Oto bülten, otomobil haberleri,model tanıtımları ve Yeni çıkan Modeller

Blog

  • Ticari araçlarda güç savaşı

    Ticari araçlarda güç savaşı

    Almanya’nın Hannover kentinde düzenlenen IAA Transportation 2026, kamyon, otobüs, hafif ticari araç ve lojistik sektörünün küresel temsilcilerini bir araya getirdi.

    Fuardan çıkan en önemli mesajlardan biri, ticari araç sektöründe dönüşümün artık yalnızca motor teknolojileriyle sınırlı olmadığı oldu.

    Üreticiler, elektrikli güç aktarma sistemleri, batarya teknolojileri, dijital hizmetler, yapay zeka ve otonom sürüş çözümleriyle yeni bir rekabet dönemine hazırlanıyor.

    ELEKTRİKLİ KAMYONLARDA YENİ REKABET DÖNEMİ

    IAA Transportation 2026’nın en dikkat çeken başlıklarından biri ağır ticari araçların elektrifikasyonu oldu.

    Avrupa’nın karbon emisyonlarını azaltma hedefleri doğrultusunda üreticiler, uzun yol taşımacılığına yönelik elektrikli kamyonlarını ve alternatif güç aktarma sistemlerini sergiledi.

    Hannover’de düzenlenen IAA Transportation 2026’da, sektörün en yeni gelişmelerini ve geleceğin ticari araç teknolojilerini yerinde takip ettik.

    Sektörde batarya teknolojilerinin gelişmesiyle elektrikli kamyonların kullanım alanı genişlerken, üreticiler menzil, şarj altyapısı ve işletme maliyetlerine yönelik yeni çözümler geliştirmeye odaklandı.

    Elektrikli çözümlerin yanı sıra hidrojen yakıt hücreli araçlar da özellikle uzun mesafeli taşımacılık için önemli alternatiflerden biri olarak fuarda yer aldı.

    TÜRK ÜRETİCİLER KÜRESEL SAHNEDE

    IAA Transportation 2026’da Türkiye’de üretim yapan markalar da yeni nesil ticari araç teknolojileriyle öne çıktı.

    Mercedes-Benz Türk’ün çatı şirketi Daimler Truck, fuarda kamyonun icadının 130’uncu yılını kutlarken, emisyonsuz taşımacılığa yönelik yeni çözümlerini sergiledi.

    Türkiye’de teslimatlarına başlanan Mercedes-Benz eActros 600’ün yanı sıra fuarda ilk kez tanıtılan Mercedes-Benz eActros Lowliner da ziyaretçilerle buluştu.

    Daimler Truck, batarya elektrikli taşımacılıktan alternatif güç aktarma çözümlerine, güvenlik teknolojilerinden dijital hizmetlere kadar geniş ürün portföyünü sektör temsilcilerine sundu.

    DAIMLER TRUCK’TAN 1.2 MİLYAR EUROLUK UYARI

    Fuarın giriş konferansında konuşan Daimler Truck CEO’su Karin Rådström, Avrupa Birliği’nin yeni emisyon kurallarının sektör üzerindeki baskısına dikkat çekti.

    Rådström, şirketin 2030 karbon emisyon hedeflerine ulaşamaması durumunda ciddi mali yaptırımlarla karşı karşıya kalabileceğini belirterek, hedeflerin 10 puan gerisinde kalınması halinde yaklaşık 1.2 milyar euro emisyon cezası riski bulunduğunu açıkladı.

    Mevcut AB düzenlemelerine göre ağır ticari araç üreticileri, filo emisyon hedeflerinin her yüzde 1 altında kalmaları durumunda yaklaşık 120 milyon euro ceza riskiyle karşı karşıya bulunuyor.

    FORD TRUCKS’TAN ELEKTRİKLİ DÖNÜŞÜM MESAJI

    Türkiye’nin küresel ticari araç üretimindeki önemli oyuncularından Ford Trucks da IAA Transportation 2026’da yeni nesil çözümleriyle yer aldı.

    Ford Otosan’ın ağır ticari araç markası olan Ford Trucks, fuarda mühendislik ve Ar-Ge gücünü yansıtan ürünlerini sergiledi.

    Şirket; Ecotorq Gen2 motoru, yeni F-MAX modeli, bağlantılı araç teknolojileri ve F-LINE inşaat aracını ziyaretçilerle buluşturdu.

    Markanın yüzde 100 elektrikli F-LINE E modeli de geleceğin taşımacılık çözümleri arasında yer aldı.

    Fuarda ayrıca Ford Trucks ile Prometeon arasındaki iş birliğini yansıtan özel alanda Prometeon ürünleri sergilendi.

    Türk üreticilerden BMC ve Habaş da geliştirdikleri yeni teknolojiler ve taşımacılık çözümleriyle fuardaki yerini aldı.

    KAMYONLARDA ELEKTRİK YARIŞI

    Volvo Trucks da fuarda elektrikli taşımacılık alanındaki yeni çözümleriyle öne çıktı. Marka, 700 kilometreye kadar menzil sunan yeni Volvo FH Aero Electric modelini sergilerken, daha yüksek yakıt verimliliği sağlayan yeni D13 motorlu araçlarını da ziyaretçilerle buluşturdu.

    Elektrikli ağır ticari araç yarışında küresel ölçekte dikkat çeken modellerden biri olan Tesla da sektörün dönüşümünün önemli örnekleri arasında yer alıyor.

    Tesla’nın uzun menzil ve yüksek verimlilik hedefiyle geliştirdiği Semi modeli, elektrikli kamyon pazarında geleneksel üreticiler üzerinde rekabet baskısını artıran projelerden biri olarak öne çıkıyor.

    ÇİNLİLER AVRUPA’DA İDDİASINI ARTIRIYOR

    IAA Transportation 2026’da Çinli ticari araç üreticileri de güçlü bir varlık gösterdi.

    Çinli markalar; elektrikli ticari araçlar, hidrojen yakıt hücreli sistemler ve otonom sürüş teknolojileriyle Avrupa pazarındaki hedeflerini ortaya koydu.

    Fuarda Dongfeng, BYD, Sany, Farizon ve Sinotruk gibi üreticiler yeni nesil ticari araç çözümlerini sergiledi.

    Özellikle hidrojen teknolojileri, uzun yol taşımacılığında bataryalı sistemlere alternatif olarak Çinli üreticilerin öne çıkardığı başlıklardan biri oldu.

    Çinli firmaların fuardaki güçlü varlığı, ticari araç sektöründe küresel rekabetin artık yalnızca Avrupalı üreticiler arasında değil, Çin merkezli yeni oyuncularla birlikte şekillendiğini gösterdi.

    HAFİF TİCARİLERDE ELEKTRİK YARIŞI

    Ticari araç sektöründeki dönüşüm hafif ticari araç segmentinde de hız kazandı.

    Ford Pro, IAA Transportation 2026’da elektrikli ve bağlantılı ticari araç çözümleriyle öne çıktı.

    Marka, elektrikli Transit ailesindeki yeni modelleri, filo yönetim sistemleri ve dijital hizmetleriyle ticari araçların artık yalnızca bir taşıma aracı değil, verimlilik sağlayan dijital platformlara dönüştüğünü gösterdi.

    Türkiye’de üretim yapan Ford Otosan’ın hafif ticari araç ailesi de markanın küresel ticari araç stratejisinde önemli bir yere sahip olmaya devam ediyor.

    Bursa’daki Tofaş fabrikasında üretilen Stellantis çatısı altındaki markalar da fuarda yeni hafif ticari araçlarıyla yer aldı. Fiat Professional, Peugeot, Citroën ve Opel markalarının elektrikli ve geleneksel motor seçeneklerine sahip modelleri Avrupa pazarındaki rekabetin önemli parçaları arasında bulunuyor.

    Renault, yeni elektrikli hafif ticari araç çözümü Trafic E-Tech ile fuarda dikkat çekti. Model, düşük işletme maliyeti ve sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda geliştirilen yeni nesil ticari araçlar arasında gösterildi.

    Kia ise Platform Beyond Vehicle (PBV) yaklaşımı kapsamında geliştirdiği elektrikli ticari araç çözümleriyle geleceğin filo ve teslimat operasyonlarına yönelik vizyonunu ortaya koydu.

    Volkswagen Ticari Araçlar da yenilenen Caddy ve Multivan modellerini fuarda sergiledi. Marka, yeni modellerin yılın son döneminde Türkiye pazarına sunulacağını açıkladı.

    IAA Transportation 2026, ticari araç sektöründe rekabetin artık yalnızca motor gücü ve taşıma kapasitesi üzerinden değil, elektrikli menzil, dijital filo yönetimi, bağlantılı hizmetler ve toplam işletme maliyeti üzerinden şekillendiğini ortaya koydu.

  • Škoda Superb 25 Yıldır Konfor ve Teknolojinin Simgesi

    Škoda Superb 25 Yıldır Konfor ve Teknolojinin Simgesi

    Škoda’nın konfor, geniş yaşam alanı ve ileri teknolojiyle özdeşleşen amiral gemisi Superb, modern neslinin 25’inci yılını kutluyor. 2001 yılında yeniden yollara çıkan Superb, dört nesilde dünya çapında yaklaşık 1.8 milyon adetlik satış başarısına ulaştı.

    İlk kez 11 Eylül 2001 tarihinde Frankfurt Otomobil Fuarı’nda tanıtılan modern nesil Škoda Superb, ilk andan itibaren üst düzey konfor ve teknolojiyle özdeşleşti. Aynı zamanda markanın uluslararası büyümesinde önemli bir rol üstlendi.

    Dört nesil boyunca dünya genelinde yaklaşık 1.8 milyon adet Superb müşterilerle buluşurken, model özellikle bireysel kullanıcıların yanı sıra filo müşterilerinin de tercih ettiği modellerden biri haline geldi.

    “Superb adeta Türkiye için üretiliyor”

    Superb’in küresel başarı hikayesinde Türkiye de önemli bir yere sahip. Model, Türkiye’de satışa sunulduğu 2002 yılından bugüne kadar 100 bin adede yakın satışa ulaşırken, özellikle sedan gövde tipiyle Türk kullanıcıların yoğun ilgisini görüyor. Bu sayede Superb sedan satışlarında Türkiye, dünyanın en büyük pazarı olmayı sürdürüyor.

    Škoda Auto CEO’su Klaus Zellmer de Türkiye pazarının Superb açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek, “Superb sedan üretiminin yarısı Türkiye’ye gönderiliyor. Bu araç adeta Türkiye için geliştirildi ve üretiliyor. Bunu gerçekten takdir ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    Superb ismi 2001’de yeniden hayat buldu

    Köklü bir geçmişe sahip Škoda’nın Superb modelinin mirası 1934 yılına kadar uzanıyor. Škoda 640’ın modernize edilmesinin ardından kullanılmaya başlanan Superb adı, 1949 yılına kadar farklı gövde tiplerine sahip modellerde yer aldı. Dönemin Škoda ürün gamının teknik açıdan en gelişmiş otomobillerini temsil eden Superb, yaklaşık yarım asırlık aranın ardından 2001 yılında yeniden hayata döndürüldü. Tanıtılan ilk modern Superb, modelin bugün de öne çıkan konfor, genişlik, pratiklik ve zarif tasarım gibi temel özelliklerini ortaya koydu.

    2008 yılında tanıtılan ikinci nesille birlikte yenilikçi TwinDoor bagaj açma sistemi sunulurken, ürün gamına daha sonra Combi gövde tipi ve dört tekerlekten çekişli versiyonlar da eklendi.

    2015 yılında tanıtılan üçüncü nesil Superb ise teknolojik açıdan önemli bir sıçramayı temsil etti. Gelişmiş bağlantı özellikleri, kapsamlı sürüş destek sistemleri ve daha iddialı tasarımıyla yenilenen model, 2019 yılında Škoda’nın şarj edilebilir hibrit güç aktarma sistemine sahip ilk seri üretim modeli de oldu.

    2023 yılında tanıtılan dördüncü ve güncel nesil Superb ise konfor, güvenlik ve dijitalleşme alanlarında daha da ileri taşındı. Yenilenen kabinde Škoda Smart Dials gibi yenilikçi çözümler sunan model, benzinli, dizel, mild hibrit ve şarj edilebilir hibrit seçenekleriyle Superb tarihinin en geniş motor ürün gamına sahip.

  • Opel’in Global Spor Tutkusu Türkiye’de Beşiktaş JK ile Buluştu!

    Opel’in Global Spor Tutkusu Türkiye’de Beşiktaş JK ile Buluştu!

    Global ölçekte sporun farklı alanlarında ve futbol dünyasında uzun soluklu iş birliklerine imza atan Opel, Türkiye’de de Beşiktaş JK ile güçlerini birleştirdi. 130 yılı aşan köklü geçmişi, şehirli ve dinamik marka kimliğiyle Opel, Türkiye’nin önde gelen spor kulüplerinden Beşiktaş JK’nın otomotiv kategorisindeki partneri oldu. İki markanın dinamizmini ve şehirli karakterini bir araya getiren 2 yıllık iş birliği, 2028 sezon sonuna kadar devam edecek. Anlaşma kapsamında Beşiktaş JK Futbol A Takımı ve Basketbol A Erkek Takımı sporcuları, Opel’ in yenilikçi, dinamik ve heyecan verici ürün gamıyla buluştu. İş birliği boyunca Opel; kulübün dijital ve  sosyal medya  kanallarının yanı sıra, Tüpraş Stadyumu ve Beşiktaş JK tesisleri başta olmak üzere  farklı temas noktalarında sporseverlerle buluşacak.

    Otomotiv sektöründe 130 yılı aşan köklü geçmişiyle geleceğin mobilitesine yön veren   Opel, sporun farklı alanlarında gerçekleştirdiği iş birlikleriyle de geniş kitlelerle güçlü bağlar kurmayı sürdürüyor. Dünya çapında futboldan motor sporlarına, hentboldan farklı spor branşlarına uzanan  iş birlikleriyle sporun birleştirici gücünü marka dünyasının önemli bir parçası olarak gören Opel, Türkiye’de Beşiktaş JK ile gerçekleştirdiği iş birliğiyle bu yaklaşımını yeni bir boyuta taşıyor. Köklü geçmişlerinin yanı sıra dinamizm, güçlü karakter ve şehir yaşamıyla kurdukları bağla dikkat çeken Opel ve Beşiktaş JK’nın 2 yıllık iş birliği kapsamında, Opel’in heyecan verici ürün gamından modeller Futbol A Takımı ve Basketbol A Erkek Takımı sporcularının da kullanımına sunuldu. 

    Tüpraş Stadyumu’nda “Opel Showroom’u”!

    İş birliği yalnızca mobilite desteğiyle sınırlı kalmayacak. Opel, anlaşma süresince Beşiktaş JK’nın dijital mecraları ve sosyal medya kanallarının yanı sıra Tüpraş Stadyumu ve kulüp tesislerinde farklı reklam ve iletişim alanlarında yer alacak. Maç günlerinde gerçekleştirilecek LED ekran uygulamaları, marka aktivasyonları, Opel modellerinin sergileneceği özel alanlar ve misafir ağırlama hakları da kapsamlı iş birliğinin önemli parçaları arasında yer alacak. Opel ayrıca otomotiv kategorisindeki münhasır partnerlik hakları kapsamında Beşiktaş JK’nın altyapı takımlarında da belirli marka görünürlüklerine sahip olacak. İş birliğinin dikkat çeken unsurlarından biri de Tüpraş Stadyumu içerisinde Opel’e özel olarak tahsis edilen alan olacak. “Opel Showroom’u” olarak konumlandırılacak bu özel alanda marka sporseverlerle doğrudan temas kurabilecek, farklı marka ve ürün deneyimleriyle maç günü atmosferinin bir parçası olacak. Aynı zamanda şehrin kalbinde ziyaretçilere test sürüşü ve Opel modellerini deneyimleme imkanı sunacak.

    İki köklü markanın şehirli ve dinamik kimliği aynı iş birliğinde buluşuyor

    Beşiktaş JK Başkanı Serdal ADALI, iş birliğiyle ilgili olarak, “Türkiye’nin öncü spor kulübü Beşiktaş JK olarak, işbirliği yaptığımız markaların saygınlığına, kalitesine ve aramızda oluşacak olan güven duygusuna büyük önem veriyoruz. Otomotiv sektöründeki varlığını her geçen gün daha da güçlenerek sürdüren Opel’in yıllardır spora verdiği destek ortada. Dünya devlerinin formalarında, sporun farklı alanlarında, en önemli spor organizasyonlarında görmeye alışık olduğumuz Opel’in Türk sporunda işbirliği yaptığı kulüp olmaktan mutluluk duyuyoruz. Sadece kulüp olarak değil, taraftar bazında da bu işbirliğine büyük bir destek olacağını öngörüyoruz. Alanının iki köklü ve büyük markasının bir araya gelişinden duyduğum memnuniyeti bir kez daha ifade etmek istiyorum. Her iki tarafın da kazanacağı bu işbirliğinin başarılı olmasını ve daha uzun yıllara taşınmasını diliyor, anlaşmamızın hem kulübümüz, hem de Opel markası için hayırlı olmasını temenni ediyorum” dedi.

    Beşiktaş JK ile gerçekleştirilen iş birliğini değerlendiren Opel Marka Direktörü Yiğit YANTAÇ, “Beşiktaş JK ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliğinden büyük mutluluk duyuyoruz. Opel olarak sporun heyecanını ve dinamizmini marka kimliğimizin doğal bir parçası olarak görüyor, bu enerjiyi hayata geçirdiğimiz iş birliklerine yansıtıyoruz. Köklü geçmişlere, güçlü marka değerlerine ve geniş topluluklara sahip Opel ile Beşiktaş JK’nın yan yana gelmesini bu nedenle çok kıymetli buluyoruz. Global ölçekte spor ve futbol dünyasında uzun yıllardır sürdürdüğümüz iş birliklerini Türkiye’de Beşiktaş JK ile yeni bir boyuta taşıyoruz. Bu birliktelik kapsamında sunduğumuz mobilite desteğinin yanısıra Tüpraş Stadyumu’nda yer alan showroomumuzdan dijital platformlara, maç günü deneyimlerinden farklı marka etkinliklerine kadar pek çok noktada taraftarlarla bir araya geleceğiz. Sporun birleştirici gücünü Opel’in hareket özgürlüğünü destekleyen yaklaşımıyla bir araya getirerek Beşiktaş JK taraftarlarına özel deneyimler sunmayı ve onlarla uzun soluklu bir bağ kurmayı hedefliyoruz” dedi.

    Opel’in spor dünyasındaki güçlü iş birlikleri

    Opel, global ölçekte uzun yıllardır spor dünyasının farklı alanlarında önemli iş birlikleri gerçekleştiriyor. Marka, futbol alanında günümüzde Yunanistan’ın köklü kulüplerinden Olympiacos FC ile iş birliğini sürdürürken, geçmişte Borussia Dortmund, 1. FSV Mainz 05 ve Feyenoord Rotterdam gibi Avrupa futbolunun önemli kulüpleriyle de sponsorluk çalışmalarına imza attı. Opel ayrıca motor sporlarının yanı sıra Alman kadın ve erkek hentbol milli takımları ve Opel Handball-Bundesliga gibi organizasyonlarla gerçekleştirdiği iş birlikleriyle sporun farklı branşlarındaki varlığını sürdürüyor.

  • Tamamen Elektrikli MINI Countryman, Yenilenen Tasarım Paketiyle MINI Online Store’da

    Tamamen Elektrikli MINI Countryman, Yenilenen Tasarım Paketiyle MINI Online Store’da

    Borusan Otomotiv’in Türkiye distribütörlüğünü üstlendiği MINI, Türkiye’de 21 bini aşan satış adedine ulaşan yeni jenerasyon Tamamen Elektrikli MINI Countryman’i yeni Favoured Plus tasarım paketiyle daha da zenginleştirdi. Gelişen donanım özellikleriyle premium elektrikli SUV deneyimini daha da ileri taşıyan Tamamen Elektrikli MINI Countryman’in maksimum sürüş menzili, yeni nesil batarya teknolojisi sayesinde 501 kilometreye kadar ulaştı. Günlük kullanımı kolaylaştıran yeni donanımları ve sürüş konforunu artıran ileri teknolojileriyle Tamamen Elektrikli MINI Countryman Favoured Plus, artırılmış gerçeklik destekli MINI Navigasyon AR sistemini de sunuyor. MINI Countryman’in Tamamen Elektrikli versiyonu, Favoured Plus tasarım paketiyle Eylül ayına özel 3 milyon 687 bin TL’den başlayan fiyatlarla MINI Online Store’da satışa sunuldu. Sportif kullanıcılara yönelik alternatif olarak sunulan John Cooper Works paketinin Eylül ayına özel satış fiyatı ise 3 milyon 814 bin TL’den başlıyor.

    Türkiye’de lanse edildiği 2024 yılından bugüne kadar 21 bini aşan satış adedine ulaşan yeni jenerasyon MINI Countryman, tamamen elektrikli versiyonunda sunulan yeni Favoured Plus tasarım paketiyle donanım seviyesini daha da zenginleştirdi. Gelişmiş sürüş destek sistemlerini, dijital teknolojileri ve özgün tasarım detaylarını bir araya getiren Favoured Plus tasarım paketi, artırılan menzil değeriyle Tamamen Elektrikli MINI Countryman’in günlük kullanım kolaylığını ve uzun yolculuklardaki konforunu da ileri taşıyor.

    Favoured Plus ile Teknoloji, Konfor ve Tasarım Bir Arada

    Tamamen Elektrikli MINI Countryman modelinde sunulmaya başlanan yeni Favoured Plus tasarım paketi; premium tasarım detaylarını gelişmiş teknolojiler, sürüş destek sistemleri ve günlük kullanımı kolaylaştıran donanımlarla bir araya getiriyor.

    Favoured Plus kapsamında sunulan Sürüş Asistanı Plus ve Park Asistanı Plus sistemleri, 360 derece kamera desteğiyle birlikte sürüş ve park manevralarında kullanıcıya kapsamlı destek sağlıyor. Artırılmış gerçeklik destekli MINI Navigasyon AR sistemi ise yönlendirmeleri gerçek zamanlı görüntülerle birleştirerek daha sezgisel ve anlaşılır bir navigasyon deneyimi sunuyor.

    Teknoloji ve konfor odaklı donanımları tamamlayan 19 inç Kaleido Spoke iki tonlu jantlar modele daha güçlü bir görünüm kazandırırken, güneş korumalı arka camlar hem tasarıma hem de kullanım konforuna katkı sağlıyor.

    Mode 3 şarj kablosu veya Mode 2 Flexible Şarj Cihazı farklı şarj ihtiyaçlarına uyum sağlayarak Tamamen Elektrikli MINI Countryman kullanıcılarına günlük kullanımda daha fazla esneklik sunuyor.

    Favoured Plus tasarım paketine sahip Tamamen Elektrikli MINI Countryman, Eylül ayına özel 3 milyon 687 bin TL’den başlayan fiyatlarla MINI Online Store’da yerini aldı.

    Elektrikli Sürüşün Konforu, Sportif Detaylarla Bir Araya Geliyor

    Tamamen Elektrikli MINI Countryman’de Favoured Plus tasarım paketinin yanı sıra sportif görünüm tercih eden kullanıcılar için John Cooper Works (JCW) tasarım paketi de yer alıyor. Favoured Plus’ın teknoloji ve konfor odaklı özelliklerine ek olarak JCW’ye özgü iç ve dış tasarım detaylarıyla zenginleştirilen paket, modele daha dinamik ve güçlü bir görünüm kazandırıyor. 20 inç JCW Flag Spoke iki tonlu jantlar, JCW Spor Frenleri, JCW Spor Koltukları ve JCW Spor Direksiyonu Tamamen Elektrikli MINI Countryman’in sportif karakterini tamamlıyor. Tamamen Elektrikli MINI Countryman’in John Cooper Works paketinin Eylül ayına özel satış fiyatı ise 3 milyon 814 bin TL’den başlıyor.

    501 Kilometreye Varan Sürüş Menzili

    Tamamen Elektrikli MINI Countryman’in sürüş menzili, modelde gerçekleştirilen teknik güncellemeler ve yeni nesil batarya teknolojisi sayesinde WLTP verilerine göre 501 kilometreye kadar yükseldi. Artırılan menzil, şehir içinde olduğu kadar uzun yolculuklarda da daha fazla kullanım esnekliği sunarken, şarj molaları arasındaki mesafenin uzamasına katkı sağlıyor.

  • FERRARI’NİN YENİ ONE-OFF MODELİ CZ26 KİŞİYE ÖZEL PERFORMANSI YENİDEN TANIMLIYOR

    FERRARI’NİN YENİ ONE-OFF MODELİ CZ26 KİŞİYE ÖZEL PERFORMANSI YENİDEN TANIMLIYOR

    Ferrari, Special Projects programı kapsamında geliştirilen yeni kişiye özel One-Off modeli CZ26’yı tanıttı. ABD’li özel bir müşteri için Ferrari Design Centre tarafından tasarlanan model, SF90 Stradale’nin 1.000 HP’lik plug-in hibrit güç ünitesini tamamen kendine özgü bir tasarımla buluşturuyor. 1970’lerin İtalyan endüstriyel tasarımından ilham alan CZ26, Argento Veloce gövde rengi, özel malzemeleri ve yeniden geliştirilen aerodinamik yapısıyla Ferrari’nin kişiye özel otomobil üretimindeki yaklaşımını ortaya koyuyor. Ferrari’nin tasarım ve mühendislik ekiplerinin yaklaşık iki yıl süren çalışması sonucunda ortaya çıkan model, yalnızca bir adet üretilerek sahibine özel bir otomobil olarak Ferrari ürün gamındaki yerini alıyor. 328 km/s’lik maksimum hızı ve 0’dan 100 km/s’ye 2,5 saniyede ulaşan performansıyla CZ26, teknik yetenekleri kişiselleştirilmiş bir tasarım anlayışıyla bir araya getiriyor.

    Dünyanın önde gelen spor otomobil üreticilerinden Ferrari, tamamen kişiye özel One-Off otomobiller geliştirdiği Special Projects programının en yeni ürünü Ferrari CZ26’yı tanıttı. ABD’li özel bir müşteri için geliştirilen bu özel üretim model, Ferrari Design Centre tarafından Ferrari Baş Tasarım Sorumlusu Flavio Manzoni’nin liderliğinde tasarlandı. SF90 Stradale’nin performans ve teknoloji altyapısından yararlanan CZ26, superspor berlinetta anlayışını daha yalın, modern ve kişisel bir tasarım üzerinden yeniden yorumluyor.

    Ferrari’nin Special Projects programı, markanın seçkin müşterilerinin hayallerindeki otomobili gerçeğe dönüştürmesine olanak sağlıyor. Bu kapsamda geliştirilen Ferrari CZ26 da müşterisinin beklentileri doğrultusunda şekillendirilirken, Ferrari’nin mühendislik ve tasarım konusundaki uzmanlığını tek bir otomobilde buluşturuyor. SF90 Stradale’nin teknik özellikleri ve dinamik kabiliyeti korunurken, otomobilin gövdesi ve iç mekânı baştan sona CZ26’ya özgü olarak tasarlandı.

    CZ26’nın tasarımında ilk hedef, otomobile uzaktan bile fark edilebilecek güçlü bir kimlik kazandırmak oldu. Tasarımın merkezinde yer alan yatay çizgiler, kompakt yolcu kabini ve belirgin şekilde şekillendirilen dört çamurluk, otomobilin yere yakın ve atletik duruşunu ortaya çıkarıyor. İki hacimli gövde mimarisi ise CZ26’nın geleneksel Berlinetta oranlarını farklı bir bakış açısıyla ele almasını sağlıyor.

    70’lerin İtalyan tasarım mirasına çağdaş bir yorum

    Ferrari CZ26’nın tasarımında 1970’lerin İtalyan endüstriyel tasarımından alınan ilham, günümüz Ferrari tasarım anlayışıyla bir araya getiriliyor. Otomobilin ön bölümünden arka kısmına kadar bütün yüzeyler birbiriyle bağlantılı olacak şekilde ele alınırken, işlevsel parçalar da gövdenin yalın formunun doğal bir parçası haline getiriliyor.

    Önde, otomobilin tüm genişliği boyunca uzanan yapı, ultra ince aydınlatma modüllerini, fren soğutma kanallarını ve sensörleri tek bir tasarım içerisinde bir araya getiriyor. Aydınlatma modüllerinin gövdeye mümkün olduğunca sade biçimde yerleştirilmesi, dikey ön kenarla birlikte CZ26’nın karakteristik ön görünümünü oluşturuyor.

    Arka tarafta ise kısa ve keskin kuyruk yapısı, konsol formundaki aydınlatmalar ve geniş difüzör, otomobilin yatay tasarım temasını devam ettiriyor. Karbon fiber çamurluk detayları ve hava girişleri, burada tasarımın yalnızca estetik bir unsur olmadığını; aerodinamik ihtiyaçlarla birlikte şekillendiğini de gösteriyor.

    Argento Veloce ile kendine özgü bir karakter

    CZ26’nın tek örnek olma özelliği, renk ve malzeme seçimlerinde de kendisini gösteriyor. Otomobile özel olarak geliştirilen Argento Veloce gövde rengi, sıvı metal görünümündeki gümüş tonuyla gövdenin heykelsi yüzeylerini öne çıkarıyor. Rosso Lampante detaylar ise gümüş renkli gövde üzerinde teknik bölümlere dikkat çeken kontrast bir görünüm sunuyor.

    Bunların yanında pigmentli karbon fiber parçalar otomobilin yüzeylerine farklı bir derinlik kazandırırken, CZ26 için hazırlanan özel jantlarda parlak siyah yüzeyler mikro partiküllü özel bir uygulamayla tamamlanıyor. Arka bölümde kullanılan doğal yüzeyli titanyum egzoz çıkışları da otomobilin teknik ve performans odaklı karakterini destekliyor.

    Kabinde de tamamen CZ26’ya özgü detaylar

    Dışarıdaki tasarım yaklaşımı, iç mekânda da devam ediyor. Siyah teknik kumaş döşeme, CZ26 için özel olarak geliştirilen ve eklemeli üretim teknolojisiyle hazırlanan koltuk parçalarıyla bir araya geliyor. Dışarıdaki Rosso Lampante dokunuşlar kabinde de kullanılırken, koltuklara işlenen CZ26 logosu modelin tek örnek olarak geliştirildiğini hatırlatan detaylar arasında kendini gösteriyor.

    Kabinde farklı yüzeylerin bir arada kullanılması da otomobilin teknik karakterini güçlendiriyor. Mat teknik kumaş, saten karbon fiber ve metal filamentler içeren özel parlak karbon fiber yüzeylerle kontrast oluşturuyor. Gövde rengindeki kapı paneli ve ön konsol parçaları ise dış tasarımla kabin arasında kesintisiz bir görsel bağ kurulmasına yardımcı oluyor.

    Aerodinamik performans için özel olarak geliştirildi

    CZ26’nın tasarım sürecinde aerodinamik geliştirmeler de en az görsel tasarım kadar önemli bir yer tuttu. Ön bölümde soğutma sistemi ve hava akışı yeniden düzenlenirken, merkezi radyatörlerin konumu değiştirilerek otomobile özel bypass kanalları oluşturuldu. Bu çözüm hem soğutma performansının iyileştirilmesine hem de ön aksta daha fazla aerodinamik yük elde edilmesine katkı sağlıyor.

    Otomobilin alt gövdesindeki hava akışı ve vorteks üretimi de CZ26’nın ihtiyaçlarına göre yeniden geliştirildi. Ön tamponun dış kısımlarındaki hava perdesi, ön tekerleklerin etrafındaki akışı kontrol ederek sürüklenmenin azaltılmasına yardımcı oluyor. Arka bölümdeki büyük üst spoiler ve özel difüzör ise daha yüksek yere basma kuvveti elde edilmesini sağlarken aerodinamik verimliliğin korunmasına katkıda bulunuyor. Motor kapağı üzerindeki özel hava çıkışları da motorun termal yönetimini destekliyor.

    SF90 Stradale’den gelen 1.000 HP’lik hibrit güç

    Ferrari CZ26’nın performans altyapısında SF90 Stradale önemli bir rol üstleniyor. Ferrari’nin ilk seri üretim plug-in hibrit modeli olan SF90 Stradale’den alınan sistem; çift turbo V8 motoru üç elektrik motoruyla bir araya getirerek toplam 1.000 HP güç üretiyor.

    CZ26’da görev yapan 3.990 cc hacmindeki V8 motor 797 HP güç ve 804 Nm tork sunarken, elektrik motorları 162 kW’a kadar ek güç sağlıyor. 7,9 kWh kapasiteli batarya, otomobilin 25 kilometreye kadar tamamen elektrikli sürüş gerçekleştirmesine imkân tanıyor. Güç aktarımı ise 8 ileri çift kavramalı F1 şanzıman üzerinden gerçekleştiriliyor.

    Bu teknik altyapı, Ferrari CZ26’ya etkileyici performans değerleri kazandırıyor. Model, 0’dan 100 km/s hıza 2,5 saniyede ve 0’dan 200 km/s hıza 6,7 saniyede çıkıyor. Ferrari CZ26’nın maksimum hızı ise 328 km/s.

    Bir Ferrari’nin ortaya çıkışını baştan sona takip etmek

    Ferrari Special Projects programı, müşterilerin yalnızca mevcut bir Ferrari’yi kişiselleştirmesine değil, tamamen kendilerine özel ve dünyada tek olan bir otomobil geliştirmesine olanak tanıyor. Her proje müşterinin fikriyle başlıyor ve Ferrari Design Centre tasarımcılarıyla yürütülen yakın iş birliği sonucunda şekilleniyor.

    İlk aşamada otomobilin genel oranları ve ana tasarım karakteri belirleniyor. Ardından detaylı tasarım çalışmaları yürütülüyor ve tam ölçekli model hazırlanıyor. Ortalama iki yıl süren bu süreç boyunca müşteri, tasarımın farklı aşamalarında değerlendirme ve onay sürecinin doğrudan bir parçası oluyor.

    Tüm çalışmalar tamamlandığında ortaya yalnızca tek bir müşteriye ait olan değil, Ferrari’nin mühendislik, performans ve işçilik standartlarını da taşıyan benzersiz bir otomobil çıkıyor. Ferrari CZ26 da bu özel yaklaşımın bir sonucu olarak, dünyada yalnızca bir adet bulunan ve sahibinin vizyonunu Ferrari’nin tasarım ve mühendislik mirasıyla buluşturan özel bir One-Off model olarak yerini alıyor.

  • DS N°8 UZUN MENZİL PERFORMANSIYLA AVRUPA YOLLARINDA SINIRLARI ZORLADI!

    Seyahat sanatını temsil eden DS Automobiles’in Türkiye’de satışa sunulan amiral gemisi DS N°8, Avrupa yollarında gerçekleştirilen gerçek kullanım testlerinde uzun yol performansını ortaya koydu. Bu kapsamda, Fransa, Almanya, İspanya ve İtalya’da gerçekleştirilen sürüşlerde DS N°8, 500 kilometrenin üzerine uzanan otoyol rotalarını yol boyunca şarj molası vermeden tamamladı. 97,2 kWsa net kapasiteli uzun menzilli bataryasıyla WLTP birleşik koşullarda 710 kilometreye varan menzil sunan DS N°8, otoyolda 120 km/sa sabit hızda 500 kilometreye kadar kesintisiz sürüş imkânı sağlıyor.

    Fütüristik zarafeti, kusursuz tasarım çizgileri ve ileri teknolojiyi seyahat sanatıyla buluşturan DS Automobiles’in Türkiye’de ÉTOILE donanım seviyesiyle satışa sunduğu tamamen elektrikli amiral gemisi DS N°8, Avrupa yollarında gerçekleştirilen gerçek kullanım testlerinde uzun yol performansını ortaya koydu. DS N°8, Avrupa’nın farklı ülkelerinde gerçekleştirilen sürüşlerde otoyollarda 450 kilometreden 500 kilometrenin üzerine uzanan mesafeleri yol boyunca şarj etmeden tamamladı. Fransa, Almanya, İspanya ve İtalya’da gerçekleştirilen testlerde DS N°8, 500 kilometrenin üzerine çıkabilen otoyol menzillerini herhangi bir şarj molasına ihtiyaç duymadan kat edebileceğini ispat etti. Elde edilen sonuçlar, DS N°8’in uzun yol performansını gerçek sürüş koşullarında da ortaya koydu.

    97,2 kWsa net kapasiteli uzun menzilli bataryasıyla WLTP birleşik koşullarda 710 kilometreye varan menzil sunan DS N°8, otoyolda 120 km/sa sabit hızda 500 kilometreye kadar kesintisiz sürüş imkânı sağlıyor. DS N°8, uzun mesafeli yolculuklarda şarj planlaması ihtiyacını azaltmayı hedefliyor. Türkiye’de 213 BG güç ve 343 Nm tork üreten elektrikli motorla satışa sunulan önden çekişli DS N°8, 97,2 kWsa net kapasiteli uzun menzilli bataryasıyla verimlilik ve uzun yol kullanımına odaklanıyor.

    DS N°8’in uzun yol performansı Avrupa yollarında test edildi

    DS N°8’in Avrupa yollarındaki performansını ortaya koymak amacıyla seçilen dört rota, farklı mesafeleri ve sürüş koşullarını kapsıyor. Otoyolların yasal hız sınırlarına uygun olarak gerçekleştirilen testlerin tamamına yüzde 100 şarj seviyesiyle başlandı ve yolculuk boyunca herhangi bir şarj işlemi yapılmadı.

    Fransa’da Paris-Lyon arasındaki 450 kilometrelik rota, varış noktasında yüzde 10 batarya seviyesi ve 60 kilometre kalan menzille tamamlandı. Almanya’daki Münih-Koblenz rotasında ise DS N°8, 506 kilometreyi herhangi bir şarj molası vermeden kat etti. Yolculuk sonunda batarya seviyesi yüzde 10 olurken, araçta 56 kilometrelik menzil kaldı. İspanya’daki Madrid-Denia arasındaki 470 kilometrelik yolculuk, yüzde 20 batarya seviyesi ve 128 kilometre kalan menzille tamamlandı. İtalya’da gerçekleştirilen Melfi-Nera Montoro arasındaki 450 kilometrelik rota sonunda ise bataryada yüzde 28 şarj seviyesi ve 195 kilometrelik menzil kaldı.

    Dört rotada elde edilen sonuçlar, DS N°8’in farklı yol ve sürüş koşullarında uzun mesafeleri şarj ihtiyacı olmadan tamamlayabildiğini gösterdi. Testler, WLTP karma çevrimindeki 710 kilometreye varan menzil verisinin yanında, DS N°8’in gerçek kullanım koşullarındaki otoyol performansını da ortaya koyuyor. DS N°8, özellikle uzun yolculuklarda şarj için zorunlu duraklama ihtiyacını azaltmayı hedefliyor.

    Fransa’da geliştirilen 97,2 kWsa batarya ile uzun yolculuklarda yüksek menzil

    DS N°8’in uzun yol performansında Fransa’da geliştirilen 97,2 kWsa net kapasiteli bataryanın yanı sıra otomobilin verimlilik odaklı mimarisi de etkili. DS N°8’in platformu, yüksek kapasiteli bataryaya yer açacak şekilde uzunluk ve genişlik açısından optimize edilirken, 2,90 metrelik aks mesafesi ve otomobilin aerodinamik yapısı uzun menzil hedefinin temel unsurlarını oluşturuyor.

    Tasarım sürecinden itibaren hava akışını iyileştirmeye ve sürtünmeyi azaltmaya yönelik çalışmalar gerçekleştirildi. Bu çalışmalar sonucunda DS N°8 için 0,24 Cd değeri elde edildi.

    Türkiye’de satışa sunulan DS N°8, WLTP birleşik koşullarda 710 kilometreye varan menzil sunarken, otoyolda 120 km/sa sabit hızda 500 kilometreye kadar kesintisiz sürüş imkânı sağlıyor. Bu yetenek, tamamen elektrikli otomobillerde özellikle uzun yolculuklarda ortaya çıkan şarj molası ihtiyacını azaltıyor.

    10 dakikalık şarjla 200 kilometreye kadar ek menzil

    DS N°8’in uzun menzil yaklaşımı yalnızca batarya kapasitesiyle sınırlı değil. 160 kW veya üzeri güce sahip hızlı şarj istasyonlarında 10 dakikalık şarjla 200 kilometreye kadar menzil kazanılabiliyor. Türkiye’de sunulan DS N°8’de batarya ön koşullandırma fonksiyonu sayesinde hızlı şarj cihazlarında yüzde 20’den yüzde 80 seviyesine 27 dakikada ulaşılabiliyor. Standart olarak sunulan ısı pompası enerji verimliliğini desteklerken, DS N°8’de sunulan V2L özelliği de otomobilin bataryasındaki enerjinin harici elektrikli cihazlarda kullanılabilmesini sağlıyor.

    Uzun yolculuklarda konforu destekleyen teknolojiler

    DS N°8’de uzun yol konforu, sürücü ve yolcuların ihtiyaçlarını öngören ileri teknolojilerle destekleniyor. ÉTOILE donanım seviyesinde standart olarak sunulan DS ACTIVE SCAN SUSPENSION, ön camın üst kısmındaki kameradan ve sensörlerden aldığı verilerle yol yüzeyini gerçek zamanlı analiz ederek süspansiyon sistemini her bir tekerlek için ayrı ayrı ayarlıyor. Konum sensörleri ve üç ivmeölçerle desteklenen sistem, yol yüzeyindeki değişimleri birkaç milisaniye içinde değerlendirerek süspansiyon ayarlarını buna göre yönetiyor.

    Bu sistem, yol yüzeyindeki değişimlere anlık olarak  uyum sağlayarak DS N°8’in uzun yol konforunu destekliyor. DS Automobiles’in Seyahat Sanatı yaklaşımı da bu noktada yalnızca menzil değil, yolculuk sırasında sunulan konfor üzerinden ele alınıyor.

  • Türk Motor Sporlarında Tarihi Zafer: Castrol Ford Team Türkiye Pilotu Ali Türkkan Dünya Şampiyonu!

    Türk Motor Sporlarında Tarihi Zafer: Castrol Ford Team Türkiye Pilotu Ali Türkkan Dünya Şampiyonu!

    Castrol Ford Team Türkiye, Dünya Ralli Şampiyonası’nda sezon boyunca sürdürdüğü kararlı mücadeleyle ülkemize ralli branşında ilk dünya şampiyonluğunu kazandırdı. Ali Türkkan ve Bilge Ayan ikilisi, sezonun son yarışı olan Şili Rallisi’nde Junior WRC şampiyonu olarak podyumda Türk bayrağını gururla dalgalandırdı.

    1998 yılından bu yana Türk bayrağını uluslararası arenada temsil eden Castrol Ford Team Türkiye, çıtayı daha üst noktaya taşıyarak Ali Türkkan ve co-pilotu Bilge Ayan ile Türk ralli tarihinde bir ilki gerçekleştirdi. İkili, Junior WRC sezonunun final yarışı olan Şili Rallisi’nde sergiledikleri muhteşem performansla Türkiye’ye Dünya Ralli Şampiyonası’ndaki ilk şampiyonluk kupasını kazandırdı.

    ​Sezon boyunca verdiği olağanüstü mücadele, elde ettiği etap zaferleri ve zirve yarışındaki istikrarlı performansıyla dikkat çeken Ali Türkkan, kariyerinin ve Türk ralli tarihinin en kritik düzlüklerinden birinden zaferle döndü. Castrol Ford Team Türkiye’nin genç yıldızı milli sporcu, Şili’de ulaştığı bu zaferle Junior WRC’de şampiyon olan ilk Türk pilot olarak adını altın harflerle tarihe yazdırdı.

    Sezon Boyunca Süren Kararlı Mücadele, Şili’de Zafere Dönüştü

    Ali Türkkan, sezon içerisinde iki farklı yarışta lider durumdayken talihsizlikler nedeniyle yarış dışı kalmasına rağmen hiçbir zaman mücadeleden kopmadı. Her seferinde daha güçlü bir şekilde geri dönerek hızı ve yeteneği ile olduğu kadar mental gücüyle de yeniden şampiyonluk iddiasını sürdürmeyi başardı.

    Şili’ye şampiyonluk hedefiyle gelen Castrol Ford Team Türkiye, buna göre belirlediği stratejiye yarış boyunca bağlı kaldı. İlk günü beşinci sırada tamamlayan Ali Türkkan, etap etap temposunu artırarak aradaki farkı kapattı ve liderliğe yükseldi. Yetenekli pilotun bu güçlü atağı, şampiyona lideri konumundaki rakibini hataya zorladı. Şili’de yoğun orman etapları, keskin virajları, değişken zemin yapısı ve sürpriz hava koşulları gibi zorluklarla da mücadele eden ekip, toplam 311,7 kilometrelik 16 özel etapta olağanüstü bir sürüş performansı sergileyerek zirveye tırmandı. Böylesine büyük bir hedef için mücadele ederken yalnızca hızlı olmak değil, baskıyı yönetmek, doğru zamanda atağa geçmek ve gerektiğinde sabırlı kalabilmek de çok önemli. Castrol Ford Team Türkiye ekibi, bütün bunları sezon boyunca fazlasıyla ortaya koydu.

    Türk Motor Sporları İçin Tarihi Dönüm Noktası

    Ford Türkiye İş Alanı Lideri Özgür Yücetürk, Castrol Ford Team Türkiye ekibinin tarihi başarısı ile ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Castrol Ford Team Türkiye’ye dünya şampiyonluğu kazandıran ve Türk motorsporlaro tarihine adını altın harflerle yazdıran Ali Türkkan ve co-pilotu Bilge Ayan’ı yürekten tebrik ediyorum. Junior WRC’de bizim de ilk günden beri an be an tanık olduğumuz o büyük mücadele ve takım ruhu ile hedeflerine ulaşmayı başardılar. Ford’un güçlü motorsporları mirasından ilham alan ve bu mirası başarılı bir şekilde devam ettiren bu şampiyonluk için de ayrıca gururluyuz. Ford Türkiye olarak, Castrol Ford Team Türkiye’nin yanında olmaya ve Türk motor sporlarının geleceğini desteklemeye devam edeceğiz.”

    Castrol Türkiye, Ukrayna ve Orta Asya Genel Müdürü Nilay Tatlısöz, takımın sergilediği ilham verici mücadelenin Türk motor sporları açısından tarihi bir başarıya dönüştüğünün altını çizerek, “Sezon boyunca ortaya konan mücadele, bugün tarihi ve sonuna kadar hak edilmiş bir dünya şampiyonluğuyla taçlandı. Türkiye’ye ralli branşındaki ilk dünya şampiyonluğunu kazandıran Castrol Ford Team Türkiye ile büyük bir gurur yaşıyoruz. Motor sporları, Castrol’ün yüz yılı aşkın süredir performans, dayanıklılık, sürekli gelişim ve güçlü takım çalışması anlayışını yansıttığı önemli bir alan. Castrol Ford Team Türkiye ile yıllardır birlikte çıktığımız bu yolculuğun böylesine tarihi bir başarıya ulaşması bizim için çok özel. Ali Türkkan’ı, Şili’de onunla birlikte bu başarıya imza atan Bilge Ayan’ı, sezonun önemli bölümünde bu mücadelenin parçası olan Oytun Albayrak’ı ve perde arkasında büyük bir özveriyle çalışan tüm ekibi yürekten kutluyorum. Bu şampiyonluğun yeni başarıların önünü açacağına inanıyorum.” dedi.

    Castrol Ford Team Türkiye Takım Koçu Murat Bostancı, “Sezonun ilk yarışından itibaren bu şampiyonluğa yürekten inandık. Çünkü Ali’nin bu branşın son yıllarda ortaya çıkardığı nadir yeteneklerden biri olduğunu ve doğru çalışma, doğru ekip ve doğru programla Dünya Şampiyonluğu unvanına ulaşabilecek potansiyele sahip olduğunu biliyorduk. Bugün Ali Türkkan ve sezon boyunca onun yanında mücadele eden kopilotları Oytun Albayrak ve Bilge Ayan ile birlikte bu hayalin gerçeğe dönüşmesinin tarifsiz mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz. Ay-yıldızlı bayrağımızı Dünya Ralli Şampiyonası’nın zirvesine taşımak, yıllardır verdiğimiz emeğin en büyük karşılıklarından biri.” dedi. Bostancı sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu başarı yalnızca Ali’nin ya da bugün burada olan insanların değil; Castrol Ford Team Türkiye’de mühendisinden mekanikerine, bu program için yıllardır çalışan ve perde arkasında emek veren herkesin ortak başarısı. Sponsorlarımıza, destekçilerimize ve bütün takım arkadaşlarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Ama bunu bir son olarak görmüyoruz. Ali’nin de bu takımın da önünde çok açık bir yol olduğuna inanıyorum. Üstelik bugün Türkiye’de arkasından gelen çok güçlü ve yetenekli bir genç sporcu jenerasyonu var. Ali’nin bu başarısının onlar için de çok önemli bir referans ve motivasyon olacağına inanıyorum. Türk motor sporlarının dünya sahnesinde çok daha büyük başarılar kazanabileceğini artık sadece hayal etmiyoruz; bunu yapabileceğimizi biliyoruz. Onların başarılarının ülkemizi ve bizleri yakın gelecekte çok daha fazla gururlandıracağına inanıyorum. Bugün ise bu tarihi anın mutluluğunu doyasıya yaşıyoruz.

    Castrol Ford Team Türkiye’nin yaklaşık 30 yıldır uluslararası arenada sürdürdüğü başarı yolculuğu, Ali Türkkan’ın pilotluğunda tarihi zirveye ulaştı. Castrol Ford Team Türkiye ekibi, Junior WRC takviminin en kritik virajlarından Yunanistan Acropolis Rallisi’nde yaşanan talihsiz kazanın ardından tedavisi devam eden Oytun Albayrak yerine Bilge Ayan’ın co-pilotluğuyla mücadelesini sürdürdü.

    2025 WRC’de Acropol Rallisi’ni birinci tamamlayarak Türkiye’ye ilk kez Dünya Şampiyonası’nda etap birinciliği unvanını getiren Ali Türkkan, bu sezon ise Junior WRC’de birincilikle bitirdiği Hırvatistan ve Portekiz yarışlarıyla şampiyonluk iddiasını sürdürmüştü. Şili’de kazanılan bu zafer, yalnızca bir sezonun şampiyonluğu değil, Türk motor sporlarının global arenadaki en büyük ve gurur verici kilometre taşı olarak tarihe geçti.”

  • “Türkiye’siz küresel strateji olmaz”

    “Türkiye’siz küresel strateji olmaz”

    Automechanika Frankfurt’ta bu yıl 80’den fazla ülkeden yaklaşık 4 bin 400 şirketin katılımıyla otomotiv sektörünün geleceği masaya yatırıldı.

    Fuardan çıkan en önemli mesajlardan biri, yapay zekanın otomotivde ilk olarak üretimden ziyade servis ve satış sonrası hizmetlerde yaygınlaşmaya başlaması oldu.

    Otomotiv teknoloji sağlayıcılarından ZF Aftermarket’in Global CEO’su Philippe Colpron da fuarda sektörün dönüşümünü ve Türkiye’nin bu süreçteki rolünü değerlendirdi.

    Fuar kapsamında bir araya geldiğimiz Philippe Colpron, Türkiye’nin küresel otomotiv stratejisinde önemli bir konuma sahip olduğunu belirterek, “Türkiye’nin buradaki rolünü hesaba katmadan küresel bir strateji oluşturamazsınız” ifadelerini kullandı.

    Türkiye’deki yatırımların sadece üretim kapasitesiyle sınırlı olmadığını da vurgulayan Colpron, insan kaynağının da şirket için stratejik bir değer taşıdığını söyledi.

    “TÜRKİYE KÜRESEL GÖREVLER YÜRÜTÜYOR”

    Colpron, “Yatırım dediğimizde bu insanlar da olabilir. Küresel görevlerimizden bazılarını Türkiye’deki ekiplerle yürütüyoruz” diyerek Türkiye’deki ekiplerin şirketin uluslararası operasyonlarında aktif rol aldığını belirtti.

    ZF Aftermarket Global CEO’su Philippe Colpron ve ZF Aftermarket Türkiye Genel Müdürü Selim Aydınlıoğlu Habertürk Yazarı Yiğitcan Yıldız’a özel açıklamalarda bulundu.

    Yerel pazarlara yakın olmanın önemine dikkat çeken Colpron, ZF’nin Türkiye’de üretim tarafında da varlığını sürdürdüğünü ifade etti.

    Ancak üretim kararlarında küresel tedarik zincirleri ve ülkelerin rekabet gücünün birlikte değerlendirildiğini kaydetti.

    ELEKTRİKLİ ARAÇLARA ÖZEL ÇÖZÜMLER

    Türkiye otomotiv pazarındaki değişime de değinen Colpron, elektrikli ve elektrifiye araçların yayılım hızının dikkat çekici seviyeye ulaştığını söyledi.

    İki yıl önce Türkiye’de elektrikli araçların yaygınlaşmasının yaklaşık 15 yıllık bir süreçte gerçekleşeceğinin düşünüldüğünü aktaran Colpron, bugün dönüşümün beklenenden çok daha hızlı ilerlediğini belirtti.

    ZF’nin satış sonrası pazarda bu değişime hazırlık yaptığını ifade eden Colpron, elektrikli araçların farklı bakım ihtiyaçlarına yönelik yeni ürünler, teşhis sistemleri ve yüksek voltaj eğitimlerine yatırım yaptıklarını açıkladı.

    Türkiye’nin batıdan doğuya uzanan geniş coğrafi yapısının farklı müşteri gruplarına özel çözümler gerektirdiğini belirten Colpron, ZF’nin geniş ürün ve hizmet portföyünün bu noktada önemli bir avantaj sağladığını söyledi.

    TÜRK FİRMALARDAN FRANKFURT’TA GÖVDE GÖSTERİSİ

    Automechanika Frankfurt 2026’da Türk firmaları da güçlü bir katılım gösterdi. Türkiye, fuar alanındaki geniş stantları ve sergilenen ürün çeşitliliğiyle dikkat çekti.

    Türk firmaların stantlarında kalibre borudan alüminyum ürünlere, yağlama ekipmanlarından farklı otomotiv parçalarına kadar çok sayıda ürün uluslararası sektör temsilcileriyle buluşturuldu.

    Türk firmalarının fuardaki yoğun varlığı, Türkiye’nin otomotiv tedarik sanayisindeki üretim kapasitesini, ihracat gücünü ve küresel pazardaki rekabetçi konumunu bir kez daha ortaya koydu.

  • Otomotivde 8 aylık bilanço

    Otomotivde 8 aylık bilanço

    Otomotiv Sanayii Derneği (OSD), 2026 yılının ocak-ağustos dönemine ilişkin üretim, ihracat ve pazar verilerini açıkladı.

    Veriler, yılın ilk sekiz ayında otomotiv sanayisinde üretim ve iç pazarın daraldığını, buna karşın ihracat gelirlerinin artış gösterdiğini ortaya koydu.

    İlk sekiz aylık dönemde toplam otomotiv üretimi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 gerileyerek 841 bin 583 adet oldu.

    Otomobil üretimi ise yüzde 19 azalışla 458 bin 169 adede geriledi. Traktör üretimiyle birlikte toplam üretim 854 bin 860 adet olarak gerçekleşti.

    Ticari araç grubunda ise üretim artışı kaydedildi.

    Bu dönemde ticari araç üretimi yüzde 12 yükselirken, hafif ticari araç üretiminde yüzde 12, ağır ticari araç üretiminde ise yüzde 7 artış yaşandı.

    İHRACATTA ADET DÜŞTÜ, GELİR ARTTI

    Yılın ilk sekiz ayında otomotiv ihracatı adet bazında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12 gerileyerek 597 bin 594 adet oldu.

    Otomobil ihracatı yüzde 28 azalırken, ticari araç ihracatı yüzde 9 arttı. Traktör ihracatı ise yüzde 14 yükselerek 8 bin 245 adede ulaştı.

    Adet bazındaki gerilemeye karşın otomotiv sanayisinin ihracat geliri artış gösterdi. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre, toplam otomotiv ihracatı ilk sekiz ayda yüzde 2.5 artarak 27.2 milyar dolara yükseldi.

    Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB) verilerine göre, aynı dönemde otomobil ihracatı yüzde 9 gerileyerek 6.8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Dolar bazında ana sanayi ihracatı yüzde 1, tedarik sanayi ihracatı ise yüzde 4 arttı.

    Otomotiv sanayisi, toplam ihracat içindeki güçlü konumunu da korudu. TİM verilerine göre sektör, yüzde 17’lik pay ile sektörel ihracat sıralamasında liderliğini sürdürdü.

    OTOMOTİV PAZARI DA DARALDI

    2026’nın ocak-ağustos döneminde toplam otomotiv pazarı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12 azalarak 745 bin 597 adet oldu. Otomobil pazarı ise yüzde 14 gerileyerek 564 bin 241 adede düştü.

    Ticari araç pazarında da daralma görüldü. İlk sekiz ayda toplam ticari araç pazarı yüzde 5, hafif ticari araç pazarı yüzde 4, ağır ticari araç pazarı ise yüzde 7 geriledi.

    Aynı dönemde otomobil satışlarında yerli araçların payı yüzde 35 olarak gerçekleşti. Hafif ticari araç pazarında ise yerli araçların payı yüzde 23 seviyesinde kaldı.

    KAPASİTE KULLANIMI YÜZDE 59 OLDU

    Otomotiv sanayisinin kapasite kullanım oranı yılın ilk sekiz ayında yüzde 59 seviyesinde gerçekleşti.

    Araç gruplarına göre kapasite kullanım oranı hafif araçlarda yüzde 60, kamyon grubunda yüzde 57, otobüs-midibüs grubunda yüzde 67 ve traktörde yüzde 27 olarak kaydedildi.

    Böylece 2026’nın ilk sekiz aylık verileri, otomotiv sanayisinde üretim ve iç pazardaki daralmaya karşın ihracat gelirlerinin artışını sürdürdüğünü gösterdi.

  • ABD’li otomotiv devi yüz binlerce aracını geri çağırıyor

    ABD’li otomotiv devi yüz binlerce aracını geri çağırıyor

    ABD Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi (NHTSA) Cumartesi günü yaptığı açıklamada, Ford’un ABD’de 223 bin 472 aracı, yakıt depolarındaki sızıntılar ve düzgün takılmamaları nedeniyle geri çağırdığını, bu depoların sürüş sırasında araçtan ayrılabileceğini belirtti.

    Reuters’ın aktardığına göre NHTSA açıklamasında yerinden çıkmış bir yakıt deposunun trafikte tehlike oluşturarak kaza riskini artırabileceğini, yakıt sızıntısının ise motorun durmasına veya yangın riskinin artmasına neden olabileceğini vurguladı.

    Açıklamada bu endişe nedeniyle 2023-2027 model bazı F-150 araçların geri çağrılacağı, yetkili servislerin yakıt deposu kayışlarını gerekli gördükleri takdirde ücretsiz olarak kontrol edip değiştireceği belirtildi.

    * Haberin görseli Shutterstock’tan servis edilmiştir. Görsel temsilidir.

  • Elektrikli Countryman’in menzili arttı

    Elektrikli Countryman’in menzili arttı

    MINI’nin Türkiye’de 2024 yılında satışa sunduğu yeni nesil Countryman, bugüne kadar 21 binin üzerinde satış adedine ulaştı.

    Modelin tamamen elektrikli versiyonu şimdi yeni Favoured Plus tasarım paketi ile daha kapsamlı bir donanım seviyesine kavuşuyor.

    Elektrikli Countryman’e gelişmiş sürüş destek sistemleri Yeni Favoured Plus paketi, elektrikli MINI Countryman’in teknolojik donanımlarını önemli ölçüde genişletiyor. Paket kapsamında Sürüş Asistanı Plus ve Park Asistanı Plus sistemleri sunuluyor.

    360 derece kamera desteğiyle çalışan sistemler, özellikle park ve düşük hızdaki manevralarda sürücüye yardımcı oluyor. Modelde ayrıca artırılmış gerçeklik destekli MINI Navigasyon AR sistemi de bulunuyor.

    Favoured Plus paketinin tasarım tarafında 19 inç jantlar dikkat çekiyor. Güneş korumalı arka camlar da paketin konfor ve tasarım odaklı ekipmanları arasında yer alıyor.

    Elektrikli Countryman’de farklı kullanım ihtiyaçlarına yönelik olarak Mode 3 şarj kablosu veya Mode 2 Flexible Şarj Cihazı da sunuluyor.

    Yeni Favoured Plus paketli tamamen elektrikli MINI Countryman’in Eylül ayına özel başlangıç fiyatı 3 milyon 687 bin TL olarak açıklandı. Model, MINI Online Store üzerinden satışa sunuluyor.

    JCW PAKETİ OPSİYON

    MINI, elektrikli Countryman’de sportif tasarım isteyen müşteriler için John Cooper Works (JCW) tasarım paketini de sunuyor.

    JCW paketinde 20 inç JCW Flag Spoke iki tonlu jantların yanı sıra JCW spor frenleri, spor koltuklar ve spor direksiyon gibi donanımlar bulunuyor.

    Tamamen elektrikli MINI Countryman JCW’nin Eylül ayına özel başlangıç fiyatı ise 3 milyon 814 bin TL.

    MENZİLİ ARTTI

    Elektrikli MINI Countryman’in teknik altyapısında yapılan güncellemeler ve yeni nesil batarya teknolojisiyle modelin menzili de artırıldı.

    WLTP verilerine göre tamamen elektrikli MINI Countryman, tek şarjla 501 kilometreye kadar sürüş menzili sunabiliyor.

    Artan menzil, özellikle uzun yolculuklarda şarj molaları arasındaki mesafenin uzamasını sağlarken modelin günlük kullanım esnekliğini de artırıyor.

  • Gelecek hidrojen yakıt hücresinde mi?

    Gelecek hidrojen yakıt hücresinde mi?

    İçten yanmalı otomobillerin tam hakimiyetinde geçen 1 yüzyıldan uzun süre sonra hava kirliliği, iklim değişikliği gibi çevresel faktörlerin baskısıyla elektrikli otomobil teknolojisi yapılan yatırımlarla hızla gelişti ve gelişmeye de devam ediyor. 2000’li yılların başlarında Çin ve ABD’de yapılan yatırımlar, meyvelerini 2010’lu yıllardan itibaren vermeye başladı. Önce kendi ülkelerinde varlık göstermeye başlayan elektrikli otomobiller, ki hafif ve ağır ticari araçlarda da artık elektrikli devrim konuşuluyor, Avrupa ve Türkiye gibi pazarlarda da hatırı sayılır seviyelere geldi. Avrupa’da elektrikli otomobillerin payı yüzde 20’yi aşarken Türkiye’de de ilk 8 ayda yüzde 19 seviyesine yaklaştı. Görünen o ki, elektrikli otomobillerin payı her geçen daha da artacak.

    Tesla’nın verimlilik ve yazılım tarafındaki gücü, Çinli markaların ürün çeşitliliği, özellikle batarya tarafındaki baskın rolleri, başta Avrupalı ve Japon markaların yanı sıra ABD’li markaları da zor durumda bıraktı. Özellikle Çin pazarında önemli satış adetlerine sahip markalar ciddi oranda pazar kaybı ve dolayısıyla kar kaybı yaşadı. Şimdi tüm bu markalar dönüşüme ayak uydurabilmek için kaynaklarını elektrikli otomobil geliştirme yönünde harcamaya çalışırken farklı seviyelerde ortaklıklar kuruluyor. Teknoloji açısından ilerleme özellikle bazı markalarda hızlı olsa da üretim maliyetini düşürerek Tesla ve Çinli markalarla rekabet edebilmek işin daha zor kısmı gibi görünüyor. Avrupa Birliği zaman kazanabilmek ve markalarını koruyabilmek için Çinli markalara karşı Made in Europe gibi farklı yöntemler üzerinde çalışıyor. Ya da Stellantis Grubu gibi, Çinli markalarla iş birliklerini geliştirip ortak firmalar kurarak geçmişte Çinlilerin yaptığını yapmak da çözüm olarak görülebiliyor.

    Diğer yandan alternatif yakıt arayışları da devam ediyor. Üzerinde bolca tartışmalar süren, bir kesim tarafından mantıksız ve boşa çaba olarak görülen hidrojen yakıt hücresi (hydrogen fuell cell-FCEV) bazı markalar açısından geleceğin hareket sağlayıcısı olarak kabul ediliyor. Bu teknolojiyi basitçe anlatmak gerekirse hidrojen ve oksijenin bir elektrokimyasal reaksiyona girerek elektrik enerjisi üretmesi ve egzozdan su buharı çıkmasıyla tamamlanan bir süreç diyebiliriz. Belli başlı bazı otomobil markaları bu teknoloji üzerinde yılardır çalışıyor.

    İlk seri üretim tam hibrit otomobil olan Prius’u 1987’de satışa sunan Toyota, hidrojen yakıt hücresi teknoloji üzerinde çalışmaya 1992 yılında başlamış. 2002 yılında ise Highlander modelinin baz alan FCHV sınırlı adetle de olsa üretilmiş. 2010’de FCEV teknolojili otobüs de geliştiren Toyota 2014’te tanıttığı Mirai’yle seri üretim FCEV modeline de imza atmış oldu. 2020’de altyapısına kadar tamamen yenilenen Mirai, Japonya, ABD ve bazı Avrupa ülkelerinde satıldı. Toyota dışında bazı markalarda bu teknoloji üzerinde çalışmalar yürüttü. Örneğin Hyundai, iX35 modelinin FCEV versiyonunu geliştirdi ve kısıtlı sayıda satarak ilkler tarihine adını yazdırdı. Honda ve Mercedes-Benz gibi bazı markalar da bu teknolojiye sahip otomobil ya da ağır ticari araçlar geliştirdi.

    Peki, hidrojen yakıt hücresi teknolojisi niye elektrikli otomobiller kadar yaygın değil? Burada birkaç sorun söz konusu. Öncelikle hidrojen yakıt hücresinin maliyeti yüksek. Bu da rekabet gücünü çok sınırlıyor. Diğer yandan hidrojen dolum tesisi sayısı çok az. Halen tüm dünyada yaklaşık 1300 dolum tesisi bulunuyor, ki bu da çok yetersiz bir sayı. Yani altyapıda ciddi eksiklik söz konusu. Üstelik hidrojen çok yüksek basınç altında taşınmak ve depolanmak zorunda. Bu da ayrı bir zorluk. Burada 350 bar ve 700 bar gibi çok yüksek basınçlardan bahsediyoruz. Tabii araçların depolarına da bu basınçlarla dolum yapılıyor. Yaygın görülerden bir hidrojen yakıt hücresinin ağır ticari araçlar için daha uygun bir çözüm olduğu yönünde. Zaten Avrupa Birliği’nde alınan bir kararla TIR’ların yoğun kullandığı güzergahlarda 200 km’de bir dolum tesisi kurulması kararı alındı. Böylece altyapı açısından önemli bir adım da atılmış oldu. Bunun bir yansıması olarak Toyota ve Scania bu teknolojide iş birliğine gitme kararı aldıklarını açıkladı. Toyota ve BMW’nin de otomobil tarafında benzer bir iş birliği var ve BMW 2028’de seri üretim hidrojen yakıt hücreli bir modeli satışa sunacağını açıkladı.

    Toyota ve Scania’nın iş birliği pilot bir uygulama. Scania’nın belirli müşterileriyle yürüttüğü Pilot Partner programının bir parçası olan bu iş birliği için 40 çekici gerçek koşullarda müşteriler tarafından test edilecek. Araçlarda Toyota’nın 300 kW yani yaklaşık 308 HP güç üreten üçüncü nesil hidrojen yakıt hücresi kullanılacak. İlk hidrojen yakıt hücreli Scania çekicilerin 2027 yılının ilk çeyreğinde yollara çıkması planlanıyor. Bu iş birliklerinin artmasıyla ve altyapının gelişmesiyle en azından ağır ticari araç tarafında elektrikli ve hidrojen yakıt hücreli ticari araçların kıyasıya rekabetine şahit olabiliriz.

  • Yeni BMW 7 Serisi artık kapılarını uzaktan açıp kapatacak

    Yeni BMW 7 Serisi artık kapılarını uzaktan açıp kapatacak

    BMW’nin amiral gemisi 7 Serisi, Neue Klasse teknolojileriyle Türkiye’de satışa sunuldu. Yeni model; uzaktan açılıp kapanabilen otomatik kapıları, 8K çözünürlüklü arka koltuk ekranı, Panoramic Vision teknolojisi ve 700’e varan kişiselleştirme seçeneğiyle lüks sedan anlayışını yeniden yorumluyor.

    Borusan Otomotiv’in Türkiye distribütörlüğünü üstlendiği BMW’nin amiral gemisi 7 Serisi, yedinci neslinde Neue Klasse vizyonuyla yenilendi. Tamamen elektrikli ve mild hybrid-benzinli motor seçenekleriyle Türkiye’de satışa sunulan model, lüks sınıfta teknolojiyi ön plana çıkarıyor. Yeni BMW 7 Serisi’nin dikkat çeken teknolojilerinden biri otomatik Kapılar. Tüm kapılar, araç içerisindeki düğmenin yanı sıra anahtar veya My BMW App üzerinden uzaktan açılıp kapatılabiliyor. Model böylece yalnızca sürüş deneyimini değil, otomobile binme ve araçtan inme sürecini de dijitalleştiriyor.

    Yeni direksiyon mimarisi

    Kokpitin en önemli yeniliklerinden biri ise BMW Panoramic Vision. A sütunundan A sütununa uzanan projeksiyon yüzeyi, sürüş bilgilerini sürücünün görüş alanına taşıyor. BMW İşletim Sistemi X ve BMW Panoramic iDrive ile desteklenen kokpitte 17,9 inçlik merkezi ekran ve 14,6 inçlik ön yolcu multimedya ekranı bulunuyor. BMW 3D Head-Up Display de navigasyon ve sürüş asistanı verilerini sürücünün görüş alanına yansıtıyor. Arka koltuklarda ise 31,3 inçlik panoramik 8K BMW Theatre Screen yer alıyor. BMW video streaming platformu ve AirConsole üzerinden eğlence seçenekleri sunulurken, 1.925 watt gücündeki 36 hoparlörlü Bowers & Wilkins sistemi Dolby Atmos desteği sağlıyor.

    544 beygirden 680 beygire

    Türkiye’de Yeni BMW 7 Serisi; 740 xDrive, i7 60 xDrive ve i7 M70 xDrive olmak üzere üç versiyonla satışa sunuluyor. 3.0 litrelik mild hybrid benzinli motora sahip 740 xDrive, 400 beygir güç ve 580 Nm tork üretiyor. 0-100 km/s hızlanmasını 5,1 saniyede tamamlayan modelin maksimum hızı 250 km/s. Tamamen elektrikli i7 60 xDrive ise 544 beygir güç ve 745 Nm tork sunuyor. 112,5 kWh net bataryasıyla WLTP’ye göre 608-727 kilometre menzil sağlayan model, 250 kW DC hızlı şarjla yüzde 10’dan yüzde 80’e 28 dakikada ulaşabiliyor. Serinin performans zirvesinde ise i7 M70 xDrive bulunuyor. 680 beygir güç ve 1.015 Nm tork üreten model, 0-100 km/s hızlanmasını yalnızca 3,8 saniyede tamamlıyor. WLTP menzili 601-686 kilometre arasında.

    Arkada birinci sınıf konfor

    Executive Lounge arka koltuk sistemi; elektrikli baldır ve topuk desteği, geniş diz mesafesi ve elektrikli koltuk ayarlarıyla özellikle uzun yolculuklara odaklanıyor. Ön ve arka koltuklarda yedi farklı program ve üç yoğunluk seviyesine sahip masaj fonksiyonu bulunuyor. Integral Aktif Direksiyon, arka tekerlekleri 3,5 dereceye kadar yönlendirirken Park Asistanı Professional otomobilin My BMW App üzerinden yaklaşık 6 metre mesafeden ileri veya geri hareket ettirilmesini sağlıyor. Yeni 7 Serisi’nde Pure Excellence ve M Excellence olmak üzere iki tasarım paketi sunuluyor. BMW Individual kapsamında ise 700’e varan kişiselleştirme seçeneği bulunuyor.

    Fiyatı 14,3 milyon liradan başlıyor

    740 xDrive’ın fiyatı pakete göre 21 milyon 526 bin 200 TL’den, i7 60 xDrive’ın fiyatı 14 milyon 370 bin 400 TL’den, i7 M70 xDrive’ın fiyatı ise 16 milyon TL’den başlıyor.

  • Yeni BMW 7 Serisi Neue Klasse Teknolojileriyle Türkiye’de Satışa Sunuldu

    Yeni BMW 7 Serisi Neue Klasse Teknolojileriyle Türkiye’de Satışa Sunuldu

    Borusan Otomotiv’in Türkiye distribütörlüğünü üstlendiği BMW’nin amiral gemisi 7 Serisi, yedinci neslinde Neue Klasse vizyonu ile yenilendi. BMW’nin “Adanmışlığın Eseri” olarak tanımladığı Yeni BMW 7 Serisi; tamamen elektrikli ve mild hybrid-benzinli motor seçenekleriyle Eylül ayı itibarıyla Borusan Otomotiv Yetkili Satıcıları’nda yerini aldı.

    BMW’nin Neue Klasse vizyonunun lüks sınıftaki ilk temsilcisi olan Yeni BMW 7 Serisi, Eylül ayı itibarıyla Türkiye’de satışa sunuldu. İlk neslinden bu yana inovasyon ve teknoloji alanındaki öncü karakteriyle BMW’nin amiral gemisi olan 7 Serisi, Neue Klasse tasarım dilini dijital teknolojiler, elektrikli mobilite ve yüksek performansla bir araya getirerek lüks sedan segmentinde yeni bir dönem açıyor.

    Yeni BMW 7 Serisi’nin öne çıkan özellikleri arasında BMW İşletim Sistemi X ve sürücü odaklı tasarıma sahip BMW Panoramic iDrive’ın yanı sıra A sütunundan A sütununa ön camın genişliği boyunca uzanan projeksiyon yüzeyiyle sürüş bilgilerini sürücünün görüş alanına taşıyan BMW Panoramic Vision yer alıyor. 8K çözünürlüklü Theatre Screen, 700’e varan kişiselleştirme seçeneği ve ilk kez sunulan BMW Ön Yolcu Multimedya Ekranı da modelin dikkat çeken yenilikleri arasında bulunurken, Executive Lounge donanımları arka koltuk konforunu yeniden tanımlıyor.

    Yeni BMW Lüks Sınıf Tasarımının Prömiyeri

    BMW Iconic Glow aydınlatmalı böbrek ızgaralar ve BMW Individual kristal farlar, otomobilin ön yüzünde bütünleşerek Yeni BMW 7 Serisi’ne görsel açıdan etkileyici bir görünüm kazandırıyor. Yandan bakıldığında sadeleştirilmiş yüzeyler ve karakteristik çizgiler şık bir silüet oluştururken, arka tasarım yenilenen stopların net hatlarıyla şekilleniyor.

    BMW Individual Iconic Glow Kristal Ön Farlar; kristal cam öğeleri ve elmas kesimli yapıları sayesinde ışığı çok sayıda yüzeyde yansıtarak benzersiz bir görünüm sunuyor. Aynı zamanda viraj aydınlatması ve 600 metreye kadar aydınlatma menzili sağlayan matrix uzun farlarla sürüş güvenliğini üst seviyeye taşıyor. Ceremonial Dinamik Zemin Aydınlatması, kapı eşiklerine entegre edilen 194 binden fazla piksele sahip LED aydınlatmaların animasyon moduna göre değişen koreografisiyle otomobile binme anını kişiselleştirilmiş bir deneyime dönüştürüyor.

    Benzinli mild hibrit ve tamamen elektrikli motor seçeneklerini aynı ürün gamında sunan Yeni BMW 7 Serisi, Türkiye’de BMW 740 xDrive, BMW i7 60 xDrive ve BMW i7 M70 xDrive olmak üzere üç farklı versiyonla satışa sunuluyor. Kullanıcıların kişisel zevklerini ve karakterlerini otomobillerine yansıtabilmeleri için Pure Excellence ve M Excellence olmak üzere iki farklı tasarım paketi sunuluyor.

    Saf Zarafetin Yorumu: Pure Excellence

    Pure Excellence tasarım paketi; mat krom cam çıtaları, krom kapı altı çıtaları, yeni gövde renkleri ve 20 ila 22 inç aralığında jant seçenekleri ile zarafetin en saf halini temsil ediyor. İç mekânda ise aydınlatmalı kapı eşikleri, yüksek kaliteli Merino deri döşemeler ve açık gözenekli parlak ahşap/meşe kaplamalar lüks bir ambiyans yaratıyor. 

    Daha sportif ve dinamik: M Excellence

    M Excellence tasarım paketi ise Yeni BMW 7 Serisi’nin daha dinamik ve güçlü karakterini yansıtıyor. 21 ve 22 inç jant seçeneklerine ek olarak parlak siyah cam çıtaları, parlak siyah BMW M tasarımlı ön ve arka tamponlar, arka spoiler ve mavi kaliperli M Sport fren diskleri dış tasarımda sportif görünümü güçlendiriyor. İç mekânda yer alan M tasarımlı aydınlatmalı kapı eşikleri, deri direksiyon ve karbon fiber iç kaplamalar ise otomobilin performans odaklı karakterini tamamlıyor.

    Üç Motor Seçeneği, Üç Ayrı Karakter

    Yeni BMW 7 Serisi’nin içten yanmalı motor seçeneği olan Yeni BMW 740 xDrive, 3.0 litrelik mild hibrit benzinli motoruyla 400 beygir güç ve 580 Nm tork üretiyor. Dört tekerlekten çekiş sistemine sahip otomobil, 0-100 km/s hızlanmasını 5,1 saniyede tamamlarken 250 km/s maksimum hıza ulaşıyor. 540 litrelik bagaj hacmiyle günlük kullanım ve uzun yol ihtiyaçlarına da cevap vermeyi hedefliyor.

    Yeni BMW 740 xDrive; Pure Excellence tasarım paketiyle 21.526.200 TL, sportif tasarım öğelerini öne çıkaran M Excellence paketiyle ise 22.966.800 TL liste fiyatına sahip.

    Geleceğin mobilite vizyonunu bugüne taşıyan tamamen elektrikli model ailesinde ise Yeni BMW i7 60 xDrive, 544 beygir güç ve 745 Nm tork sunuyor. Model, 0-100 km/s hızlanmasını 4,8 saniyede gerçekleştirirken WLTP ölçümlerine göre 608 ila 727 kilometre arasında menzil vadediyor. 112,5 kWh net batarya kapasitesine sahip i7 60 xDrive, 250 kW DC hızlı şarj desteğiyle yüzde 10’dan yüzde 80’e 28 dakikada şarj edilebiliyor. BMW’nin verilerine göre 10 dakikalık yüksek güçlü şarj, 202 ila 252 kilometre arasında ek menzil sağlayabiliyor.

    Yeni BMW i7 60 xDrive Pure Excellence tasarım paketiyle 14.370.400 TL, M Excellence paketiyle 15.136.900 TL fiyatıyla Borusan Otomotiv Yetkili Satıcıları’ndaki yerini aldı.

    Serinin performans zirvesinde ise BMW i7 M70 xDrive yer alıyor. 680 beygir güç ve 1.015 Nm maksimum tork üreten elektrikli amiral gemisi, 0-100 km/s hızlanmasını yalnızca 3,8 saniyede tamamlıyor. 250 km/s maksimum hıza ulaşabilen model, 112,4 kWh kapasiteli bataryasıyla WLTP ölçümlerine göre 601 ila 686 kilometre arasında menzil sunuyor.

    Performansını tasarım detaylarıyla da vurgulayan BMW i7 M70 xDrive; M Sport Pro tasarım unsurlarının yanında BMW Iconic Glow aydınlatmalı böbrek ızgaraları, C sütunundaki M logoları, M tasarımlı ayna kapakları ve siyah kaliperli fren diskleriyle serinin diğer üyelerinden ayrışıyor.  Adaptif M Şasi Kontrol Professsional ve Launch Control gibi performans odaklı sürüş teknolojilerini de standart olarak sunan BMW i7 M70 xDrive, elektrikli mobilitenin sunduğu anlık performansı lüks sedan segmentinin konfor ve teknolojileriyle bir araya getiriyor.

    Formun Üstü

    Yeni BMW i7 M70 xDrive modeli ise 16.000.000 TL’lik satış fiyatına sahip. 

    Konfor Odaklı Gelişmiş Sürüş Teknolojileri

    Yeni BMW 7 Serisi, konfor ve dijital teknolojilerin yanı sıra gelişmiş sürüş destek sistemleriyle de öne çıkıyor. Integral Aktif Direksiyon, arka tekerlekleri 3,5 dereceye varan açıyla yönlendirerek düşük hızlarda manevra kabiliyetini, yüksek hızlarda ise sürüş stabilitesini artırıyor. Park Asistanı Professional ise My BMW App üzerinden otomobilin yaklaşık 6 metre mesafeden ileri veya geri hareket ettirilmesine imkân tanıyor.

    Dijital kokpitten arka koltukta sinema keyfine uzanan deneyim

    Yeni BMW 7 Serisi’nin en iddialı taraflarından biri olan dijital yaşam alanı, serinin kullanım felsefesinin belirleyici unsurlarından birini oluşturuyor. Kokpit boyunca uzanan BMW Panoramic Vision, sürüş bilgilerini ön camın alt bölümüne yansıtıyor.

    BMW 3D Head-Up Display ise navigasyon ve sürüş asistanı verilerini üç boyutlu ve renkli biçimde sürücünün görüş alanına taşıyor.

    Shy-tech tasarım felsefesi doğrultusunda yalnızca gerektiğinde aydınlanan kontrol yüzeylerine sahip yeni çok işlevli direksiyon, sürücünün gözünü yoldan ayırmadan temel işlevleri kontrol edebilmesine imkân tanıyor. Serbest kesim tasarıma sahip 17,9 inçlik Merkezi Ekran ise BMW Panoramic iDrive’ın bir diğer temel kontrol unsuru olarak konumlanıyor. Gelişmiş matrix arka aydınlatma teknolojisi sayesinde ekran, farklı ışık koşullarında parlak grafikler ve yüksek okunabilirlik sunuyor.

    Ön yolcu tarafında bulunan 14,6 inç boyutundaki 21:9 oranlı Full HD BMW Ön Yolcu Multimedya Ekranı, çoklu dokunma özelliğiyle kolay ve sezgisel kullanım sunarken yolculuk sırasında ön yolcuya özel eğlence ve multimedya fonksiyonlarına erişim sağlıyor.

    Arka koltuklarda ise Yeni BMW 7 Serisi adeta bir sinemaya dönüşüyor.  BMW Theatre Screen, 31,3 inçlik panoramik 8K ekranıyla arka yolcular için sinema deneyimi sunuyor. Yeni BMW 7 Serisi’nin iç mekânında ambiyans aydınlatması ve yeni aydınlatma elemanları sürükleyici bir ışık atmosferi oluşturuyor. 1.925 watt gücündeki 36 hoparlörlü Bowers & Wilkins ses sistemi ise Dolby Atmos desteğiyle ses deneyimini üst seviyeye taşıyor.

    Arka koltuk yolcuları, BMW video streaming platformunun yanı sıra çeşitli eğlence ve bilgi uygulamalarına da erişebiliyor. BMW ConnectedDrive Store üzerinden kullanılabilen uygulamalara ek olarak AirConsole, geniş bir video oyunu seçeneği sunuyor.

    Executive Lounge ile arka koltukta birinci sınıf seyahat

    Yeni BMW 7 Serisi’nde arka yaşam alanı, modelin temel önceliklerinden biri olmaya devam ediyor. Executive Lounge arka koltuk sistemi, özellikle uzun yolculuklarda daha geniş diz mesafesi ve kişiselleştirilebilir oturma pozisyonları sunuyor. Ön yolcu koltuğunun 110 mm ileri hareket ettirilebilmesi ve sırtlığının yatırılabilmesiyle arka bölümde daha geniş bir yaşam alanı yaratılırken, elektrikli açılır baldır ve topuk desteği de yolculuk konforunu artırıyor. Çok fonksiyonlu arka koltuklarda koltuk konumu, sırtlık açısı ve başlık ayarları elektrikli olarak ayarlanabiliyor.

    Ön ve arka koltuklarda ise yedi farklı program ve üç farklı yoğunluk seviyesi sunan masaj fonksiyonu yer alıyor.

    Sky Lounge panoramik cam tavan, ısı ve ses yalıtımlı camlar, güneş korumalı arka camlar ve arka cam perdeleri de arka yaşam alanındaki konforu destekleyen unsurlar arasında bulunuyor.

    Otomatik Kapılar ise tüm kapıların araç içerisindeki bir düğmeyle veya araç anahtarı ve My BMW App üzerinden uzaktan açılıp kapatılmasına imkân tanıyor.

    BMW Individual ile 700 Farklı Kişiselleştirme Seçeneği

    Yeni BMW 7 Serisi, 700 farklı kişiselleştirme seçeneğiyle geniş bir kişiselleştirme yelpazesi sunuyor. Sade tasarım dili; deri, kumaş, ahşap, kristal cam ve metal gibi yüksek kaliteli yüzeyler ve yenilikçi detaylarla birleşerek iç mekânda seçkin bir atmosfer yaratıyor.

    BMW Individual kapsamında Yeni BMW 7 Serisi, ileri teknolojileri yüksek kaliteli malzeme ve işçilikle bir araya getiriyor. Dünyada bir ilk olan BMW Individual Dual-Finish seçeneği, markanın kişiselleştirme vizyonunda yeni bir dönemi temsil ediyor. BMW Individual Dual-Finish uygulamasında metalik ve mat gövde rengine sahip iki farklı yüzey, aralarında belirgin bir geçiş çizgisi olmaksızın bir araya getirilerek Yeni BMW 7 Serisi’ne özgün ve zarif bir görünüm kazandırıyor.

  • ZF Aftermarket’ten Çeşitlenen Araç Parkına Özel Elektrikli Araç Onarım Kitleri ve Genişletilmiş Portföy

    ZF Aftermarket’ten Çeşitlenen Araç Parkına Özel Elektrikli Araç Onarım Kitleri ve Genişletilmiş Portföy

    ZF’nin elektrikli araçlara yönelik kapsamlı parça portföyü, Avrupa’nın ‘en popüler 20 elektrikli araç’ parkının yüzde 92’sini kapsıyor; 2027’den itibaren ise yeni araç markaları için genişletilmiş destek planlanıyor.

    ZF Aftermarket, Automechanika Frankfurt 2026 fuarında elektrikli mobilitenin, bağımsız satış sonrası pazarını nasıl dönüştüreceğinin altını çiziyor. Şirket, “Bakım-Onarım-Değişim” yaklaşımıyla, servislerin elektrikli güç aktarma organlarında bileşen düzeyinde hedefli onarımlar gerçekleştirmesine olanak tanırken, değişimin daha uygun bir seçenek olduğu durumlarda orijinal ekipman (OE) kalitesinde yeniden üretilmiş alternatifler de sunuyor. Avrupa’nın ‘en popüler 20 elektrikli araç’ parkının yaklaşık yüzde 92’sini kapsayan geniş bir elektrikli araç parça yelpazesiyle ZF, servislerde karmaşıklığın azaltılmasına, gereksiz komple parça değişimlerinden kaçınılmasına ve elektrikli araçların kullanım ömürleri boyunca desteklemesine yardımcı oluyor.

    ZF’nin 6 milyonu aşan OEM elektrik motoru üretiminden edindiği deneyimle desteklenen yeni E-Mobilite Onarım Kiti serisi, hibrit ve tamamen elektrikli güç aktarma organı uygulamalarına OE kalitesinde onarım olanağı getiriyor. Önümüzdeki haftalarda piyasaya sunulacak 100’den fazla elektrikli aks tahrik onarım kiti çeşidiyle ZF, servislerin ileri düzeyde onarım yapabilmelerine olanak tanıyor.

    Onarım ve Değişim: Hedefe Yönelik Yaşam Döngüsü Çözümleri

    Her bir kit, belirli bir teknik uygulamaya göre özel olarak tasarlanmış olup profesyonel onarım için gereken ilgili bileşenleri bir araya getiriyor. Bu durum karmaşıklığı azaltmaya yardımcı oluyor, güvenilir onarım kararlarını destekliyor ve elektrikli araçların yaşlandıkça artan servis açığını kapatıyor. Onarımın teknik veya ekonomik açıdan doğru seçenek olmadığı durumlarda, ZF’nin yeniden üretilmiş-REMAN ürün portföyü OE kalitesinde değişim seçenekleri sunuyor. (hibritler dahil yaklaşık 2400 yeniden üretilmiş- REMAN şanzıman)

    ZF Aftermarket, E-Mobility Onarım Kiti serisine eklenen yeni ürünleri Automechanika’da tanıtıyor:

    Onarım Kiti EM (Elektrik Motorları)

    8HP şanzımanlardaki ZF 2. nesil hibrit modülleri için geliştirilen bu onarım kiti, rotor ve stator gruplarını tek bir elektrik motoru paketinde bir araya getiriyor. Hat sonu testinden geçmiş bileşenler, elektrikli güç aktarma sistemleri üzerinde çalışan servisler için onarım sürecini daha kolay hale getirirken, hibrit şanzımanın işlevselliğini geri kazandırmaya yardımcı oluyor.

    Onarım Kiti ME (Mekatronik)

    Dördüncü nesil 8HP şanzımanlar için ZF Aftermarket, artık hedef odaklı bir onarım çözümü olarak OE kalitesinde yeniden üretilmiş mekatronik bileşenler sunuyor ve yeniden üretilmiş şanzıman portföyünü yaklaşık 600 parçaya kadar genişletiyor. Orijinal süreçler, bileşenler, testler ve yazılım yüklemeleri kullanılarak yenilenen her bir ünite teslimattan önce tam işlev testinden geçiyor. Böylelikle servisler, komple şanzıman değişimine kıyasla daha az sürede şanzıman işlevselliğini verimli bir şekilde geri kazandırabiliyor.

    Onarım Kiti IN (İnvertörler)

    Dördüncü nesil 8HP hibrit şanzımanlar için sunulan invertör tamir kiti, invertör kaynaklı arızalar için “hepsi bir arada” bir çözüm sunuyor. Elektrik motoru kontrolü için doğru akımı (DC), alternatif akıma (AC) dönüştürmekten sorumlu olan güç elektroniğinin hedefe yönelik restorasyonunu destekliyor.

    Onarım Kiti RD (Redüktörler)

    Elektrikli Tahrik Ünitesi Redüktörleri için Onarım Kiti RD, rulman bileşenlerinin etkilenebileceği elektrikli tahrik uygulamalarındaki belirli onarım senaryolarını ele alıyor. İlgili rulman parçalarını hedefe yönelik bir onarım çözümünün parçası olarak kullanıma sunan ZF, parça düzeyinde onarımın teknik olarak uygun olduğu her durumda komple tahrik ünitelerini değiştirmeden işlevselliğin geri kazandırılması konusunda servislere destek oluyor.

    ZF Aftermarket Binek Araçlar İş Kolu Başkanı Markus Wittig, konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi:

    “Yeni çözümler, elektrikli güç aktarma organlarına yönelik ‘Bakım-Onarım-Değişim’ stratejimizde ileriye doğru önemli bir adımdır. Bu çözümler, onarılabilirliği servisler için daha erişilebilir hale getiriyor ve ZF’nin OE uzmanlığını e-motorlar, hibrit modüller, invertörler ve mekatronik için pratik satış sonrası çözümlerine dönüştürüyor. Yeniden üretilmiş ürün portföyümüz de dahil edildiğinde, servislere arıza süresini azaltmak, kaynakları sorumlu bir şekilde kullanmak ve elektrikli araçları hizmet ömürleri boyunca desteklemek için daha fazla seçenek sunuyoruz.”

    Güç Aktarma Organlarının Ötesine Geçen Kapsamlı EV Desteği

    ZF Aftermarket, güç aktarım sistemi onarımının ötesinde, Avrupa’nın ‘en popüler 20 elektrikli araç’ parkının yaklaşık yüzde 92’sini kapsayan ürün yelpazesiyle elektrikli araçları destekliyor. Bu ürün yelpazesi; frenleme, direksiyon ve süspansiyon sistemleri, sönümleme teknolojileri, elektrikli araçlara yönelik özel sıvılar, onarım çözümleri ve elektrikli güç aktarma sistemi uygulamalarını kapsıyor. Böylece bağımsız servisler, elektrikli araçlara profesyonel düzeyde bakım ve servis hizmeti sunabilmek için ihtiyaç duydukları parçalara, eğitimlere ve teknik uzmanlığa erişim sağlayabiliyorlar.

    Yüksek voltaj eğitimi, teknik bilgi ve pratik servis desteği sağlayan e-Power Expert programı ve ZF [pro]Tech servis konsepti de bağımsız servisleri günümüz ve geleceğin ihtiyaçlarına hazır hale getiriyor.

    Servislerin Giderek Çeşitlenen Araç Parkına Uyum Sağlamasına Destek

    ZF Aftermarket ayrıca, hem köklü üreticilerin hem de yeni araç markalarının pazardaki varlıklarını genişletmesiyle daha çeşitlenen bir EV parkına hazırlanıyor. 2027’nin ilk çeyreğine kadar katalog, Çinli araç markaları için 200’e kadar parça referansı içerecek. ZF Aftermarket, 2027 yılı sonuna kadar Avrupa’da, Çinli üreticilerin ‘en popüler on modelini’ kapsayarak, servis talebinin yaklaşık yüzde 30’unu karşılamayı hedefliyor. Elektrikli mobilite günlük servis işlerinin daha büyük bir parçası haline geliyor. ZF’nin OE uzmanlığı, yeniden üretim – REMAN yetkinlikleri, hedefe yönelik onarım çözümleri ve genişleyen e-mobilite portföyü, şirketin servisler için güvenilir bir iş ortağı olarak konumunu daha da güçlendiriyor.

    ZF, en yeni Mobilitede Kesintisiz Çalışma Süresi (Mobility Uptime) çözümlerini Automechanika Frankfurt, Forum Kat 01’de sergiliyor.

  • Servis Plan’dan “Garanti” iş birliği

    Servis Plan’dan “Garanti” iş birliği

    Garanti BBVA ile Servis Plan, otomotiv finansmanı ve satış sonrası hizmetleri tek bir ekosistemde buluşturmak amacıyla yeni bir iş birliği başlattı.

    Yapılan açıklamaya göre, müşteriler ikinci el veya elektrikli araç alımlarında ihtiyaç duydukları finansmana Garanti BBVA’nın dijital kanalları üzerinden, şubeye gitmeden hızlı ve kolay şekilde ulaşabilecek.

    Kredi kullanımının ardından müşterilere sunulan Servis Plan paketiyle birlikte araç sahipleri; bakım, onarım, yıkama, lastik, akü ve acil yol yardımı gibi birçok hizmetten tek uygulama üzerinden yararlanabilecek.

    ARAÇ SAHİPLİĞİNDE BÜTÜNSEL DENEYİM

    25 yılı aşkın otomotiv, operasyonel filo kiralama ve filo yönetimi deneyimine sahip Servis Plan, sunduğu hizmetlerle araç sahiplerinin satış sonrası ihtiyaçlarına çözüm sunmayı hedefliyor.

    Yeni iş birliğiyle birlikte araç satın alma sürecinin yalnızca finansman aşamasıyla sınırlı kalmayacağı, sahiplik dönemindeki hizmetlerle desteklenen bütünsel bir deneyime dönüşmesi amaçlanıyor.

    İş birliğinin, bayilerin müşterilerine dijital finansman seçenekleriyle birlikte satış sonrası avantajları da sunmasına katkı sağlaması bekleniyor.

    Garanti BBVA Tüketici Finansmanı Direktörü Koray Öztopçu, dijitalleşmeyle birlikte müşterilerin finansman süreçlerini hızlı ve kesintisiz şekilde yönetmek istediğini belirterek, Servis Plan iş birliğiyle araç sahipliği deneyimini satış sonrası hizmetlerle tamamladıklarını ifade etti.

    “Dijitalleşmeyle birlikte müşteriler artık finansman ihtiyaçlarına bulundukları yerden hızlı ve kolay biçimde erişmek, araç satın alma sürecini de mümkün olduğunca kesintisiz yönetmek istiyor. Servis Plan iş birliğiyle bu deneyimi satış sonrası hizmetlerle tamamlıyor; müşterilerimize araç sahibi olduktan sonra da değer sunuyoruz. Aynı zamanda bayilerin de müşterilerine daha kapsamlı bir deneyim sunmalarına katkıda bulunuyoruz” dedi.

  • Morgan Super 3 Türkiye’de: Üç tekerlekli İngiliz efsanesi Yeniköy Motors güvencesiyle Türkiye yollarında

    Morgan Super 3 Türkiye’de: Üç tekerlekli İngiliz efsanesi Yeniköy Motors güvencesiyle Türkiye yollarında

    İngiliz otomotiv markası Morgan’ın ikonik üç tekerlekli modeli Morgan Super 3, Türkiye’de otomobil tutkunlarıyla buluşuyor.

    Morgan’ın köklü üç tekerlekli araç mirasını modern tasarım ve güncel mühendislikle yeniden yorumlayan Super 3, sıra dışı tasarımı ve sürüş karakteriyle geleneksel spor otomobillerden ayrılıyor. Havacılık dünyasından ilham alan çizgileri, açık kokpiti ve yalnızca üç tekerlekli yapısıyla Super 3; otomobilden çok, sürücüsüne doğrudan ve benzersiz bir sürüş deneyimi sunan bir yaşam tarzı otomobili olarak öne çıkıyor.

    Yaklaşık 635 kg ağırlığındaki Morgan Super 3, 1,5 litrelik Ford motorundan güç alıyor. 186 bhp/ton güç-ağırlık oranıyla performans odaklı karakterini ortaya koyan model, sürüş deneyimini elektronik yardımcıların ötesine taşıyarak sürücü ile yol arasında güçlü bir bağ kurmayı hedefliyor.

    Türkiye’de Morgan markasının yetkili distribütörlüğünü Yeniköy Motors yürütüyor. Morgan Türkiye, İstanbul Yeniköy ve İzmir Folkart’taki showroomlarıyla otomobil tutkunlarıyla buluşuyor.

    Super 3’ün Türkiye’ye gelişi, Morgan’ın kendine özgü tasarım anlayışını ve el işçiliği geleneğini Türkiye’de daha geniş bir otomobil tutkunu kitlesiyle buluşturması açısından daha da dikkat çekiyor. Morgan Super 3, alışılmış otomobil tanımının dışında bir deneyim arayanlar için

    Türkiye yollarında yeni ve oldukça farklı bir seçenek sunuyor.

    Üç tekerlek. Sınırsız karakter. Saf Morgan.

    Morgan Super 3 Türkiye’de: Üç tekerlekli İngiliz efsanesi Yeniköy Motors güvencesiyle Türkiye yollarında - 1

    MORGAN MOTOR COMPANY HAKKINDA

    1909 yılından bu yana spor otomobillerini el işçiliğiyle üreten Morgan Motor Company, dünyanın en saygın coachbuilder otomobil üreticilerinden biridir. Geleneksel zanaatkârlık ile modern teknolojiyi özgün bir biçimde bir araya getiren marka, her Morgan otomobilini sipariş üzerine ve büyük ölçüde elde üretmektedir. Morgan’ın tarihî üretim merkezi, İngiltere’nin Worcestershire bölgesindeki Malvern Link, Pickersleigh Road‘da yer almakta olup, dünyada Morgan otomobillerinin üretildiği tek tesis olma özelliğini taşımaktadır.

    Kırmızı tuğlalı tarihî yapılardan oluşan bu merkezde Morgan spor otomobilleri; kül ağacı, alüminyum ve deri olmak üzere üç temel unsur etrafında, kuşaklar boyunca aktarılan ustalıkla şekillendirilir. Her bir otomobil kendine özgü karakteriyle miras, yenilik ve ileri teknolojiyi aynı potada buluştururken, Morgan’ın güncel model gamında Super 3, Plus Four ve Supersport yer almaktadır. Analog sürüş karakteriyle öne çıkan Morgan otomobilleri, hangi model tercih edilirse edilsin, her yolculuğu gerçek ve özel bir sürüş deneyimine dönüştürür.

    “Yasal Uyarıdır. Bu İçerikten Turkuvaz Medya Sorumlu Değildir”

  • Elektrikli otomobilin bataryası artık değişmek zorunda değil

    Elektrikli otomobilin bataryası artık değişmek zorunda değil

    Automechanika Frankfurt 2026’da satış sonrası otomotivin geleceğini ZF’nin yeni çözümleri ortaya koydu. Yapay zekâ destekli servis asistanları, araç servise gelmeden yapılan uzaktan teşhis, veriye dayalı parça siparişi ve elektrikli araçlarda komponent bazlı onarım, servislerin çalışma biçimini değiştiriyor.

    Ali YILDIRIM – FRANKFURT

    Otomotivde yapay zekânın ilk büyük dönüşümü direksiyonun arkasında değil, servis kabul masasının önünde yaşanıyor. Almanya’nın Frankfurt kentinde düzenlenen Automechanika Frankfurt 2026, otomobilin kendisinden çok satış sonrası ekosisteminde yaşanan dönüşümü gözler önüne serdi. 8-12 Eylül tarihleri arasında düzenlenen fuarda 80’den fazla ülkeden yaklaşık 4 bin 400 şirket yer alırken, yaklaşık 300 bin metrekarelik fuar alanında yapay zekâ, elektrikli araçlar, batarya onarımı, uzaktan teşhis, dijital servisler ve yeniden üretim teknolojileri öne çıktı.

    Fuarın dikkat çeken şirketlerinden ZF Aftermarket ise geleceğin servisinin nasıl çalışacağını farklı çözümler üzerinden gösterdi. Şirketin ortaya koyduğu tabloya göre araç daha servise gelmeden arızanın tespit edildiği, müşterinin yapay zekâ ile görüştüğü, uygun servisin bulunduğu, gerekli parçanın belirlenip sipariş edildiği yeni bir satış sonrası düzen kuruluyor.

    Servis randevusunu yapay zekâ alıyor

    ZF’nin fuarda öne çıkardığı çözümlerden biri AI Voice Agent oldu. Yapay zekâ destekli sesli asistan, müşteriyle doğal dil üzerinden iletişim kurabiliyor. Aracın marka ve modelini, müşterinin servis talebini anlayarak uygun randevunun oluşturulmasına yardımcı oluyor.
    Buradaki değişim yalnızca telefon trafiğinin azalmasından ibaret değil. Yapay zekâ, aracın servise girişinden önce sürecin başlamasını sağlıyor. Böylece servis danışmanının üzerindeki operasyonel yük azalırken, aracın serviste bekleme süresinin de kısaltılması hedefleniyor. ZF’nin satış sonrası yaklaşımının merkezinde ise farklı sistemlerin tek bir dijital iş akışında birleştirilmesi bulunuyor. Şirket bugün 2 binden fazla filo ve 50 bin servisi birbirine bağlayan bir ekosistem oluşturduğunu belirtiyor.

    Araç servise gelmeden arıza bulunuyor

    ZF’nin bir diğer önemli başlığı uzaktan teşhis. Özellikle ticari araç ve filolarda araç servise ulaşmadan önce arızanın kaynağının belirlenmesi, servis sürecinin ciddi biçimde değişmesini sağlayabilir. ZF Bus Connect ile ZF [pro]Diagnostics entegrasyonu sayesinde teknisyenler, araçtaki teşhis sistemlerine uzaktan erişebiliyor. ECU bilgileri, arıza kodları ve canlı sensör verileri incelenerek aracın teknik durumu servis öncesinde değerlendirilebiliyor. Bu sayede servis yalnızca “araç geldiğinde arızaya bakılan” bir yer olmaktan çıkıyor. Aracın hangi parçaya ihtiyaç duyduğu, hangi işlemin yapılacağı ve servisin ne kadar süreye ihtiyaç duyabileceği daha araç gelmeden planlanabiliyor.

    Arıza bulundu, parça da hazır

    ZF’nin dijitalleşme yaklaşımındaki bir sonraki adım ise teşhis ile yedek parça tedarikini birbirine bağlamak. ZF MultiScan, Avrupa yollarındaki binek otomobillerin yaklaşık yüzde 95’ini kapsayan bir teşhis altyapısı sunuyor. Teşhis verilerinin dijital parça kataloglarıyla birleştirilmesiyle servis, arıza kodunu yorumladıktan sonra uygun parçayı ayrıca aramak zorunda kalmıyor. Araç teşhis edildiğinde sistem uyumlu parçayı, fiyat ve stok bilgileriyle birlikte ortaya koyabiliyor. Böylece teşhis-parça siparişi-servis arasındaki kopukluk azaltılıyor. Bu yaklaşım özellikle filolar açısından önemli. Çünkü bir aracın serviste beklediği her saat, ticari işletme açısından doğrudan maliyet anlamına geliyor.

    Elektrikli araçta komple parça değişimi dönemi bitiyor

    ZF’nin Frankfurt’ta verdiği ikinci büyük mesaj ise elektrikli araçların satış sonrası hizmetlerine yönelikti. Elektrikli araçların yaygınlaşmasıyla servislerin karşısına içten yanmalı motorlardan farklı bir teknoloji çıkıyor. Yüksek voltaj sistemleri, batarya, inverter, elektrik motoru ve elektrikli aktarma organları artık bağımsız servislerin de uzmanlaşması gereken alanlar haline geliyor. ZF burada “Bakım-Onarım-Değişim” stratejisini öne çıkarıyor. Şirket, arızalanan elektrikli aktarma organının her durumda komple değiştirilmesi yerine, teknik olarak mümkün olduğunda komponent seviyesinde onarılmasını hedefliyor. Bu kapsamda e-motorlar, hibrit modüller, inverterler, mekatronik sistemler ve elektrikli tahrik ünitesi redüktörleri için yeni onarım kitleri geliştirildi. Önümüzdeki haftalarda 100’den fazla elektrikli aks tahrik onarım kiti çeşidinin piyasaya sunulması planlanıyor.

    Batarya ve motor artık çöpe gitmeyecek

    Elektrikli araçların en pahalı parçalarından biri olan bataryalarda da benzer bir dönüşüm yaşanıyor. Sektörde remanufacturing, yani yeniden üretim yaklaşımı giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu modelde arızalanan veya kullanım ömrünün belirli bir aşamasına gelen parçanın tamamen yenisiyle değiştirilmesi yerine yeniden kullanılabilir hale getirilmesi hedefleniyor. ZF’nin yeniden üretilmiş ürün portföyünde hibritler dahil yaklaşık 2 bin 400 yeniden üretilmiş şanzıman bulunuyor. Şirket aynı zamanda yeni mekatronik çözümleriyle yeniden üretilmiş şanzıman portföyünü yaklaşık 600 parçaya kadar genişletiyor. Bu yaklaşım hem servis maliyetlerini aşağı çekme hem de pahalı komponentlerin yeniden ekonomiye kazandırılması açısından önem taşıyor.

    Çinli markalar için de hazırlık

    ZF’nin dikkat çektiği bir başka konu ise Avrupa’daki araç parkının hızla çeşitlenmesi. Çinli otomobil markalarının Avrupa’daki varlığının artmasıyla bağımsız servislerin karşılaştığı marka ve model sayısı da yükseliyor. ZF, 2027’nin ilk çeyreğine kadar Çinli araç markaları için kataloğunda 200’e kadar parça referansı bulundurmayı planlıyor. Şirket, 2027 sonuna kadar Avrupa’da Çinli üreticilerin en popüler 10 modelini kapsayarak servis talebinin yaklaşık yüzde 30’una ulaşmayı hedefliyor. Bu, satış sonrası pazar açısından önemli bir değişim. Çünkü yeni markaların pazara girmesi yalnızca showroomları değil, yedek parça, teşhis cihazı, teknik eğitim ve bağımsız servis ağını da yeniden şekillendiriyor.

    Servisin yeni çalışanı yapay zekâ olacak

    Frankfurt’taki tablo, otomotiv satış sonrası sektöründe önümüzdeki dönemin yalnızca daha fazla yedek parça satışıyla şekillenmeyeceğini gösteriyor. Yapay zekâ müşteriyi karşılayacak, araçtan gelen veriler arızayı önceden gösterecek, servis kapasitesi dijital olarak eşleştirilecek ve gerekli parçalar araç servise ulaşmadan hazırlanacak. Elektrikli otomobil tarafında ise servislerin işi motor yağı ve mekanik parçaların ötesine geçecek. Batarya, inverter, elektrik motoru ve yüksek voltaj sistemleri için yeni bir uzmanlık alanı oluşacak.

  • Araç alım satımı için yeni dijital platform

    Araç alım satımı için yeni dijital platform

    Şirketten yapılan açıklamaya göre, 30 yılı aşkın otomotiv deneyimini değişen müşteri beklentileri ve yeni hizmet modelleriyle buluşturarak mobilite alanındaki hizmetlerini genişleten Doğuş Otomotiv’in hayata geçirdiği sensat.com, Türkiye’nin çevrim içi listeleme platformları arasındaki yerini aldı.

    Bireysel ve kurumsal kullanıcılar için alım, satım ve kiralama süreçlerini bir araya getiren platform, marka bağımsız bir dijital altyapı sunuyor. İlk etapta vasıta kategorisiyle hizmet veren platformda otomobil, SUV ve arazi araçları, hafif ticari araç, motosiklet ve deniz araçları yer alıyor. Böylece farklı kullanıcı profilleri, markalar ve vasıta kategorileri tek bir dijital ortamda buluşuyor.

    Sadece ilanların listelendiği bir mecra olmanın ötesinde, kullanıcıların araç arama ve satış süreçlerini kolaylaştırmaya yönelik dijital çözümler sunan platformda, yapay zeka destekli araç önerisi sayesinde kullanıcıların ihtiyaç ve tercihlerine uygun ilanlar öne çıkarılıyor.

    Araçlarla ilgili sunulan hasar sorgulama gibi hizmetlerle kullanıcıların satın alma sürecinde ihtiyaç duyduğu bilgilere daha kolay erişmesi sağlanırken, satıcıların ilanlarına görünürlük kazandırmasına olanak tanıyan ilan öne çıkarma seçenekleri de sunuluyor.

    İnternet sitesinin yanı sıra mobil uygulama üzerinden de kullanılabilen platformda kullanıcılar, araç arama, ilan verme ve sunulan diğer hizmetlere erişim gibi işlemleri farklı kanallar üzerinden gerçekleştirebiliyor.

    Öte yandan, platformun ‘Satmak istiyorsan sensat.com’ söylemiyle hazırladığı lansman kampanyasında oyuncu Toygan Avanoğlu, ‘Mahallenin Abisi Esat’ karakterini canlandırıyor.

  • Honda, FIA Yol Güvenliği Endeksi’nde 5 Yıldız Alan İlk Şirket Oldu

    Honda, FIA Yol Güvenliği Endeksi’nde 5 Yıldız Alan İlk Şirket Oldu

    Honda, FIA Yol Güvenliği Endeksi’nin ürünler/hizmetler değerlendirmesinde en yüksek derece olan 5 yıldızı alan ilk şirket oldu. FIA tarafından şirket ve kuruluşların yol güvenliği alanındaki performanslarını değerlendirmeye yönelik olarak geliştirilen Endeks, 3 yıldızdan 5 yıldıza genişletildi. Bu kapsamda Honda’nın motosiklet ve otomobil satışlarının küresel hacminin yüzde 90’ından fazlasını oluşturan 17 ülkedeki faaliyetleri de değerlendirmeye dahil edildi. Yol güvenliği odaklı çalışmalarını “Herkes için Güvenlik” yaklaşımı doğrultusunda sürdüren Honda, motosiklet ve otomobillerinin dahil olduğu trafik kazalarındaki can kayıplarını 2030 yılına kadar yüzde 50 azaltmayı ve 2050 yılına kadar sıfıra indirmeyi hedefliyor.

    Honda, şirketlerin ve kuruluşların yol güvenliği alanındaki etkilerini değerlendirmelerine, yönetmelerine, geliştirmelerine ve raporlamalarına olanak sağlamak amacıyla Fédération Internationale de l’Automobile (FIA) tarafından oluşturulan Yol Güvenliği Endeksi’nin ürünler/hizmetler değerlendirmesinde en yüksek derece olan 5 yıldızı alan ilk şirket oldu. Bu önemli gelişme, eylül ayında İtalya’da düzenlenen FIA Formula 1 İtalya Grand Prix’si kapsamında, Autodromo Nazionale Monza’da gerçekleştirilen etkinlikte duyuruldu. 2025 yılının şubat ayında Honda’nın Japonya’daki faaliyetleri temel alınarak yapılan değerlendirmede, Endeks kapsamında en yüksek derece olan 3 yıldızı otomotiv sektöründe alan ilk şirket olmuştu.2026 yılında FIA’nın Yol Güvenliği Endeksi’ni 3 yıldızdan 5 yıldıza genişletmesiyle birlikte endeksin metodolojisi de güçlendirildi.

    FIA Yol Güvenliği Endeksi’nin Değerlendirme Süreci

    FIA Yol Güvenliği Endeksi, şirketlerin ve kuruluşların faaliyetlerinin yol güvenliği üzerindeki etkisini ölçmelerine ve görünür hale getirmelerine olanak sağlayan bir değerlendirme aracı olarak öne çıkıyor. FIA, Endeks aracılığıyla dünya genelindeki kamu ve özel sektör kuruluşlarını yol güvenliği performanslarını ölçmeye ve geliştirmeye teşvik ederek her yerde herkes için daha güvenli yollar oluşturulmasına katkıda bulunmayı amaçlıyor. FIA Yol Güvenliği Endeksi iki farklı değerlendirmeden oluşuyor. Değerlendirmenin içeriği; ham madde tedarikinden ürünlerin geliştirilmesi ve üretimine, ürünlerin müşterilere teslim edilmesine kadar geniş bir yelpazedeki kurumsal faaliyetleri kapsayan “Tedarik zinciri değerlendirmesi” ile ürün ve hizmetlerin güvenlik unsurlarını içeren “Ürünler/hizmetler değerlendirmesi”nden oluşuyor.

    Honda’nın Güvenlik Yaklaşımı 5 Yıldızla Taçlandı

    FIA Yol Güvenliği Endeksinin kapsamının genişletilmesine paralel olarak Honda da değerlendirmesini, motosiklet ve otomobil satışlarının küresel hacminin yüzde 90’ından fazlasını oluşturan 17* ülkeyi kapsayacak şekilde genişletti. Yeni eklenen alanlar da dahil olmak üzere Honda’nın güvenlik çalışmalarında uyguladığı Planla, Uygula, Kontrol Et, Önlem Al (PDCA) süreci takdir edildi. Değerlendirme kapsamında, Honda’nın üst yönetimin katılımıyla orta ve uzun vadeli bir strateji doğrultusunda güvenlik çalışmalarını sürdürme konusundaki kararlılığı öne çıktı. Bunun yanında Honda’nın trafik kazalarındaki can kayıpları ve yaralanmaları küresel ölçekte tahmin etmesi ve takip etmesi, sürdürülebilirlik yönetiminin bir parçası olarak küresel güvenlik konseyi aracılığıyla güvenlik hedeflerine yönelik ilerlemeyi izlemesi de değerlendirmede öne çıkan çalışmalar arasında yer aldı. Honda’nın gelişmiş güvenlik teknolojilerini küresel ölçekte uygulaması, kurum genelinde güvenlik kültürünü geliştirmeye yönelik çalışmaları ve trafik güvenliğiyle ilgili bilgileri proaktif şekilde kamuoyuyla paylaşması, değerlendirmede güçlü yönleri arasında yer aldı.

    FIA Başkanı H.E. Mohammed Ben Sulayem, yol güvenliğinin hiçbir kuruluş veya sektör tarafından tek başına çözülemeyecek küresel bir sorun olduğuna dikkat çekerek, kamu ve özel sektörün ortak hedefler doğrultusunda hareket etmesinin önemini vurguladı. FIA Yol Güvenliği Endeksi’nin yol güvenliği standartlarının güçlendirilmesine katkı sağlayabileceğini belirten Ben Sulayem, Honda’yı yol güvenliği alanındaki liderliği ve Endeks kapsamında 5 yıldız alan ilk kuruluş olması dolayısıyla tebrik etti.

    FIA Otomobil Mobilitesi, Sürdürülebilirlik ve Turizm Genel Sekreteri Willem Groenewald, FIA Yol Güvenliği Endeksi’nin beş yıldıza genişletilmesinin yol güvenliğini kurumsal karar alma süreçlerinin ölçülebilir ve hesap verebilir bir parçası haline getirme yolunda önemli bir adım olduğunu belirtti. Groenewald, yeni metodolojinin kuruluşların yol güvenliği üzerindeki etkilerini ölçmelerine ve performanslarını geliştirmelerine olanak sağladığını belirterek, Honda’nın 5 yıldız alan ilk kuruluş olmasının bu yaklaşımın önemini gösterdiğinin altını çizdi.

    Konuya ilişkin olarak yol güvenliğinin önemine dikkat çeken Honda Motor Co., Ltd. Trafik Güvenliği Tanıtım Operasyonlarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı ve Genel Müdür Mikhiito Kojima, Honda’nın güvenlik çalışmalarının FIA Yol Güvenliği Endeksi’nde en yüksek derece olan 5 yıldızla takdir edilmesinden duydukları memnuniyeti dile getirdi. Kojima, Honda’nın güvenlik yaklaşımının yalnızca daha güvenli ürünler sunmakla veya kendi müşterileri ile sınırlı olmadığını, trafikteki tüm paydaşların güvenliğinin gözetildiğini belirtti. Güvenlik teknolojilerinin geliştirilmesi, güvenli sürüş ile motosiklet kullanımının teşvik edilmesi ve trafik kazalarının daha iyi anlaşılmasına yönelik çalışmaların sürdürüldüğünü ifade etti. FIA Yol Güvenliği Endeksi’nin Honda’nın mevcut çalışmalarını değerlendirmesine ve geliştirmesine katkı sağladığını belirten Kojima, 5 yıldız derecesini Honda motosiklet ve otomobillerinin dahil olduğu trafik kazalarından kaynaklanan can kayıplarını 2050 yılına kadar dünya genelinde sıfıra indirme hedefi doğrultusunda önemli bir kilometre taşı olarak değerlendirdi.

    Honda, trafikteki herkes için güvenli bir toplum oluşturma hedefi doğrultusunda, “Herkes için Güvenlik” sloganı kapsamında güvenlik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Honda, dünya genelinde Honda motosiklet ve otomobillerinin dahil olduğu trafik kazalarındaki can kayıplarını 2030** yılına kadar yüzde 50 azaltmayı, 2050 yılına kadar ise sıfıra indirmeyi hedefliyor. Honda, gelecek dönemde de gerçek dünyadaki trafik kazalarından elde edilen veriler doğrultusunda güvenlik teknolojilerinin etkinliğini doğrulamaya yönelik çalışmalarını geliştirecek. Şirket, bu çalışmalarla yol güvenliği alanındaki toplumsal sorunların çözümüne katkıda bulunmayı sürdürecek.

  • Yeni Kurumsal İletişim Direktörü Stephanie Hartgrove Oldu!

    Yeni Kurumsal İletişim Direktörü Stephanie Hartgrove Oldu!

    Dünyanın en büyük mobilite şirketlerinden Stellantis, yönetim kadrosunu yeni ve dinamik isimlerle güçlendirmeye devam ediyor. Bu kapsamda, global iletişim alanında 20 yılı aşkın liderlik deneyimine sahip Stephanie Hartgrove, Stellantis CEO’su Antonio Filosa’ya bağlı olarak görev yapmak üzere Kurumsal İletişim Direktörü olarak atandı. Clara Ingen-Housz ise Kamu Politikaları ve Regülasyon Stratejisi ile Uluslararası Ticaretten Sorumlu Başkan olarak atandı ve doğrudan Filosa’ya bağlı olarak görev yapacak.

    Mobilitenin her alanına yatırım yapan dünyanın en büyük mobilite şirketlerinden Stellantis, şirketin iletişim ve kamu politikaları alanlarındaki liderliğini güçlendirmek üzere, 1 Eylül itibarıyla geçerli olacak iki üst düzey atamayı duyurdu. Bu kapsamda Stephanie Hartgrove, Stellantis CEO’su Antonio Filosa’ya bağlı olarak görev yapmak üzere Kurumsal İletişim Direktörü olarak atandı ve Stellantis Liderlik Ekibi’ne katıldı. Stephanie Hartgrove, global iletişim alanında 20 yılı aşkın liderlik deneyimine sahip. Stellantis’e, MedTech İletişim ve Kamu İlişkileri Global Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığı Johnson & Johnson’dan katılan Hartgrove, burada şirketin geniş medikal teknoloji portföyünün büyümesine ve kurumsal itibarının güçlendirilmesine katkıda bulundu. Daha önce Baker Hughes ve GE’de iletişim alanında üst düzey liderlik görevleri üstlenen Hartgrove, kariyerine CNN ve Al Jazeera’da gazeteci olarak başladı. Clara Ingen-Housz ise Kamu Politikaları ve Regülasyon Stratejisi ile Uluslararası Ticaretten Sorumlu Başkan olarak atandı ve doğrudan Filosa’ya bağlı olarak görev yapacak.

    Değişim süreçlerine liderlik edecek!

    Yeni tanımlanan bu görev kapsamında Ingen-Housz, şirketin kamu politikaları, regülasyon ve ticaret stratejilerini tasarlayıp geliştirecek ve CEO’ya kurumsal paydaşlarla yürütülen temaslarda destek verecek. Ayrıca Hukuk Müşavirliği bünyesinde Stellantis’in uluslararası ticaret hukuku alanındaki yetkinliğinin geliştirilmesine liderlik edecek. Konu hakkında değerlendirme yapan Stellantis CEO’su Antonio Filosa, “FaSTLAne 2030 stratejimizi hayata geçirdiğimiz Stellantis için bu önemli dönemde Stephanie’yi aramızda görmekten büyük memnuniyet duyuyorum. Stephanie, güçlü uluslararası deneyiminin yanı sıra kurumsal itibarı güçlendirme, paydaş güveni oluşturma ve değişim süreçlerine liderlik etme konusunda kendini kanıtlamış bir isim. Aynı zamanda Clara’yı, son 19 ay boyunca Kurumsal İlişkiler ve Kurumsal İletişim alanlarında gösterdiği liderlik için tebrik ediyor ve bu önemli yeni sorumluluğu üstlendiği için kendisine teşekkür ediyorum. Bu iki atama, Stellantis’in dış paydaşlarıyla açık ve tutarlı bir iletişim yürütmesini ve paydaşlarımız açısından önem taşıyan konularda etkin bir şekilde sürece dahil olmasını sağlayacak” dedi.

  • Doğuş’tan otomotiv odaklı yeni ilan platformu

    Doğuş’tan otomotiv odaklı yeni ilan platformu

    Doğuş Otomotiv, otomotiv sektöründeki 30 yılı aşkın deneyimini dijital hizmetlerle genişletmeye devam ediyor.

    Şirketin yeni girişimi sensat.com, bireysel ve kurumsal kullanıcıları alım, satım ve kiralama süreçlerinde buluşturan çevrimiçi listeleme platformu olarak hizmete başladı.

    Marka bağımsız bir yapıyla faaliyet gösteren sensat.com’da ilk etapta otomobil, SUV ve arazi araçları, hafif ticari araçlar, motosiklet ve deniz araçları kategorileri yer alıyor.

    Platform, farklı marka ve araç türlerini tek bir dijital ortamda kullanıcılarla buluşturmayı hedefliyor.

    YAPAY ZEKA ARAÇ ÖNERİYOR

    Yapılan açıklamaya göre, sensat.com, klasik ilan listeleme modelinin yanı sıra kullanıcıların araç arama ve satın alma süreçlerini kolaylaştırmaya yönelik dijital çözümler de sunuyor.

    Platformda yer alan yapay zekâ destekli araç önerisi, kullanıcıların ihtiyaç ve tercihlerine göre uygun ilanların öne çıkarılmasını sağlıyor.

    Hasar sorgulama gibi hizmetlerle araç hakkında ihtiyaç duyulan bilgilere erişim kolaylaştırılırken, satıcılar için de ilanların görünürlüğünü artırmaya yönelik öne çıkarma seçenekleri bulunuyor.

    Platforma web sitesi üzerinden olduğu gibi mobil uygulama aracılığıyla da erişilebiliyor.

  • Tesla’nın sürücüsüz taksisi yollarda

    Tesla’nın sürücüsüz taksisi yollarda

    Tesla, sürücüsüz araç çalışmalarında yeni bir aşamaya geçti. Şirketin 2024’te tanıttığı Cybercab, artık prototip olmaktan çıkarak ücretli yolcu taşımaya başladı.

    Cybercab, Tesla’nın tamamen sürücüsüz çalışmak üzere geliştirdiği iki kişilik elektrikli otomobili olarak öne çıkıyor. Araçta direksiyon ve pedallar bulunmuyor. Tesla’ya göre otomobil, çevresini kameralar ve sensörlerle algılayarak yolculuğu kendi başına gerçekleştiriyor. Araçta ayrıca yukarı doğru açılan kelebek kapılar bulunuyor.

    Cybercab yolculukları şu aşamada Austin’in sınırlı bölgelerinde yapılabiliyor. Tesla’nın Robotaxi uygulaması üzerinden çağrılan araç, yolcuyu alarak insan müdahalesi olmadan yolculuğunu gerçekleştiriyor.

    Tesla’nın Robotaxi hizmetinde ise Cybercab’in yanı sıra Model Y araçları da kullanılıyor. Şirketin mevcut Robotaxi hizmeti Austin’in yanı sıra Dallas, Houston, Miami, Orlando ve Tampa’nın bazı bölgelerinde bulunuyor.

    ABD’DE GÜVENLİK İNCELEMESİ BAŞLATILDI

    Cybercab’in ticari olarak kullanılmaya başlamasının hemen ardından ABD Ulusal Karayolu Trafik Güvenliği İdaresi (NHTSA) harekete geçti.

    ABD Ulaştırma Bakanlığına bağlı kurum, 4 Eylül’de yaklaşık 1.000 Cybercab hakkında inceleme başlattı. İncelemenin merkezinde Tesla’nın araçların federal güvenlik standartlarına uygun olduğunu nasıl belgelediği bulunuyor.

    ABD’de otomobil üreticileri, araçlarının federal güvenlik standartlarına uygun olduğunu kendileri beyan ediyor. Ancak NHTSA, üreticilerin bu beyanlarını sonradan denetleyebiliyor.

    Sorunun temelinde ise Cybercab’in alışılmış otomobillerden farklı tasarımı bulunuyor.

    ABD’deki mevcut Federal Motorlu Araç Güvenlik Standartları, büyük ölçüde insan sürücülerin kullandığı otomobiller için hazırlanmıştı. Bu kurallar kapsamında direksiyon ve fren pedalı gibi geleneksel araç kontrolleri bulunuyor.

    Cybercab’de ise bu kontrollerin bulunmaması, aracın mevcut kurallar kapsamında nasıl değerlendirileceği konusunda soru işaretleri oluşturdu.

    NHTSA, incelemede Tesla’nın kullandığı teknik verileri ve uygunluk değerlendirme sürecini ele alacağını açıkladı. Kurum ayrıca Tesla’nın bazı güvenlik standartlarının tamamen sürücüsüz araçlara uygulanamayacağı yönündeki değerlendirmelerini de inceleyecek.

    TESLA BEKLEMEDEN YOLA ÇIKTI

    ABD’deki düzenlemeler diğer birçok ülkeden farklı işliyor. Yeni araçların kamuya açık yollarda kullanılabilmesi için üreticinin önceden tek tek devlet onayı alması yerine, şirketler araçlarının kurallara uygun olduğunu kendileri beyan edebiliyor.

    Tesla da Cybercab için bu yolu izledi.

    Ancak uzmanlara göre direksiyon ve pedal gibi temel kontrolleri bulunmayan bir araç söz konusu olduğunda mevcut kuralların nasıl uygulanacağı tartışmalı hale geliyor.

    NHTSA da bir yandan tamamen sürücüsüz araçların önünü açabilecek yeni düzenlemeler üzerinde çalışıyor. Kurum, fren pedalları, silecekler, aydınlatma ve dikiz aynaları gibi konulardaki güvenlik standartlarını değiştirmeye yönelik çalışmalar yürüttüğünü açıkladı. Ancak yeni kurallar yürürlüğe girene kadar mevcut güvenlik standartları geçerliliğini koruyor.

    TESLA’NIN ÜRETİM HEDEFİ DE YÜKSEK

    Tesla, Cybercab üretimine daha önce başlamıştı. Şirketin hedefi, üretimi ilerleyen dönemde önemli ölçüde artırmak.

    Elon Musk, Cybercab’i ilk tanıttığında aracın 30 bin doların altında bir fiyatla satışa sunulacağını açıklamıştı.

    Tesla’nın stratejisinde Cybercab önemli bir yere sahip. Şirket, insan sürücüye ihtiyaç duymayan araçlarla ulaşım maliyetlerini düşürmeyi ve otomobillerin günün büyük bölümünde kullanılabilmesini hedefliyor.

    Ancak Tesla’nın bu hedefe ulaşması yalnızca üretim kapasitesine bağlı değil. Aracın güvenlik standartlarına uygunluğu ve farklı bölgelerde ticari kullanım için gerekli izinleri alabilmesi de belirleyici olacak.

    ZOOX ÖRNEĞİ TESLA İÇİN ÖNEMLİ

    Tesla’nın karşı karşıya olduğu durum daha önce Amazon’un otonom araç şirketi Zoox tarafından da yaşandı.

    Zoox, direksiyon ve pedal gibi geleneksel kontrolleri bulunmayan kendi sürücüsüz aracının federal güvenlik kurallarına uygun olduğunu kendisi beyan etmişti.

    Bunun ardından NHTSA inceleme başlatmış ve Zoox’tan aracın güvenlik standartlarına nasıl uyduğuna ilişkin daha fazla bilgi istemişti.

    Zoox daha sonra sınırlı ticari kullanım için federal muafiyet aldı. Bu muafiyet kapsamında şirketin ticari filosuna ekleyebileceği araç sayısı yıllık 2 bin 500 ile sınırlandı.

    Tesla açısından ise durum farklı olabilir. Şirket, Cybercab’lerin bu sınırlamaya tabi olmayacağını açıklamış ancak bunun nasıl mümkün olacağına ilişkin ayrıntı vermemişti.

    ROBOTAKSİ PAZARI BÜYÜYOR

    Cybercab’in yola çıkması, yalnızca Tesla açısından değil, hızla büyüyen robotaksi pazarının geleceği açısından da önem taşıyor.

    Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, ABD ve Çin’deki ticari robotaksi filoları 2025’te iki kattan fazla büyüyerek yaklaşık 8 bin araca ulaştı. IEA, sürücüsüz taksilerin önümüzdeki yıllarda daha fazla şehirde kullanılmasını bekliyor.

    Kurumun 2035 için verdiği tahmin ise 700 bin ile 3 milyon robotaksi arasında değişiyor. IEA’ya göre araçların yaygınlaşması ise yüksek maliyetler, şehir şehir alınması gereken izinler ve farklı ülkelerdeki düzenlemeler nedeniyle yavaş ilerleyebilir. Robotaksilerin 2035’te dahi ağırlıklı olarak 40 ila 80 şehirde yoğunlaşabileceği öngörülüyor.

    Bu alanda Tesla’nın yanı sıra Google’ın otonom araç şirketi Waymo, Amazon’un Zoox şirketi ve Çin merkezli Baidu, Pony.ai ve WeRide gibi şirketler de çalışmalarını sürdürüyor.

    GÜVENLİK TARTIŞMASI DEVAM EDİYOR

    Tesla, Cybercab’de kullanılan sürücüsüz sürüş teknolojisinin insan sürücülerden daha güvenli olduğunu savunuyor.

    Şirketin Full Self-Driving (FSD) olarak adlandırdığı sürüş yazılımının bir versiyonu Cybercab’de kullanılıyor.

    Ancak bazı uzmanlar Tesla’nın tamamen sürücüsüz araçları farklı yol, hava ve trafik koşullarında güvenli şekilde çalıştırabilecek düzeye ne kadar yaklaştığını sorguluyor.

    Reuters’ın eski Tesla çalışanlarıyla yaptığı görüşmeler de şirketin sürücüsüz sürüş yazılımının bazı temel manevralarda zorlanmaya devam ettiğini ortaya koymuştu.

    Tesla’nın önündeki en önemli sorunlardan biri bu nedenle yalnızca teknolojinin çalışması değil, bu teknolojinin güvenli olduğunun ve mevcut yasalara uygun olduğunun kanıtlanması olacak.

    NHTSA’nın başlattığı inceleme de tam olarak bu noktaya odaklanıyor. Kurum, Tesla’nın Cybercab’leri yollara çıkarırken yaptığı uygunluk beyanının federal güvenlik standartlarını karşılayıp karşılamadığını araştırıyor.

  • Otomotiv devinden 4 bin kişilik kesinti

    Otomotiv devinden 4 bin kişilik kesinti

    Tata Motors bünyesinde faaliyet gösteren JLR’nin üst yöneticisi (CEO) PB Balaji, otomotiv sektöründe değişen piyasa koşullarına uyum sağlamak ve şirketin rekabet gücünü artırmak amacıyla gönüllü işten ayrılma programı başlatılacağını duyurdu.

    Balaji, otomotiv sektörünün teknolojik dönüşüm, yoğun rekabet ve devam eden jeopolitik belirsizlikler nedeniyle önemli zorluklarla karşı karşıya bulunduğunu belirtti.

    Şirketin organizasyon yapısını sadeleştireceklerini ve verimliliği artıracaklarını kaydeden Balaji, bu kapsamda gelecek iki yılda yaklaşık 1,7 milyar sterlin tasarruf etmeyi hedeflediklerini bildirdi.

    Balaji, söz konusu dönüşüm kapsamında küresel iş gücünün gelecek iki yılda yaklaşık 4 bin kişi azaltılacağını ifade etti.

    ŞİRKETİN GELİRİ YÜZDE 10 GERİLEDİ

    JLR’nin İngiltere’de yaklaşık 34 bin çalışanı bulunuyor. İşten çıkarmaların büyük bölümünün İngiltere’de ve üretim dışındaki pozisyonlarda gerçekleşmesi bekleniyor.

    JLR, son dönemde yüksek enerji maliyetleri, ABD’nin uyguladığı gümrük tarifeleri ve geçen yıl üretimin yaklaşık 5 hafta durmasına neden olan siber saldırının etkileriyle karşı karşıya kaldı.

    Şirketin nisan-haziran dönemindeki geliri de geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 10 geriledi.

    Elektrikli araçlara yönelik talebin beklentilerin altında kalması ve Çinli üreticilerin daha düşük fiyatlı modellerinden kaynaklanan rekabet de JLR’nin sıfır emisyonlu araç üretimine yönelik hedeflerini düşürmesine neden oldu.