmış yeşil sanayi dönüşümünü hızlandırmamız, tedarikçilerimizi küresel anlamda Sosyal ve Yönetişim standartlarına tam uyumlu hale getirmemiz gerekli. AB ile sınai entegrasyon derinleştikçe, Türkiye bir “fason üretim merkezi” olmanın ötesine geçip, küresel devlerin elektrikli ve yeni nesil mobilite mimarilerinde stratejik ortağı haline gelmeli.

    ​Doğuş Otomotiv ve VW’nin imzaladığı bu MOU, Türkiye otomotiv ekosistemi için son derece kıymetli bir fırsat penceresidir. Şimdi yapılması gereken, bu niyet beyanını masada bırakmayıp; yeşil dönüşüm ve sanayi politikalarıyla destekleyerek kalıcı, katma değerli bir üretim ortaklığına çevirmek olacaktır. Hep birlikte katkıda bulunalım.

  • GT Grand Finals İstanbul Ertelendi

    07-08 Kasım tarihlerinde TOSFED İstanbul Park’ta düzenlencek olan GT Grand Finals İstanbul organizasyonu ertelendi. Yarışın promotörü Driving Force Events, uluslararası GT şampiyonalarının takvimlerinde yaşanan değişiklikler ve lojistik sorunlar nedeniyle organizasyonu 2027 yılına erteleme kararı aldı.

    Tüm hazırlıkların tamamlanmasına ve yeterli katılımın kesinleşmesine rağmen, özellikle lojistik sorunlar nedeniyle İtalya GT Şampiyonası’nda yarışan takımların katılamayacak olması üzerine, organizasyonun daha geniş katılımla 2027 yılında düzenlenmesine karar verildi. Yeni yarış tarihi ilkbahar aylarında açıklanacak.

    2026 AVIS Türkiye Pist Şampiyonası’nın final yarışları ise planlandığı gibi 07-08 Kasım tarihlerinde TOSFED İstanbul Park’ta düzenlenecek.

  • VW Türkiye’de hangi modelleri üretebilir?

    VW Türkiye’de hangi modelleri üretebilir?

    Volkswagen‘in Türkiye’de otomobil üretme ihtimali yıllar sonra yeniden gündemde.

    Doğuş Otomotiv, 30 Ekim’de Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı açıklamada, Volkswagen Grubu şirketleriyle Türkiye’de binek otomobil üretim seçeneklerinin değerlendirilmesine yönelik bir niyet mektubu imzalandığını duyurdu.

    Henüz yatırımın büyüklüğü, üretim yeri ve hangi modelleri kapsayacağı açıklanmazken, gelişme Alman markanın küresel üretim stratejisindeki değişimle aynı döneme denk geldi.

    Volkswagen’in Çin’de geliştirdiği otomobilleri farklı pazarlara taşımaya hazırlanması ve maliyet baskısı nedeniyle Almanya’daki faaliyetlerini yeniden yapılandırması, Türkiye’de nasıl bir üretim modeli oluşturulabileceği sorusunu gündeme getiriyor.

    Bu noktada Doğuş Otomotiv İcra ve Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bilaloğlu’nun yaklaşık üç ay önce OtoSpor’da Passat Sedan ve Jetta hakkında yaptığı açıklamalar da yeniden önem kazanıyor.

    NİYET AÇIKLANDI, SIRA YATIRIMIN DETAYLARINDA

    Doğuş Otomotiv tarafından önceki gün KAP’a yapılan açıklamada, Volkswagen’in binek otomobillerin Türkiye’de üretilmesine yönelik seçeneklerin değerlendirilmesi amacıyla Volkswagen Grubu şirketleriyle niyet mektubu imzalandığı bildirildi.

    Şirket, olası iş birliğiyle Türkiye pazarına katma değerli ve yeni teknolojilere uygun ürünler sunulmasının ve otomotiv sanayisinin gelişimine katkı sağlanmasının hedeflendiğini açıkladı.

    Ancak niyet mektubu, Volkswagen’in Türkiye’de kesin olarak üretime başlayacağı anlamına gelmiyor.

    Taraflar, yatırımın hangi tesiste gerçekleştirileceği, üretim kapasitesi, yatırım tutarı, üretim yöntemi veya hangi modellerin kapsama alınacağı konusunda henüz ayrıntılı bilgi paylaşmadı.

    PASSAT VE JETTA ‘YERLİ’ OLABİLİR Mİ?

    Volkswagen’in Türkiye’deki üretim arayışı, Avrupa’da artık sunulmayan ancak farklı pazarlarda satışına devam edilen modellerin Türkiye’de üretilip üretilemeyeceği sorusunu da beraberinde getirdi.

    Alman marka, Avrupa’da sedan modellerin sayısını azaltırken Çin ve Orta Doğu gibi pazarlarda farklı ürün stratejileri izlemeye devam ediyor.

    Volkswagen’in geçmişte Türkiye pazarında önemli satış rakamlarına ulaştığı Passat Sedan ve Jetta modelleri de bu açıdan dikkat çekiyor.

    Doğuş Otomotiv İcra ve Yönetim Kurulu Başkanı Ali Bilaloğlu, temmuz ayında OtoSpor programında konuğumuz olmuş ve iki modelin Türkiye’deki geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunmuştu.

    Bilaloğlu, Passat Sedan ve Jetta’nın artık Türkiye’de satılmamasına rağmen bu modellere yönelik ilginin devam ettiğini ve yeniden satışa sunulmalarının istendiğini belirtmişti.

    Volkswagen’in küresel stratejisi kapsamında iki modeli Avrupa pazarından çektiğini hatırlatan Bilaloğlu, bu kararda Avrupa’da sedan otomobillere yönelik talebin azalmasının etkili olduğunu anlatmıştı.

    Türkiye’nin Avrupa standartlarına uygun otomobillerin satıldığı bir pazar olması nedeniyle Passat Sedan ve Jetta’nın Türkiye’deki satışlarının da bu stratejiden etkilendiğini ifade etmişti.

    ‘ALMANYA’DAN BİLE FAZLA SATILIYORDU’

    Bilaloğlu’nun OtoSpor’daki açıklamalarında dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise Passat Sedan’ın Türkiye’deki satış başarısı olmuştu.

    Bilaloğlu, önceki nesil Passat Sedan’ın dünyada en fazla Türkiye’de satıldığını, satış rakamlarının Almanya’nın bile üzerinde olduğunu söylemişti.

    Passat Sedan ve Jetta’nın yeniden Türkiye’ye gelme ihtimaline ilişkin ise “Yine de umut kesilmez; belki bir gün sedan modeller yeniden Türkiye’ye döner” ifadelerini kullanmıştı.

    Bilaloğlu’nun bu açıklamayı yaptığı tarihte Volkswagen’in Türkiye’de üretim seçeneklerini değerlendirmek üzere imzaladığı yeni niyet mektubu henüz duyurulmamıştı.

    ÇİN’DEKİ TEKNOLOJİLERİNİ DÜNYAYA AÇIYOR

    Volkswagen’in Türkiye’deki üretim arayışının gündeme geldiği dönemde, şirketin küresel stratejisinde de önemli bir değişiklik yaşanıyor.

    Alman üretici, bugüne kadar Çin pazarı için geliştirdiği otomobil ve teknolojileri farklı ülkelere taşımaya hazırlandığını geçtiğimiz günlerde duyurdu.

    Volkswagen, Çin’deki yerel ortaklarıyla geliştirdiği teknolojileri önümüzdeki yıllarda farklı pazarlarda satışa sunacağı yeni nesil modellerde kullanmayı planlıyor.

    Şirketin yeni stratejisinde Güney Amerika, Güneydoğu Asya ve Afrika pazarları öne çıkarken, Çin’de üretilen otomobillerin Güney Amerika ve Afrika’ya ihracatının artırılması da hedefleniyor.

    Bu yaklaşım, Volkswagen’in Çin’i yalnızca büyük bir satış pazarı olarak değil, daha düşük maliyetlerle teknoloji ve otomobil geliştirebileceği küresel bir merkez olarak değerlendirdiğini gösteriyor.

    Bununla birlikte şirketin Çin’de geliştirdiği yeni platformları Avrupa ve Kuzey Amerika pazarlarına taşıma planı şimdilik bulunmuyor.

    Türkiye’de olası bir üretim operasyonunun bu stratejinin parçası olup olmayacağı ise henüz bilinmiyor.

    MALİYET VE SENDİKA BASKISI

    Volkswagen’in yeni üretim arayışlarının arka planında, şirketin karşı karşıya olduğu finansal sorunlar da bulunuyor.

    Alman otomotiv grubu, 2026’nın üçüncü çeyreğinde 5.9 milyar Euro faaliyet zararı açıkladı.

    Maliyetlerini azaltmak amacıyla kapsamlı bir yeniden yapılanma süreci yürüten şirket elektrikli ID. Golf modelinin Wolfsburg’daki ön geliştirme çalışmalarını da askıya aldı.

    Öte yandan, Volkswagen’in Almanya dışındaki yatırım planları sendikaların tepkisini çekiyor. Son olarak Audi’nin ABD’de planladığı fabrika yatırımı da çalışan temsilcilerinin itirazlarıyla karşılaştı.

    Bu tablo, Volkswagen’in Türkiye’de değerlendirdiği olası üretim yatırımında maliyetlerin yanı sıra Almanya’daki sendika dengelerinin de önem taşıyabileceğini gösteriyor.

    2019’DAN FARKLI BİR YATIRIM MODELİ

    Volkswagen’in Türkiye’de üretim seçeneklerini yeniden gündeme getirmesi, 2019 yılında Manisa’da kurulması planlanan ancak daha sonra iptal edilen fabrika yatırımını da hatırlatıyor.

    Alman üretici, o dönemde yaklaşık 1 milyar euroluk yatırımla Türkiye’de yeni bir fabrika kurmayı değerlendirmişti.

    Manisa’daki tesiste Volkswagen Passat ve Skoda Superb modellerinin üretilmesi, yıllık yaklaşık 300 bin araçlık kapasiteye ulaşılması ve 4 bin kişilik istihdam oluşturulması hedefleniyordu.

    Ancak proje, küresel otomobil talebindeki gerilemenin ardından 2020 yılında iptal edildi.

    Aradan geçen altı yılın ardından gündeme gelen yeni süreçte ise farklı bir iş birliği modeli söz konusu.

    2019’daki projede Volkswagen’in doğrudan fabrika yatırımı öne çıkarken, bu kez Doğuş Otomotiv’in de taraf olduğu bir üretim iş birliği değerlendiriliyor.

    Doğuş Otomotiv’in dahil olduğu bir yatırım süreci, Volkswagen’in doğrudan yeni fabrika kurmasına kıyasla farklı bir maliyet yapısı oluşturacaktır. Böylece VW’nin Almanya dışındaki yatırımlarda karşısına çıkan senndika ‘engeli’nin de önüne geçilebilir.

    “MADE IN EU” BELİRLEYİCİ OLACAK

    Tüm bu gelişmelerin Avrupa Birliği’nin otomotiv sanayisine yönelik yeni üretim kurallarının tartışıldığı bir döneme denk gelmesi de dikkat çekiyor.

    Almanya ve Fransa’nın ‘Made in Europe’ yaklaşımında uzlaşmasının ardından Türkiye’nin Avrupa üretim ekosistemindeki konumu yeniden gündeme geldi.

    Türkiye, Avrupa Birliği ile yaklaşık 30 yıllık Gümrük Birliği ilişkisine ve güçlü otomotiv tedarik zincirlerine rağmen yeni düzenlemenin belirli hükümlerinin dışında kalma riskiyle karşı karşıya.

    Bu durum, Türkiye’deki mevcut fabrikaların gelecekteki yeni model ve yatırım kararları açısından önem taşıyor.

    Türkiye’nin yeni düzenlemenin dışında kalması halinde, burada üretilecek otomobillerin Avrupa yerine farklı coğrafyalara yönelik modellerden seçilmesi ihtimali güçlenebilir.

    Bu noktada Doğuş Otomotiv’in yurt dışındaki faaliyetleri de önem kazanıyor.

    Şirketin Azerbaycan, Irak ve Suriye’de Volkswagen binek otomobillerinin distribütörlüğüne yönelik girişimleri, Türkiye’de kurulabilecek bir üretim veya montaj operasyonunun yakın coğrafyaya yönelik faaliyet gösterme ihtimalini gündeme getiriyor.

    30 YIL SONRA YENİ BİR OTOMOBİL YATIRIMI

    Volkswagen’in Türkiye’de üretim seçeneklerini yeniden değerlendirmeye başlaması, Alman markanın küresel stratejisindeki değişimle birlikte ele alındığında daha geniş bir anlam kazanıyor.

    Bir tarafta Çin’de geliştirilen otomobillerin farklı pazarlara taşınması, diğer tarafta maliyetlerin azaltılması ve Almanya’daki üretim faaliyetlerinin yeniden yapılandırılması bulunuyor.

    Doğuş Otomotiv ile imzalanan niyet mektubu ise Türkiye’nin bu dönüşümde yeni bir rol üstlenip üstlenemeyeceği sorusunu gündeme getiriyor.

    Bu noktada yalnızca hangi modellerin üretileceği değil, üretimin hangi pazarlara yönelik gerçekleştirileceği de önem taşıyor.

    Ali Bilaloğlu’nun OtoSpor’daki Passat Sedan ve Jetta açıklamaları, Türkiye’de sedan otomobillere yönelik talebin devam ettiğini ortaya koyarken, Volkswagen’in Çin’deki modellerini farklı pazarlara taşıma stratejisi de yeni ihtimalleri beraberinde getiriyor.

    Özetle, Volkswagen’in küresel üretim ağını yeniden şekillendirdiği bu dönemde, Türkiye’nin yakın coğrafyaya yönelik yeni bir üretim merkezi olarak değerlendirilme ihtimali bir hayli yüksek görünüyor.

    Tüm bunların yanında, Doğuş Otomotiv’in hamlesinin en önemli yanı ise Türkiye’ye yaklaşık 30 yıl aradan sonra ilk büyük ölçekli yabancı binek otomobil üretim yatırımının gelmesinin önünü açabilecek olması.

  • Türkiye’nin yüksek hızlı şarj istasyonu açıldı

    Türkiye’nin yüksek hızlı şarj istasyonu açıldı

    Türkiye’de elektrikli mobilite dönüşümünü şarj altyapısı yatırımlarıyla destekleyen Mercedes-Benz Otomotiv, En Yakıt ile gerçekleştirdiği iş birliği kapsamındaki ağını yeni lokasyonlarla genişletiyor. Mercedes-Benz’in marka deneyimini En Yakıt’ın yaygın şarj ağıyla bir araya getiren iş birliği, Türkiye’de elektrikli araçların benimsenmesinin önündeki başlıca engellerden biri olan şarj altyapısına erişim ihtiyacına yanıt vererek tamamen elektrikli araçlara geçişi destekliyor.

    Türkiye’nin ilk Flagship konseptli istasyonu olarak Adana’da faaliyete geçen Adana Charging Hub, markaya özel deneyim yaklaşımını şehir içindeki stratejik bir noktaya taşırken; aynı hafta hizmete giren Mavişehir lokasyonu İzmir’de günlük kullanıma yönelik şarj erişimini güçlendiriyor.

    ADANA CHARGING HUB’DA TÜRKİYE’NİN İLK FLAGSHIP KONSEPTİ

    3.000 metrekarelik bir alan üzerinde konumlanan Adana’daki şehir içi lokasyon, toplam 2.000 kW kurulu güce sahip. İstasyon ilk etapta 8 soketle hizmete açılırken, ilerleyen süreçte soket sayısı 18’e çıkarılacak. Türkiye’de ilk kez hayata geçirilen Flagship konsepti; kanopi, lounge ve bekleme alanı gibi istasyon konseptine göre şekillenen çözümlerle yüksek hızlı şarjı, konforlu bir müşteri deneyimiyle bir araya getiriyor.

    Elektrikli mobiliteye geçişte güçlü ve erişilebilir şarj altyapısının araç teknolojileri kadar belirleyici olduğunu vurgulayan Mercedes-Benz Otomotiv İcra Kurulu ve Otomobil Grubu Başkanı Şenol Bayrak, En Yakıt ile başlatılan iş birliğinin Karbey’in ardından Urla, Selçuk, Adana ve Mavişehire taşınarak 5 lokasyonda 56 sokete ulaştığını belirtti.

    Bayrak, Türkiye’nin ilk Flagship konseptli istasyonu Adana Charging Hub’ın yüksek şarj kapasitesini Mercedes-Benz’in kalite, tasarım ve müşteri deneyimi yaklaşımıyla buluşturduğunu; otoyol, AVM ve şehir içi gibi farklı kullanım senaryolarına uygun lokasyonlarla müşterilerin hem uzun yolculuklarında hem de günlük yaşamlarında yanında olmayı sürdüreceklerini ifade etti.

    STRATEJİK NOKTALARDA HIZLI VE KESİNTİSİZ ŞARJ DESTEĞİ

    Ağdaki istasyonlar yoğun kullanılan otoyol güzergâhları, alışveriş merkezleri ve şehir içi noktalarda konumlanıyor. Karbey ve Urla lokasyonlarına otoyolun iki yönünden erişilebilmesi uzun yolculukları desteklerken, Selçuk Outlet Park, Mavişehir ve Adana Charging Hub lokasyonları farklı seyahat ve günlük kullanım ihtiyaçlarına cevap veriyor.

    İş birlikleri ve yenilikçi çözümlerle elektrikli mobilite sektöründe öncü bir rol üstlendiklerini belirten En Yakıt İcra Kurulu Başkanı Özcan Akcan, elektrikli mobiliteyi yalnızca şarj altyapısını büyütmek değil, kullanıcı deneyimini dönüştürmek olarak gördüklerini vurguladı.

    Akcan, Mercedes-Benz ile birlikte Flagship istasyon konseptiyle hayata geçirdikleri bu yenilikçi yaklaşıma En Yakıt olarak güçlü saha ve operasyon kabiliyetleriyle katkı sağladıklarını ifade ederek, önceliklerinin teknolojik yetkinliklerini güçlü iş birlikleriyle birleştirerek sektörde ilklere imza atmayı sürdürmek ve elektrikli mobilitenin yaygınlaşmasını destekleyen, kullanıcı odaklı bir şarj deneyimi sunmak olduğunu sözlerine ekledi.

    MERCEDES-BENZ ELEKTRİKLİ ARAÇ MÜŞTERİLERİNE ÖZEL AVANTAJLAR

    Aylık olarak güncellenen kampanyalar kapsamında, belirli Mercedes-Benz elektrikli otomobil modellerinin sıfır araç alımlarında müşterilere 30.000 TL şarj kredisi sunuluyor. Mercedes-Benz elektrikli araç müşterileri ayrıca 2026 yılı sonuna kadar Mercedes-Benz markalı istasyonlar dahil, En Yakıt’ın tüm şarj istasyonlarında yüzde 14 indirim avantajından yararlanabiliyor.

    ŞARJ AĞI YENİ LOKASYONLARLA GENİŞLEMEYE DEVAM EDECEK

    Mercedes-Benz yüksek hızlı şarj ağının iş birliğimi kapsamında, Türkiye genelinde 2 yıl içerisinde 40 stratejik lokasyona kadar genişletilmesi ve 140’tan fazla aktif sarj soketinden oluşan bir ağın hayata geçirilmesi doğrultusunda çalışmalar devam ediyor, sene sonuna kadar yeni istasyon açılışları devam edecek.

    AKTİF LOKASYONLAR

  • Alman devi Türkiye’de üretimi değerlendirecek

    Alman devi Türkiye’de üretimi değerlendirecek

    Doğuş Otomotiv, Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) yaptığı açıklamada, Volkswagen Binek Marka otomobillerinin Türkiye’de üretilebilmesi seçeneklerinin değerlendirilmesine ilişkin Volkswagen Grup şirketleriyle niyet mektubu imzalandığını bildirdi.

    Açıklamada, iki taraf arasında gerçekleştirilecek yeni iş birliğiyle Türkiye pazarına katma değerli ve yeni teknolojilere uygun ürünler sunulmasının, Türkiye otomotiv sektörünün gelişimine katkı sağlanmasının öngörüldüğü belirtildi.

    KAP açıklamasında, olası üretimin ne zaman başlayacağına veya üretim planının kapsamına ilişkin bir bilgiye yer verilmedi.

    DÜNYANIN EN BÜYÜK İKİNCİ ÜRETİCİSİ

    Volkswagen Grubu, 2025 yılında dünya genelinde yaklaşık 8,9 milyon araç üreterek üretim hacmi bakımından dünyanın en büyük ikinci otomotiv grubu oldu. Japon Toyota Grubu ise aynı dönemde yaklaşık 11,3 milyon araçla ilk sırada yer aldı.

    Volkswagen Binek Otomobiller markası, 2025 yılında dünya genelinde yaklaşık 4,7 milyon araç teslim etti. Marka, 12 ülkede 28 üretim tesisinde faaliyet gösteriyor. Volkswagen Grubu ise Volkswagen’in yanı sıra Audi, Porsche, Škoda, SEAT ve Lamborghini gibi markaları bünyesinde barındırıyor. Grup, Avrupa’nın yanı sıra Amerika, Asya ve Afrika’da da üretim faaliyetlerini sürdürüyor.

    2019’DAKİ PLAN HAYATA GEÇMEMİŞTİ

    Volkswagen, daha önce de Türkiye’de üretim tesisi kurmak için yatırım planlamış ancak proje hayata geçirilememişti. Alman otomotiv devi, 2019 yılında Manisa’da yaklaşık 1,3 milyar Euro yatırımla fabrika kurmayı planlamıştı. Yıllık 300 bin araç üretim kapasitesine sahip olması ve yaklaşık 4 bin kişiye istihdam sağlaması öngörülen tesiste Volkswagen Passat ve Skoda Superb modellerinin üretilmesi hedefleniyordu. Ancak şirket, Temmuz 2020’de küresel ölçekte koronavirüs salgınının neden olduğu talep düşüşü ve yatırım planlarının yeniden değerlendirilmesi kapsamında Türkiye’deki fabrika projesinden vazgeçtiğini açıklamıştı.

  • Volkswagen’den 2.7 milyar Euro zarar

    Volkswagen’den 2.7 milyar Euro zarar

    Audi, Bugatti, Seat, Skoda ve Porsche markalarını bünyesinde bulunduran Volkswagen Grubu, yılın temmuz-eylül (üçüncü çeyrek) dönemi ile ocak-eylül dönemine ilişkin finansal sonuçlarını açıkladı.

    Dünyanın en büyük ikinci otomobil üreticisi, temmuz-eylül döneminde 5,9 milyar Euro faaliyet zararı bildirdi. Analistler, geçen yılın aynı döneminde kaydedilen 1,3 milyar Euroluk zararın ardından bu çeyrekte 2,6 milyar Euro zarar öngörüyordu.

    Şirketin bu çeyrekte vergi sonrası net zararı 2,7 milyar Euro olurken, geçen yılın aynı döneminde 3,4 milyar Euro net kar elde edilmişti. Grubun üçüncü çeyrekteki satış gelirleri ise yüzde 6,3 azalarak 75,28 milyar Euroya geriledi.

    Aynı dönemde grubun küresel araç teslimatları yüzde 14,3 azalışla 1,885 milyon adede düşerken, Çin’deki teslimatları genel pazardaki daralmanın etkisiyle yüzde 38,5 kayıpla 406 bin adede indi.

    BİLANÇODA 7,8 MİLYAR EURO’LUK TEK SEFERLİK DARBE

    Mali tablolardaki sert düşüşün ana nedenlerinden biri, spor otomobil iştiraki Porsche’deki değer düşüşü oldu. Şirket, geleceğe yönelik beklentilerin zayıflaması nedeniyle Porsche’nin marka değerinde nakit çıkışı gerektirmeyen ancak faaliyet karını doğrudan etkileyen 6,4 milyar Euroluk bir değer düşüşü kaydetti.

    Çin’deki pazar kaybı nedeniyle uygulanan yaklaşık 1 milyar Euroluk ek aktif silme işlemi ve diğer kalemlerle birlikte toplam tek seferlik olumsuz etkiler 7,8 milyar Euroyu buldu.

    OCAK-EYLÜL DÖNEMİNDE NET ZARAR 2,72 MİLYAR EURO OLDU

    Volkswagen Grubu, 2026 yılının ocak-eylül döneminde Çin pazarındaki sert talep daralması ve tek seferlik harcamalar nedeniyle 2,72 milyar Euro net zarar açıkladı. Geçen yılın aynı döneminde şirket 3,4 milyar Euro net kar elde etmişti.

    Grubun ocak-eylül dönemindeki toplam satış gelirleri (ciro), geçen yılın aynı dönemindeki 238,67 milyar Euroya kıyasla yüzde 2,2 azalarak 233 milyar 378 milyon Euro seviyesinde gerçekleşti. Söz konusu dönemdeki toplam araç teslimatları ise küresel ölçekte yüzde 9 gerileyerek 6,01 milyon adet oldu.

    Volkswagen, Çin’de faaliyet göstermeye başlamasından bu yana ilk kez bu pazarda dönem zararı açıkladı. Geçen yılın ocak-eylül döneminde Çin operasyonlarından 744 milyon Euro kar elde eden şirket, bu yıl aynı dönemde 113 milyon Euro operasyonel açık verdi.

    YÖNETİMDEN KEMER SIKMA VE İSTİHDAM KESİNTİSİ MESAJI

    Finansal sonuçları değerlendiren Volkswagen Grubu Mali İşler Müdürü (CFO) Arno Antlitz, “9 aylık sonuçlar tek bir şeyi netleştiriyor, kaybedecek tek bir dakikamız bile yok. Hızlı ve kararlı bir şekilde hareket etmeliyiz.” ifadesini kullandı.

    Ortaya çıkan tablonun, Volkswagen Üst Yöneticisi (CEO) Oliver Blume liderliğindeki yönetim kurulunun sendikalarla yapacağı maliyet azaltma müzakerelerinde elini güçlendireceği değerlendirildi.

    Volkswagen’in yeniden yapılanma planı kapsamında küresel ölçekte 100 bin çalışanın işten çıkarılması, Almanya‘da Hannover, Emden ve Zwickau’daki 3 Volkswagen fabrikası ile Neckarsulm’daki Audi fabrikası dahil bazı tesislerin kapatılması riski bulunuyor.

    Eylül ayı ortasında kar tahminlerini aşağı yönlü revize eden Volkswagen yönetimi, 2026 yılı sonunda toplam gelirlerin 315 milyar Euro civarında gerçekleşmesini bekliyor.

    Şirket, bu yıl elde edilecek gelirlerin en fazla yüzde 1’i oranında faaliyet karı elde edileceğini öngörüyor. Volkswagen, daha önce bu oranı yüzde 4 ile yüzde 5,5 arasında hedeflemişti.

  • Türkiye’nin otomotivde bir asırlık serüveni

    Türkiye’nin otomotivde bir asırlık serüveni

    Cumhuriyetimizin 103’üncü yılını kutladığımız bugün, Türkiye’nin bir asrı aşan sanayileşme yolculuğunda otomotiv sektörünün katettiği mesafe de ayrı bir gurur kaynağı olarak öne çıkıyor.

    29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla başlayan kalkınma hamlesi, yıllar içinde Türkiye’yi otomobil montajının yapıldığı küçük tesislerden, dünyanın önde gelen markaları için üretim gerçekleştiren büyük fabrikalara taşıdı.

    Devrim otomobiliyle kendi mühendislik gücünü ortaya koyan, Anadol ile yerli markasını yollara çıkaran, Tofaş ve Oyak Renault yatırımlarıyla üretim kapasitesini büyüten Türkiye, bugün Togg ve elektrikli otomobil projeleriyle yeni bir döneme giriyor.

    Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında ise Türk otomotiv sanayisinin önünde yalnızca daha fazla araç üretmek değil, küresel rekabette ve yeni teknolojilerde daha güçlü bir konuma ulaşmak gibi önemli hedefler bulunuyor.

    İLK FABRİKA 1929’DA KURULDU

    Türkiye’de otomobil üretiminin geçmişi, Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzanıyor.

    1929 yılında Ford Motor Company ile dönemin hükümeti arasında yapılan anlaşma kapsamında İstanbul Tophane’de bir otomobil fabrikası kuruldu. Yaklaşık 450 kişinin çalıştığı tesiste günlük 50 araca yaklaşan üretim gerçekleştiriliyordu.

    Ancak aynı yıl başlayan Büyük Buhran, dünya ekonomisiyle birlikte otomotiv sektörünü de etkiledi. İstanbul’daki Ford fabrikasında üretim 1934 yılında sona erdi.

    Türkiye’nin otomotiv sanayisindeki bir sonraki önemli adımı ise 1955 yılında atıldı. Tuzla Çayırova’daki Türk Willys Overland tesisinde Jeep araçlarının montajına başlandı. Daha sonraki yıllarda aynı fabrikada kamyon montajı da gerçekleştirildi.

    1960 yılına gelindiğinde Ford, bu kez Koç Grubu ile kurduğu ortaklık üzerinden Türkiye’deki üretim faaliyetlerine yeniden başladı.

    Otosan fabrikasında Ford Consul otomobillerinin ve Thames kamyonlarının montajı yapılıyordu.

    DEVRİM 135 GÜNDE ÜRETİLDİ

    Türkiye otomotiv tarihinin en dikkat çekici projelerinden biri 1961 yılında hayata geçirildi.

    Dönemin Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in talimatıyla Eskişehir Devlet Demiryolları Fabrikası’nda yerli otomobil geliştirmek üzere çalışmalar başlatıldı.

    Türk mühendisler, motoru dahil olmak üzere Türkiye’de tasarlanan Devrim otomobilini yalnızca 135 günde tamamladı. Araç, 29 Ekim 1961 Cumhuriyet Bayramı törenlerine yetiştirildi.

    Ancak Devrim’in Ankara’daki tanıtımı sırasında yaşanan yakıt sorunu, projenin önüne geçti. Cumhurbaşkanı Gürsel’i taşıyan otomobilin yakıtının bitmesi nedeniyle durması, uzun yıllar projenin en fazla hatırlanan ayrıntısı oldu.

    Devrim seri üretime geçemedi. Buna rağmen Türkiye’nin kendi mühendislik imkanlarıyla otomobil geliştirebileceğini göstermesi açısından otomotiv tarihindeki yerini korudu.

    ANADOL İLE YENİ BİR SAYFA AÇILDI

    Devrim’in ardından Türkiye’de otomobil üretiminde bir başka önemli gelişme 1966 yılında yaşandı.

    Otosan tarafından geliştirilen Anadol, Türkiye’nin seri üretilen ilk yerli marka otomobillerinden biri olarak yollara çıktı.

    İngiliz Reliant firmasının prototip çalışmalarından ve Ford’un mekanik parçalarından yararlanılarak geliştirilen model, fiberglas gövdesiyle döneminin farklı otomobilleri arasında yer aldı.

    1984 yılına kadar üretimi devam eden Anadol, 93 bin adedin üzerinde üretim adedine ulaştı.

    Aynı dönemde Türkiye’de ticari araç üretimi de gelişmeye başladı. Mercedes-Benz ortaklığıyla kurulan Otomarsan’da otobüs, MAN’ın Türkiye’deki tesislerinde ise kamyon üretimi gerçekleştirildi.

    Böylece otomotiv sanayisi yalnızca binek otomobillerden oluşan bir sektör olmaktan çıkarak ticari araç üretimini de kapsayan daha geniş bir yapıya kavuştu.

    BURSA OTOMOTİV SANAYİSİNİN MERKEZİ OLDU

    1960’lı yılların sonunda atılan iki önemli adım, Türkiye’nin otomotiv üretim haritasını değiştirdi.

    1968 yılında Koç Grubu ile Fiat ortaklığında Tofaş kuruldu. Bir yıl sonra ise Oyak-Renault’nun temelleri atıldı. Her iki üretici de 1971 yılında Bursa’daki fabrikalarında seri üretime başladı.

    Tofaş’ın bantlarından Murat 124 inerken, Oyak-Renault Renault 12 üretimine başladı.

    Bu yatırımlar, Bursa’nın Türkiye otomotiv sanayisinin en önemli merkezlerinden biri haline gelmesini sağladı.

    İlerleyen yıllarda Tofaş, Murat 131, Doğan, Şahin, Kartal, Tempra, Palio, Albea, Fiorino, Doblò, Linea ve Egea gibi modellerle üretim faaliyetlerini genişletti.

    Oyak Renault ise farklı nesillerde Renault modellerini Türkiye’de üreterek hem iç pazara hem de ihracata yönelik önemli bir üretim merkezi haline geldi.

    1990’LARDA JAPON VE KORELİ ÜRETİCİLER GELDİ

    Türkiye’nin otomotiv sanayisinde uluslararası yatırımların hız kazandığı dönemlerden biri de 1990’lı yıllar oldu.

    Japon üretici Toyota, Sakarya’daki fabrikasında Corolla üretimine başladı.

    1997 yılında Honda, Gebze’deki fabrikasında Civic modelinin üretimine geçerken, aynı yıl Hyundai de Assan ortaklığıyla İzmit’teki tesisinde Accent ve H100 modellerini üretmeye başladı.

    Bu yatırımlar, Türkiye’nin yalnızca iç pazar için otomobil üreten bir ülke olmaktan çıkıp uluslararası üreticilerin küresel tedarik ve ihracat ağlarına dahil olmasını hızlandırdı.

    Sonraki yıllarda Türkiye’deki otomotiv fabrikaları, farklı pazarlara yönelik modellerin üretiminde daha fazla sorumluluk üstlendi.

    Üretim faaliyetlerine Ar-Ge, mühendislik ve ürün geliştirme çalışmaları da eklendi.

    TOGG İLE YERLİ OTOMOBİLDE YENİ DÖNEM

    Türkiye’nin yerli otomobil geliştirme hedefinde yeni bir dönem, 2018 yılında Türkiye’nin Otomobili Girişim Grubu’nun (Togg) kurulmasıyla başladı.

    2019 yılında ilk prototipleri tanıtılan Togg, bundan tam 4 yıl önce, 29 Ekim 2022’de Gemlik’teki tesisinde seri üretim aşamasına geçti.

    İlk model T10X, 2023 yılında kullanıcılarla buluştu. Marka daha sonra T10F modeliyle ürün gamını genişletti. T10F modelinin tanıtılması ile birlikte markanın ihracatına da start verildi.

    Almanya’da satışları başlayan Togg, ilerleyen dönemde Avrupa’da farklı pazarlara da girmeyi hedefliyor.

    2027’de ise Togg’un üçüncü modeli T6X’in yollara çıkması bekleniyor.

    Togg’un ortaya çıkışı, Türkiye’nin elektrikli otomobil geliştirme ve üretme hedefi açısından önemli bir adım oldu.

    Cumhuriyet’in ilk yıllarında başlayan otomotiv üretim yolculuğu, böylece yeni nesil teknolojilerle devam etti.

    ELEKTRİKLİ OTOMOBİL ÜRETİMİ YAYGINLAŞIYOR

    Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türkiye otomotiv sanayisinin gündeminde elektrikli araç yatırımları bulunuyor.

    Bu alandaki son gelişmelerden biri Hyundai’nin İzmit fabrikasında yaşandı.

    Güney Koreli üretici, 2026 yılının üçüncü çeyreğinde Ioniq 3 modelinin seri üretimine başlayarak Türkiye’de elektrikli otomobil üreten ikinci marka oldu.

    250 milyon Euro’luk yatırımla hayata geçirilen projede ilk aşamada yılda 30 bin elektrikli otomobil üretilmesi hedefleniyor.

    Hyundai’nin İzmit fabrikasında gerçekleştirilen dönüşüm, Türkiye’nin küresel otomotiv üreticilerinin elektrikli araç stratejilerindeki rolünün de genişlediğini gösteriyor.

    Elektrikli otomobil üretimiyle birlikte batarya, yazılım, elektronik sistemler ve yeni nesil mühendislik alanları da sektörün geleceğinde daha fazla önem kazanıyor.

    DOBLO BURSA’YA GERİ DÖNDÜ

    Türk otomotiv sanayisinin 2026 yılındaki önemli gelişmelerinden biri de Tofaş’ın Bursa fabrikasında gerçekleşti.

    Koç Holding ve Stellantis ortaklığında 300 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirilen K9 projesinin seri üretimi başladı.

    2000-2023 yılları arasında Bursa’da üretilen Fiat Doblò, üç yıllık aranın ardından yeniden Tofaş’ın üretim bandına döndü.

    K9 projesi kapsamında Fiat Doblò’nun yanı sıra Citroën Berlingo, Opel Combo, Peugeot Rifter ve Peugeot Partner modelleri de Bursa’da üretilecek.

    Yıllık 100 bin araçlık kapasiteye sahip projede yaklaşık bin kişilik istihdam ve yüzde 50 yerlilik oranı hedefleniyor.

    Tofaş, 2034 yılının son çeyreğine kadar K9 kapsamında yaklaşık 660 bin araç üretmeyi planlıyor.

    Bu yatırım, Türkiye’nin özellikle hafif ticari araç üretiminde Avrupa’nın önemli merkezlerinden biri olma konumunu sürdürmesi açısından dikkat çekiyor.

    OTOMOTİV İHRACATI 41.5 MİLYAR DOLARA ULAŞTI

    Cumhuriyet’in ilk yıllarında sınırlı sayıda araç üreten Türkiye, bugün otomotiv sanayisini ihracatının en önemli sektörlerinden biri haline getirmiş durumda.

    Otomotiv Sanayii Derneği’nin (OSD) verilerine göre, Türkiye’de 2025 yılında toplam 1 milyon 419 bin 464 araç üretildi.

    Aynı dönemde otomobil üretimi 872 bin 538 adet olarak gerçekleşirken, toplam otomotiv ihracatı 1 milyon 57 bin 920 araca ulaştı.

    Otomotiv sektörünün 2025 yılı ihracat geliri ise 41.5 milyar dolar olarak kaydedildi. Böylece sektör, ihracatta yeni bir rekor kırdı.

    Türkiye’de otomotiv üretiminin yaklaşık dörtte üçünün ihracata yönelik olması, sektörün küresel üretim ve tedarik zincirleriyle kurduğu ilişkinin boyutunu ortaya koyuyor.

    Bugün Türk otomotiv sanayisinin geldiği noktada yalnızca araç üretim adetleri değil, mühendislik, Ar-Ge, tedarik sanayisi ve yeni model geliştirme kabiliyetleri de belirleyici rol oynuyor.

    İKİNCİ YÜZYILIN SINAVI AVRUPA

    Türkiye otomotiv sanayisi, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında önemli bir dönüşümden geçiyor.

    Elektrikli otomobiller, batarya teknolojileri ve yeni nesil üretim yatırımları sektörün geleceğini şekillendirirken, Avrupa Birliği’nin yeni üretim politikaları da Türkiye açısından kritik bir gündem oluşturuyor.

    Özellikle Avrupa’da tartışılan ‘Made in EU’ düzenlemesi, Türkiye’nin küresel otomotiv sanayisindeki konumunu doğrudan etkileyebilecek gelişmeler arasında yer alıyor.

    Almanya ve Fransa’nın Avrupa üretimine öncelik verilmesi konusunda uzlaşmasının ardından, Türkiye’nin yeni düzenlemede kapsam dışında kalma ihtimali gündeme geldi.

    Avrupa Birliği ile yaklaşık 30 yıllık Gümrük Birliği ilişkisine sahip Türkiye, otomotiv üretiminde Avrupa’nın en önemli tedarik merkezlerinden biri olmasına rağmen henüz önerilen kapsamda yer bulabilmiş değil.

    Bu gelişmenin ardından hem kamu hem de özel sektörde, Türkiye’nin yeni üretim kurallarının dışında bırakılmaması için girişimler hızlandırıldı.

    Henüz kesinleşmeyen ‘Made in EU’ düzenlemesinin nasıl şekilleneceği, Türkiye’deki otomotiv fabrikalarının gelecekteki yeni model ve yatırım kararları açısından önem taşıyor.

    Cumhuriyet’in ilk yıllarında sınırlı imkanlarla başlayan otomotiv üretim serüveninde Türkiye bugün dünyanın önde gelen üreticilerinin yatırım yaptığı, yaklaşık 2 milyon araçlık üretim kapasitesine sahip bir sanayi merkezi konumuna ulaştı.

    Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında ise Türk otomotiv sanayisinin önündeki en büyük hedef, yalnızca mevcut üretim gücünü korumak değil, yeni teknolojilerde ve küresel rekabette daha fazla söz sahibi olmak.

  • AKO’dan “Güvenli Yol, Güçlü Kadın” projesi

    AKO’dan “Güvenli Yol, Güçlü Kadın” projesi

    Türkiye sanayisinin köklü temsilcilerinden AKO Grup, toplumsal faydayı teknik bilgi ve uzmanlığıyla buluşturan projelere öncülük ediyor.

    Grup vizyonu doğrultusunda, markalarından Petlas öncülüğünde hayata geçirilen “Güvenli Yol, Güçlü Kadın” projesi; kadın sürücülerin araçları ve temel yol güvenliği konusundaki teknik bilgi ve becerilerini geliştirmeyi hedefliyor.

    Proje ile kadın sürücülerin yolda karşılaşabilecekleri teknik sorunlar karşısında daha bilinçli hareket edebilmeleri ve ihtiyaç halinde temel müdahaleleri kendi başlarına gerçekleştirebilmeleri amaçlanıyor.

    Böylece teknik bilgi, yalnızca günlük hayatta kullanılabilecek bir beceriye değil, aynı zamanda kadınların yolda kendilerine duydukları güveni güçlendiren bir kazanıma dönüşüyor.

    AKO Grup Yönetim Kurulu Üyesi S. Safa Özcan, projeye ilişkin açıklamasında, “Bir kadın sürücünün yolda karşılaşabileceği teknik soruna kendi başına müdahale edebilmesi, önemli bir özgüven kazanımıdır. İstanbul’da başlayıp Kırşehir’de devam eden projemizi 22 Ekim’de Ankara’da Yenimahalle Belediyesi iş birliğiyle gerçekleştireceğimiz eğitimle daha fazla kadınla buluşturmayı hedefliyoruz. En büyük kazanımımız ise kadınların ‘Bunu kendim yapabilirim’ diyerek yola daha güçlü çıkmaları” diye konuştu.

    TEORİK BİLGİ SAHADA UYGULAMAYA DÖNÜŞÜYOR

    AKO Grup çatısı altında ve uzmanlar eşliğinde düzenlenen eğitimlerde, katılımcılara araçların temel özellikleri, doğru lastik seçimi, basınç kontrolü ve gösterge paneli uyarıları gibi yol güvenliği açısından önem taşıyan konularda bilgiler aktarılıyor.

    Eğitimlerin önemli bir bölümünü ise uygulamalı çalışmalar oluşturuyor. Özel olarak oluşturulan uygulama istasyonlarında kadın sürücüler, uzman gözetiminde kriko kullanarak lastik değiştirme deneyimi yaşıyor.

    Böylece eğitim sırasında aktarılan teorik bilgiler, doğrudan uygulamaya dönüştürülerek günlük hayatta kullanılabilecek kalıcı bir beceriye dönüşüyor.

    FARKLI ŞEHİRLERDEKİ KADIN SÜRÜCÜLERLE BULUŞUYOR

    “Güvenli Yol, Güçlü Kadın” projesinin ilk uygulaması 5 Mart’ta Tersane İstanbul’da gerçekleştirildi. Kadın sürücülerin yoğun ilgi gösterdiği eğitimlerde, katılımcıların araçlarını daha yakından tanımaları ve günlük sürüş deneyimlerinde ihtiyaç duyabilecekleri temel teknik bilgilere sahip olmaları hedeflendi.

    Projenin ikinci uygulaması ise 7 Ağustos’ta Kırşehir’de gerçekleşti. İstanbul’da başlayan proje, Kırşehir’de de kadın sürücülerin teorik bilgiyi uygulamaya dönüştürmelerine ve kendi araçları üzerinde deneyim kazanmalarına olanak sağladı. Projenin üçüncü uygulaması ise 22 Ekim’de Ankara’da, Yenimahalle Belediyesi iş birliğiyle gerçekleştirilecek.

    Farklı şehirlerde kadın sürücülerle buluşmaya devam eden proje kapsamında, katılımcıların temel araç bakımı, lastik kullanımı ve yol güvenliği konularında teorik ve uygulamalı bilgi edinmeleri sağlanacak.

    İstanbul’dan Kırşehir’e, ardından Ankara Yenimahalle’ye uzanan “Güvenli Yol, Güçlü Kadın” projesinin önümüzdeki dönemde farklı şehirlerde de hayata geçirilmesi ve daha fazla kadın sürücüye ulaşması hedefleniyor.

    DAYANIŞMA VE KARŞILIKLI ÖĞRENME DESTEKLENİYOR

    “Güvenli Yol, Güçlü Kadın” projesi, teknik becerilerin yanı sıra kadınlar arasında dayanışmayı ve karşılıklı öğrenmeyi de destekliyor.

    Uygulamalı eğitim sırasında oluşan iletişim ve dayanışma ortamı, katılımcıların benzer deneyimleri paylaşmalarına ve birbirlerinden öğrenmelerine imkan tanıyor.

    Proje kapsamında amaçlanan kazanım yalnızca bir lastiğin nasıl değiştirileceğini öğrenmekle sınırlı kalmıyor.

    Kadınların olası bir arıza durumunda yaşadığı “yolda kalma” endişesini azaltmak, karşılaştıkları durumlarda daha bilinçli karar verebilmelerini desteklemek ve teknik konularda “İstersem yapabilirim” duygusunu güçlendirmek projenin temel amaçları arasında yer alıyor.

    Eğitimlerin sonunda katılımcılara sertifika verilerek kazandıkları bilgi ve beceriler belgeye dönüştürülüyor. “Güvenli Yol, Güçlü Kadın” projesi, teorik bilginin pratiğe, pratiğin ise kalıcı bir teknik özgüvene dönüşmesini desteklerken, farklı şehirlerde daha fazla kadın sürücüyle buluşarak büyümeye devam edecek.

  • Norveç’te Türk imzası büyüyor

    Norveç’te Türk imzası büyüyor

    Europcar Mobility Group’un Türkiye temsilciliğini 2002 yılından bu yana yürüten Faz Oto Kiralama A.Ş.’yi bünyesinde bulunduran FDN Grubu, Norveç’teki faaliyetlerini genişletiyor.

    Ekim 2025’te Europcar Norveç’in franchise haklarını devralan grup, ülkedeki büyüme stratejisi kapsamında bir ay içerisinde üç yeni ofis açtı.

    Norveç’teki genişleme hamlesinin ilk adımı, ülkenin önemli ticaret ve turizm merkezlerinden Bergen’de atıldı. Şirket, bölgedeki mobilite talebine yanıt vermek amacıyla açtığı bu ofisin ardından Evenes’te de hizmet vermeye başladı.

    FDN Grubu, üçüncü ofisini ise uluslararası turizm, havacılık ve bölgesel ulaşım açısından önemli bir merkez olan Tromsø’da faaliyete geçirdi.

    Böylece Europcar Norveç, bir ay içerisinde üç yeni noktada daha müşterilerine doğrudan hizmet sunmaya başladı.

    HEDEF 2027’DE 20 OFİSE ULAŞMAK

    Norveç’teki hizmet ağını genişletmeyi sürdüren FDN Grubu, yıl sonuna kadar Stavanger ve Oslo Downtown ofislerini de açmayı planlıyor.

    FDN Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Fırat Fidan, Norveç’teki büyüme hedeflerine ilişkin yaptığı açıklamada, “Europcar Norveç’in franchise haklarını devralmamızın ardından geçen 1 yıllık süreçte hizmet ağımızı genişletirken, farklı bölgelerdeki mobilite ihtiyacına daha yakından yanıt vermeyi hedefliyoruz. Yıl sonuna kadar Stavanger ve Oslo Downtown ofislerini açmayı, 2027’de ise Europcar’ı 16 şehirde toplam 20 ofisle temsil etmeyi hedefliyoruz. Amacımız, güçlü operasyonel altyapımızı yeni lokasyonlara taşıyarak Norveç’te daha geniş bir müşteri kitlesine ulaşmak” dedi.

  • Doblo yeniden ‘Made in Türkiye’ oldu

    Doblo yeniden ‘Made in Türkiye’ oldu

    Tofaş, Koç Holding ve Stellantis ortaklığının yeni dönemini simgeleyen stratejik yatırımlarına bir yenisini daha ekledi.

    Eylül 2025’te Stellantis ile imzalanan anlaşma kapsamında hayata geçirilen K9 projesi Tofaş Fabrikası’nda düzenlenen törenle seri üretim aşamasına geçti.

    K9 projesinin üretime başlangıç töreninin en anlamlı anlarından birini, Fiat Dobló’nun yeniden Tofaş üretim bandından inmesi oluşturdu.

    İlk kez 2000 yılında Bursa’da üretilmeye başlanan ve 2023 yılına kadar Tofaş’ta üretimi devam eden Fiat Dobló, Türk otomotiv sanayiinde olduğu kadar ticari araç pazarında önemli bir başarı elde etti.

    Türkiye’de 26 yılda 600 bin adedin üzerinde satışa ulaşan model, farklı nesilleri ve gövde seçenekleriyle en tanınan ticari araçlardan biri haline geldi.

    Yaklaşık 300 milyon dolar yatırımla hayata geçirilen K9 projesi kapsamında Doblo’nun yanında artık Citroën Berlingo, Opel Combo, Peugeot Rifter ve Peugeot Partner modelleri de Bursa’da üretilecek.

    BAKAN KACIR: OTOMOTİV SEKTÖRÜ TÜRKİYE’NİN YÜZ AKI

    Tofaş fabrikasında düzenlenen törende konuşan Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, otomotiv sektörünün Türk sanayisinin yüz akı olmaya devam ettiğini söyledi.

    Bakan Kacır, “2000’li yılların başında yılda ancak 300 bin aracın satıldığı Türkiye’de bugün yıllık satışlar 1.5 milyon adede ulaşabiliyor. Avrupa’nın yapması gereken inovasyonu hızlandırmak, verimliliği yükseltmektir. K9 Projesi’nin yeni yatırımlara, başarılara ve iş birliklerine vesile olmasını temenni ediyorum” dedi.

    KOÇ’TAN AVRUPA’YA ‘MADE IN UYARISI’

    Bursa’daki törende, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Koç’un açıklamaları dikkat çekti.

    Koç, ‘Made in EU’ süreci ve Tofaş’ın geleceği ile ilgili önemli mesajlar verdi.

    Koç Holding ile Stellantis arasındaki güçlü ortaklığa vurgu yapan Ömer Koç, “Otomotiv sektöründeki kurallar tüm dünyada ve bilhassa önemli bir parçası olduğumuz Avrupa’da yeniden yazılırken, ülkemize çekebildiğimiz her yatırımın son derece kıymetli olduğu kanaatindeyim” dedi.

    Koç, otomotivde artan uluslararası rekabete de işaret ederek, böyle bir dönemde K9 modelinin Türk otomotiv sanayiinin Avrupa’daki ticari araç üretim liderliğini daha da güçlendireceğini söyledi.

    Ömer Koç, “Tofaş’ın yetkinliklerini ve kapasitesini azami şekilde kullanıp müşterilerimize daha fazla yerli model sunabilmeyi, böylece memleketimizin cari dengesine de katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda, başka yeni modeller konusunda ortağımızla görüşmeleri sürdürüyoruz” açıklamasında bulundu.

    Ömer Koç, ‘Made in EU’ politikasıyla Avrupa’nın 30 senelik Gümrük Birliği ilişkisini hiçe sayma basiretsizliğine düşebileceğini de vurgulayarak, “Bilhassa otomotiv sektörümüzde büyük emeklerle tesis edilmiş olan üretim ve mühendislik kapasitesinin muhafaza edilebilmesi için mütekabiliyet çerçevesinde bazı adımların atılması kaçınılmaz olabilir” dedi.

    Koç, iç pazarın büyümesine yatırımların cazibesini artıracak uygun mekanizmalarla katkı sağlanmasının şart olduğuna dikkat çekti.

    “TOFAŞ, STELLANTIS’İN EN ÖNEMLİ ÜRETİM MERKEZLERİNDEN”

    Tofaş fabrikasındaki K9 töreninde Stellantis’in üst düzey yöneticileri de yer aldı.

    K9 projesinin Tofaş ve Stellantis için önemine vurgu yapan Stellantis Orta Doğu ve Afrika Operasyon Direktörü Samir Cherfan, 2000–2023 yılları arasında Bursa’da üretilen ve Türkiye’de 600 binden fazla müşterinin tercihi olan Doblo’nun, Tofaş ile FIAT adını dünyaya taşıdığını aktardı.

    Doblò, Fiorino ve Egea’nın Tofaş Fabrikası’nın en önemli başarı hikâyelerinden olduğunun altını çizen Samir Cherfan, ayrıca üç yıl sonra Doblò’nun evine dönmesinin, Tofaş için önemli bir gelişmeyi temsil ettiğini vurguladı.

    Samir Cherfan, “K9 projesi kapsamında Fiat Doblò, Citroën Berlingo, Opel Combo, Peugeot Rifter ve Partner olmak üzere dört markanın beş modeli için yıllık 100 bin araçlık üretim kapasitesi planlanıyor. Çoklu enerji seçeneklerini destekleyen ve elektrikli hafif ticari araç üretimine hazır olan bu platform, Türkiye’nin bölgesel üretimdeki rolünü daha da güçlendiriyor. Bu projenin temelinde, Koç Topluluğu ile yarım asrı aşan güçlü ortaklığımız, Eylül 2025’te imzaladığımız stratejik anlaşmayla daha da güçlendi. Stellantis’in markalarını, platformlarını ve küresel erişimini; Koç’un liderliği ve Tofaş’ın üretim ve mühendislik yetkinlikleriyle bir araya getiren bu ortaklık vesilesiyle Tofaş, bugün Stellantis’in dünya çapındaki en önemli üretim ve Ar-Ge merkezlerinden biri konumunda” diye konuştu.

    5 ARAÇTAN 1’İ İHRAÇ EDİLECEK

    Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu ise törende yaptığı konuşmada, Tofaş’ın 60 yıla yaklaşan üretim geçmişinde Türk otomotiv sanayiine yön veren birçok projeye imza attığını belirterek, K9 projesinin şirketin yeni büyüme dönemindeki en önemli yatırımlardan biri olduğunu söyledi.

    Eroldu, Tempra ile Avrupa pazarlarına gerçekleştirilen ilk seri otomobil ihracatından Dobló’nun hafif ticari araç pazarındaki başarısına, Egea’nın üst üste 10 yıl Türkiye’nin en çok tercih edilen otomobili olmasına kadar uzanan üretim geçmişinin yeni projelere güçlü bir temel oluşturduğunu ifade etti.

    K9 projesinin üretim ve ihracat hedeflerini açıklayan Tofaş CEO’su Cengiz Eroldu, “300 milyon dolarlık yatırımla hayata geçirdiğimiz K9 projesinde, yıllık 100 bin adetlik üretim kapasitesini hayata geçiriyoruz. Üretilecek K9 modelinin yaklaşık yüzde 20’sini ihraç edeceğiz” dedi.

    600 BİN ARAÇ ÜRETİLECEK

    K9 projesinin devreye girmesi ve mevcut K0 projesinin yaklaşık 100 bin adetlik tam kapasiteyle üretime devam etmesiyle Tofaş’ın yıllık bitmiş araç üretim hacminin 230-250 bin adet seviyelerine ulaşması öngörülüyor.

    K9 kapsamında 2034 yılının son çeyreğine kadar yaklaşık 660 bin adet aracın üretilmesi hedefleniyor.

    Böylece Tofaş, Stellantis’in bölgesel üretim ağı içerisindeki stratejik konumunu güçlendirirken, Türkiye’nin hafif ticari araç üretimindeki iddiasını da ileri taşınmış olacak.

    Dört farklı markayı kapsayan K9 projesiyle Tofaş, hafif ticari araç üretimindeki çok markalı yapısını daha da güçlendirecek. Citroën Berlingo, Fiat Dobló, Opel Combo, Peugeot Rifter ve Partner modelleri, ticari taşımacılığa yönelik kargo ve yolcu taşımacılığına uygun kombi versiyonlarıyla üretilecek.

    1000 KİŞİLİK İSTİHDAM HEDEFİ

    K9 projesi, üretim kapasitesinin yanı sıra istihdam, yerlilik ve mühendislik alanlarında da önemli katkılar sağlayacak. Proje kapsamında Tofaş Fabrikası’nda yaklaşık bin kişilik istihdam öngörülürken, 100’e yakın yerli tedarikçi firma üretim sürecine dahil edildi.

    Projede yüzde 50 mertebesinde yerlilik oranı hedefleniyor. Tofaş Ar-Ge Merkezi’nin mühendislik ve teknik geliştirme süreçlerinde görev aldığı projede, 300’ün üzerinde mühendis ve teknik personel çalıştı.

    Araçların performans, dayanıklılık, güvenlik ve kalite gerekliliklerine yönelik doğrulama ve onay testleri de Tofaş Ar-Ge Merkezi tarafından yürütüldü.

  • İkinci el otomobilde yeni hesap

    İkinci el otomobilde yeni hesap

    İkinci el otomobil piyasasında son dönemde dikkat çekici gelişmeler yaşanıyor.

    Araç fiyatları aylık bazda artarken, enflasyondan arındırılmış fiyatlarda ise gerileme devam ediyor.

    Öte yandan, fon piyasasında yaşanan gelişmelerin otomobil alım satım kararlarına yansımaya başladığı ifade ediliyor.

    Sel hasarlı araçlara ilişkin dolandırıcılık riskleri ve ikinci el elektrikli otomobil satışlarındaki artış da, piyasada öne çıkan diğer başlıklar oldu.

    Sektör temsilcileri, yılın son iki ayında markaların düzenleyeceği kampanyaların hem sıfır hem de ikinci el otomobil piyasasının seyrinde belirleyici olabileceğini değerlendiriyor.

    İKİNCİ ELDE FİYATLAR ARTIYOR

    VavaCars’ın yapay zeka destekli fiyat endeksine göre, Ağustos’ta yüzde 0.2 gerileyen ikinci el otomobil fiyatları, Eylül’de yüzde 1.1 yükselerek son altı ayın en yüksek aylık artışını kaydetti.

    Yılın ilk dokuz ayında ikinci el fiyatları yüzde 6.3 artarken, aynı dönemde dolar TL karşısında yüzde 14.2, Euro ise yüzde 10.5 değer kazandı.

    Fiyatların yıllık artış hızı ise Ağustos’taki yüzde 8.7’den Eylül’de yüzde 8’e geriledi. Böylece ikinci el otomobillerdeki fiyat artışı enflasyonun altında kalmaya devam etti.

    VavaCars Ticari Grup Başkanı Serdıl Gözelekli, ikinci el otomobil fiyatlarında nominal artışa rağmen reel değer kaybının sürdüğünü belirtti.

    Gözelekli, fiyatlardaki ölçülü seyrin tüketicilerin daha öngörülebilir koşullarda araç satın almasına katkı sağladığını ifade ederek, “Önümüzdeki dönemde finansman koşullarındaki olası iyileşmeler, ikinci eldeki hareketliliğin artmasına katkı sağlayabilir” dedi.

    “FON PİYASASINDAKİ GELİŞMELER TALEBE YANSIDI”

    İlan platformu arabam.com’un Eylül ayı verileri de ikinci el otomobil fiyatlarında benzer bir tabloya işaret ediyor.

    Platformun analizine göre, Ağustos’ta 913 bin 817 TL olan ortalama ilan fiyatı Eylül’de 921 bin 307 TL’ye yükseldi. Ancak enflasyondan arındırılmış fiyatlarda aylık yüzde 1 düşüş yaşandı.

    arabam.com CEO’su Önder Oğuzhan, son dönemde yatırım fonlarında yaşanan gelişmelerin otomobil piyasasına da yansımaya başladığını belirtti.

    .png

    Oğuzhan, “Yatırım fonlarında yaşanan ve piyasada likidite sıkışıklığına yol açan gelişmelerin hem sıfır hem de ikinci el araç piyasasına yansıdığını görüyoruz. Fonlardaki birikimlerine ulaşamayan yatırımcıların nakit ihtiyacını karşılamak amacıyla mevcut araçlarını satışa çıkarırken, fon yatırımlarından elde edecekleri getiriyi sıfır araç alımında kullanmayı planlayan tüketicilerin ise alım kararını ertelediğini tahmin ediyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

    İLANLARIN YÜZDE 55’İ 1 MİLYON TL’NİN ALTINDA

    arabam.com verilerine göre, Eylül ayında ikinci el otomobil ilanlarının yüzde 55’ini 1 milyon TL’nin altındaki araçlar oluşturdu.

    Araçların yaş dağılımında ise yüzde 30.2 ile 10-15 yaş arasındaki modeller ilk sırada yer aldı.

    5 yaşına kadar olan otomobillerin ilanlardaki payı da bir önceki aya göre 0.8 puan artarak yüzde 27.6’ya yükseldi.

    SEL HASARLI ARAÇLARDA ŞASİ NUMARASI UYARISI

    Son dönemde gerçekleştirilen operasyonlarda, ağır hasarlı ve kullanılamaz durumdaki araçların şasi ve motor numaralarının başka otomobillere aktarılarak piyasaya sürüldüğünün ortaya çıkması, ikinci el araç ticaretindeki güvenlik risklerini yeniden gündeme getirdi.

    Motorlu Araç Satıcıları Federasyonu (MASFED) Genel Başkanı Aydın Erkoç, özellikle sel felaketlerinde zarar gören araçların teknik açıdan ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiğini belirterek, kullanılamaz durumdaki otomobillerin hurdaya ayrılmasının tek başına yeterli olmadığını vurguladı.

    Erkoç, “Bir aracın hurdaya ayrılmasıyla süreç tamamlanmış sayılmamalı. O araca ait şasi ve motor bilgilerinin kötüye kullanılmasını önleyecek denetim mekanizmaları da etkin biçimde işletilmeli” dedi.

    İkinci el otomobil alacak tüketicilere de uyarıda bulunan Erkoç, standart ekspertiz raporunun yanı sıra aracın şasi numarası, tescil kayıtları ve hasar geçmişinin de kontrol edilmesi gerektiğini söyledi.

    ELEKTRİKLİ OTOMOBİLLERDE DİKKAT ÇEKEN ARTIŞ

    İkinci el otomobil piyasasında dikkat çeken bir diğer gelişme ise elektrikli araç satışlarında yaşandı.

    Sektör araştırmalarına göre, ikinci el elektrikli otomobil satışları ağustostaki 8 bin 439 adetten eylülde 9 bin 556 adede yükseldi.

    Yaklaşık yüzde 13’lük aylık artışla satışlar yılın ilk dokuz ayının en yüksek seviyesine ulaştı.

    Otomerkezi.net CEO’su Muhammed Ali Karakaş, yükselen akaryakıt maliyetlerinin özellikle şehir içinde yoğun otomobil kullanan tüketicileri ikinci el elektrikli modellere yöneltebileceğini belirtti.

    Elektrikli otomobillerin ikinci el piyasasında daha fazla el değiştirmesinin tüketicilerin yeniden satış konusundaki çekincelerini azaltabileceğini ifade eden Karakaş, batarya sağlığı, kalan garanti süresi ve servis desteğinin satın alma kararlarında belirleyici olduğunu vurguladı.

    Karakaş, “Test yöntemi ve tarihi belli bir batarya sağlık raporu, bakım ve hasar kayıtlarıyla birlikte değerlendirilmelidir” dedi.

    YILIN SON 2 AYINDA PİYASAYI NE BEKLİYOR?

    Peki otomobil piyasasında bundan sonra nasıl bir seyir bekleniyor?

    Yılın son iki ayında otomobil markalarının satış hedeflerine ulaşmak için kampanyalara daha fazla ağırlık vermesi bekleniyor. Özellikle sıfır otomobil pazarındaki daralma, markalar arasındaki fiyat rekabetini artırabilir.

    Sıfır otomobillerde sunulacak indirim ve finansman kampanyaları, araç değiştirmek isteyen tüketicileri harekete geçirirken ikinci el fiyatlarındaki artışı da sınırlayabilir.

    Öte yandan, finansman koşulları ve krediye erişim imkanları otomobil talebini şekillendirmeye devam edecek.

    Yakıt maliyetlerini azaltmak isteyen tüketicilerin elektrikli otomobillere ilgisinin artması da önümüzdeki dönemde piyasada öne çıkan eğilimlerden biri olabilir.